p.a.z.a.r.t.e.s.i. s.e.d.r.o.

üç dakika sonra lanet pazatesilerden birisi daha… bu zayının sonu gelene kadar o girdabın içersine düşmüş olacağım. neyse ki ağrlaşmakya olan ağrılı başım göz kapaklarımı indirmekte. tek bir kıvılcın bile şuursuzlaşmaya başlayan beynimi yakabilir. ikinci ağrı kesici. dikkat ettimde bin mili gramdan aşşağı dozaj sadece kendimi oyalamama yetiyor. başımda savaşan çinliler. salladıkları her kılıç hedefini sıyırdığında etleşmiş beynime batıyor. bütün damarlarımı en kılcallarını bile hissedebiliyorum. sol tarafı uyuşmış inatla ağrısı sürmekte. dışarıda gökten yağan gürültü beynimde yarattığı basınç… gözlerim ekrana kilitlenmiş. ekranda gezinen fareler de olmasa yoğun ışığa bakabileceğim mantıksız geliyor bana. gözbebeklerim büyülüş. mutfakta bir adam duvarlarımdan üzerime dölüken boya kabartılarını izlemekte. lanet pazartesilerden biri… en güzel yanı birazdan uyuyor olacağım… bir (ne istiyorum) iki (susmallıyım) üç (bu koyunlar) dört (işe yaramıyorlar) beş (kuzu mu olması gerekliydi) altı (bu kafa karıştırmaktan başka birşey değil) yedi (bilgisayarı kapatsa mıydım) sekiz (lanet baş ağrısı) dokuz (bu şekilde nasıl uyuyabilirim ki?) on …

diyal(og)lar 1

kadın: yok vaz geçtine göre var bişi baksana hala balkondasın hala hala e hala uyuyamı kaldın ne yaptın … ortanca yeğen geldi “Kim o Ayla mı?” dedi, “hee” dedim kadın valla googlede çıkan bütün sitelere baktım yok bulamadım, saklanmış galiba adam evet saklanmış kadın hatta gitar tabları bile çıktı adam biliyom kandırdım ben seni kadın ha beklemedim sey diil zaten adam vay be bizim sitede bile yok … Allah’ım kafadan uydurduk kadın ha adam ha kadın bu salak napıyo burda adam hı hı kadın … kimbilir kimbilir adam Allah bilir, Allah bilir kadın açmayalım şu konuyu adam kapayalım ozaman tut şunun ucunu kadın neyin adam lafın kadın çektikce uzamasın adam yok bi düğümlük çekicez merak etmesen kadın iyi biz lafa düğümlenmeyelimde adam yok bişi olmaz kadın bak uykum var ağğğğğğğ görüyomusn esniyorum gözümden yaş akıyor adam esnediğini gördümde gözünden yaş aktını görmedim kadın bak işte sanki soğan soymuşum gibi adam …

yalnızlık….

gözlerim büyüyor… etrafımda gezinen insanların kalabalığıyla avunuyorum… etraf soğuk, bir kışın getirisini hatırlatıyor bana dudaklarım arasından çıkan duman… kelimelerden farksız fincanımdan süzülen buharla birleşiyor… üşüyorum, duvarlarım kararmaya yüz tutmuş şekillerle üzerime yürüyor. masanın üzerindeki yarım kalmış pastam… mutluluk hormonlarımın yegane tetikleyicisi… şeker adam kılığına bürünmüş lanetinle beni sarmakta… tabak üzerimde bir ufo… nedensiz bir soru aklımda peydahlanan: mor ufo olur mu? sessizce solumaya çalışıyor. yakaladığımı görmek onun için en utanç veririci şey olsagerek. arada yüzüme bakıyor, ben gözlerimi yumuyorum. yatakta döndükçe huzursuzlanıyor… gidecek… geç olmaya başladı… gözlerim büyüyor… etrafımda gezinen insanların kalabalığıyla avunuyorum… ertaf soğuk, soluk alış verişleri ısıtıyor odamı, ama yetersiz. üşüyorum, duvarlarım kararmaya yüz tutmuş, çizdiğim resimler onlar… kelimelerle anlatamadıklarım… uzak bir lanet, yakınımda… kelimelere sarılmış… nedensiz bir soru: güneş neden sıcak? sessizce solumaya çalışıyor. onu izlediğimi görmemeli. portmantodan bir şemsiye alıyor… çırılçıplak… vücudum titriyor… sol eliyle kapıyı yavaşça açıyor. şemsiyeyi kapıya takmamak için kıvrak bir hareket yapsa …

