neden, niçin sorunsallar topluluğu 1. bölüm…

ne zaman bitecek bu? yıllardır ayni yerde dönüyorum. yaşımı asan umutsuzluk dalgaları. ne kadar çırpınsam, ne kadar uzatsam elimi umuda, bastığım topraklar o kadar çekiliyor geri. Umut etmek diyorum kendime her zaman umut etmek. küçük mutlulukların hayallerini kuruyorum, elimde ne olduğunu bilmeden. daha kaç kez büyüyecek bedenim. büyüklüğüme mi sığınmalıyım yoksa delikanlılığıma mi? adımımı attıkça içimde eksilen bir şeyler var… neden böyleyim? iyi bir insan miyim? iyiysem bunun acısını mi çekiyorum, kötüysem de cezasını. sürekli bir bilinmezlik aklımda varolan. şeklini bile görmediğim adamlar üzerime yürüyor. neden yasamaya çalışıyorum? bir oyun evindeki oyuncak olduğum için mi?bu gün bitecek mi? yarin yine ayni soruyu soracağım kendime. yarin yine kimi sevdiğimden habersiz kapayacağım kapımı. sürekli yanlış anlasilmak zorunda miyim? bu yüzden midir insanların soluksuz kaçışı benden? ne kadar besleyecek sevdiklerim benden aldıkları aşklarla başka aşklarını? ne kadar tekerrür edecek hayat boşu boşuna…

Kendimi Sakladım, Küçük Korku Filmlerinin Azılı Karakterlerini Unutarak…

Resim: Liv Nyborg Kendimi sakladım, küçük korku filmlerinin azılı karakterlerini unutarak. Asla beklemediğim bir anda olmazların üzerine çöken yanık tütsü kokuları etrafı saran. İlk kez almadığım, her ölümümde bunumda dolaşan. Son kez geldi belki, belki beklilerle örülü ağların son düğümünü attım bu kez. Hep hayaletleri sevdim. Onlar aslında yaşamıyorlardı ve ben hayal ettikçe uzaklaşıyorlardı benden. Hayaletler vardı bana yön veren küçük kibrit kutularına sıkıştırdığım ve birden parlayıp kaybolup giden. Hayat saçmalıklarını okuyordum, her kelimede biraz daha kaplıyordu içimi karanlık. Bilinçsizce bir şırıngayla dolduruyordum Azrail’i içime, altına benzer bir renkte mutluluğun en yücesiyle. İşte buyum, buradayım, hiç özelliksiz sadece ben olarak arzulanacak türün en umutsuz sürümü, asla yenisine yükseltemeyeceğin. Büyütmeye çalıştığında bedenini yırtacak. Acı ne kadar zevk vericiyse o kadar da dayanılmaz. Şeytan bile ateşini sevmez. Karanlığın son kez indiğini görür gibiyim, artık geçmişin başarısızlıkları yok hayatımda ve ardımdan beni kovalayacak kahpe mutsuzluklar. Açıkça belirtmeliyim ölümün yakışacağı tek bir insan olabilir …

Sıkıntıdan bu hallere büründüm, uzadıkça daha da yolmaya başladığımı hissettim saçlarımı, uzadıkça daha fazla kaşınmaya başladığımı. En çok insanların yüzündeki ifadeyle birlikte kararsızlığıma üzüleceğim. kestirmek için bir ay düşünmüştüm…

Are You There?

Usulca başlıyor sessizlik, uzaklardan kapımı çalan yokluğun, derin bir uğultuyla çarpıyor duvarlara. Boynuma son kez geçirdiğim pek özenli ilmiğim. Duvarlarıma yansıyan pembe ışığın bıraktığı inanması güç tenimdeki canlılık… Son bir çırpınış. Kalbimin daha hızlı attığını hissediyorum. Yazılar, çiziler, yazgılar üzerime yansıyan. Kimse mutlu değil, kimse gereksiz değil gökyüznüne dair. Orada mısın? Var mısın? Son bir soluğun üzerine yüzümü buğulandıracak kadar yakın mısın? Titrerken sebepsizce… (Anathema – Are You There: Hiç bir zaman isteyerek dinlemedim bu şarkıyı. Her seferinde kendini dinletti. Winampın her çalışında bilinçsiz bir şekilde tekrara aldı ellerim ve her seferinde önümdeki kağıtlara belirsiz resimler çizdiğimi farkettim taki gerçek hayata dönene dek…) (Amanda Francis’e ait yukardaki çalışma daha fazlası için resme tıklayabilirsiniz.)

Back to Top