küllerim

tabaktakiler. izmaritlerin dansına eşlik ediyor… artık içemiyorum. günlerdir beklettiğim tablanın kokusu sinmiş odama. midem bulanmaya başladıkça birazdaha bakıyorum. cadıların külleri serpilmiş, ağır kokunun içerisende kara büyü tütsüsü. düşünüyorum yakınlarda bir yerde eskilerden yadigar jiletim… üstünde paslanmaz yazmış görüyorum… külleirmin rengi. izmaritin sarısı paslarla kaplı… şuursuzca içime çekiyorum. yıllardır içtiğim küller içimde çırpınıyor. acı bira tatıyla. tost makinamın ağzı açık bu kez beynimi pişirmek için kıgınca bekliyor… bıçak ince ince domates doğramakta… bir el mutfaktan mayoneze uzanıyor. bu ben miyim? kelimeler dökülürken aynaya bakıyorum… sessiz bir çığlık beni karşılıyor, sakallarım uzamış, dişleirm sararmış. insanlığa yani bir adım atmalıyım… yüzüm kanıyor… külleri çocukluğumun tabaklarında dans ediyor… izmaritler… derin bir nefesle çekiyor beni… tutunmak için bilgisayarıma sarılıyorum. onu da almaya çalışıyor… yıllar geçiyor. musluktan damlayan sularla boğuluyorum… gördüklerim… ellerim gözlerim büyüyor… odam kırmızı… bireden canlanıyor… çekiliyorum… tabaklarım 80’lerden kalma… bir uzay gemisi gibi ışıklı… içinde kül adamlar… çekiyorlar beni… yakalayın.. küllerim…

6N Odam çürüyor gözlerimin önünde. Şimdi ilk yaşlarımın yorgunluğu ve sonra hayatımdan akıp gidenlerin umutsuz görüntüsü. Gözler büyüyor. Kalp atışlarım eskisinden daha yavaş. Sessizce donuyor vücudum, üzerimde bir ıslaklık , donmaya çalışan bedenim derin titremeler içersinde. Uzaktan bir ses duyuyorum. Mutfağa uzandığımda yada yanıbaşımda yatağımın içinde. Başucumdaki sehpada. Akşamdan süslediğim patates salatam inyanını kusuyor üzerime. Kırmızıyım. Yüzün kanlanmış… Deirn bir iç çekişle “ketçaptır” diyorum rahatlamama yetmiyor. Şimdi de beyaz, huzursuzluk içersinde yüzerken dolanıyor göğsüme. Gözleirm kararıyor. Karanlıktaki yansımama bakıyorum aynada, akı çıkmış. Sabah yediğim yumurtanın yansıması gözlerimde bilinçsizce odamın duvarlarında geziyorum… Kelimeler şimdi daha yakın, kelimeler şimdi daha sessiz… susuyorum… …

kokun siniyor, üzerime duvarlarıma. açıldıkça büyüyen güçsüzlükler içersinde… sessiz bir odada. sakinliği içime attığım cümlelerin girdabında yokolmak üzere. sessizce soluyorum. tüm hücrelerimi öldürerek. birkez daha vücudum ittreyerek anıyorum adını. küçük ürpertilerin soğuğunda ilaçlara sarılarak yaşıyorum. geleceğimden emin geçmişimden habersiz. bir nokta gibi başladığım hayatta bir hiç olarak yazılıyorum sayfalara. ölüyorum… büyük depremlerin eşiğinde, yıkıntılar arasında, fosilleşmeye çalışarak… ümitsiz, umutsuz, anlamsız…

Back to Top