?? 2

< p style=”text-align: justify;”>Kapı çalıyor. Üzerimdeki ince örtüyü apar topar atıp kapıya yöneliyorum, kapıdaki çok beklemişçesine bir kez daha basıyor zile. Dığ kapıyı açmak için butona basıyorum, bu arada boxerla olduğum gözüme ilişiyor. Odanın içinde üzerime geçirecek bir şeyler bakınıyorum. Gözüme ilişen birşey yok. Kapı birkez daha çalıyor. Öylece açıyorum. Küt saçlı hafif tombulca bir kız karşımda duran. Yüzünü, kim olduğunu hatırlamaya çalışıyorum, ancak herhangi çağrışım yapmıyor bana. Sanki çok uzak, çok soğuk bir esinti alıyorum ondan, ancak sesi bu esintiyi yalanlayacak kadar içten. “Ooo hazırlanmamışsın bile, hadi çabuk ol, içeri davet etmeyecek misin beni? Sen hazırlanana kadar kapıda mı bekleyeceğim?” “Ta tabi geç buyur.” Kimsin sen, ne arıyorsun burada, tanıyor muyum seni? İçeri giriyor kapıyı kapatarak ardından odaya giriyorum. Sırtındaki çantayı çıkartıyor. “Of ev çok havasız kalmış, bir iki pencere aç, bu ne, nasıl nefes alıyorsn burada?”. Pencereye yöneliyorum, şaşkın bir durumda olduğumu anlamış olsagerek tügüme gülümsemeyle bakıyor. “Ayılamadın …

?? 1

Gözlerimi kapadığım anda beynimdeki tüm sinir hücrelerinin tek bir amaç için savaş verdiklerini biliyorum. Rüya görmek. Çoğu zaman kabuslardan farkı olmayan rüyaların içinde kayboluyorum. Aslında tek amacım kendimi huzurlu hissedebileceğim bir rüya görmek. Belki cennette olmasa da ona benzer bir yerde fikren bir saat geçirmek ve başımı herhangi bir yere yasladığımdaki o yorucu karmaşa… Gözlerim kapanıyor. Nerede olduğumu bilmiyorum. Ansızın geçen karelerin algılanmasıyla meşkul beynim. Vücudumu hissetmiyorum. Ellerimi, kollarımı, ağırlaşmaya başlamış ayaklarım yavaş yavaş kendini bırakıyor. Etrafımda dönen şekiller… Derin bir uğuldamayla, boşluğa düşmüş ruhumun korku ve ilkilmesiyle uyanıyorum, ardından aynı uğultuya karışan bir müzik, uğultunun kaynağının çep telefonum olduğunu çağrıştırıyor bana. “La La” (Cortney Tidwell)yarı nakaratına kadar çalıyor. Ben açmak istemediçe, o da susmaya pek niyeli gözükmüyor. Müzik neyse de şu titreşimin korkunç gürültüsü… “Efendim.” “Merhaba, n’aber? Uyandırdım mı?” Uzaktan gelen kadının sesi, algılarım dahilindeki bir ses tonuna benzemiyordu. “İyiym sen? Evet uyuyordum.” “Bu saatte uyunur mu canım? Bak …

Vagon

(biraz zorlayarak oldu ama neyse) Ne kadar uzaksın. Gözlerin, ellerin. Aklıma yer eden sadece varlığın. Hayal meyal. Hiç bir şeyini hatırlamıyorum. Yazmak istediğimde bir boşluktan ibaretsin. Bazen yolda yürüyen biri, bazense markette aldığım ürünleri geçiren kasiyer oluyorsun. Hep güzel hayal ediyorum seni. Çoğu kez yine hayalden ibaret olduğunu düşünüp kendimi akli testlere tuttuğum doğru. Vardığım sonuç ise her zamanki gibi olumsuz. Peki bu özlem neden? Cevaplayamadığım sorulardan biride bu… On beş haziran akşamıydı hatırlıyorum. Sıcak bir geceydi. Hava durumları mevsim normallerinin dışında sıcaklık beklendiğini zaten söylemişlerdi. Güneş kendini kaybetmeye başlamıştı ancak giderken ısısını yanına almıyordu da… Son trende gözümün alabildiğince bir boşluk vardı. Yalnızlık hissi beni yavaş yavaş esir almıştı. Öncelikle sırf gürültü olsun diye walkmanimin kulaklıklarını taktım. Radyoda çalan son derece gürültülü bir parça tüm dünyayla ilişkimi biraz olsun kesti. Ancak kendimi bir türlü müziğe kaptıramıyordum. İçimde bir güvensizlik, her an için vagonun içini kontrol etmemi söylüyordu bana. Bir …

herkes seni seviyor

bu yüzden seni sevmekten korkuyorum sessizce aptal resminde kal korkularımı yeninceye kadar dokunsun başkaları sanırım son kez kaldırabilirim bunu… ne kadar gizlesem benliğimi açıkça çöksem içine yalnızlığın sessizce kalsam soluksuz öylece kal dokunma korkularımı yeninceye kadar üzülmem, ağlamam, kızmam elinde tuttuğun ellere… gözyaşlarını sil ellerine değdiği anda açıkça belli et hislerini son kez git de, istemiyorumu ekle ardından son bir ricayla, tasmanı çıkar boynumdan korkularımı yeninceye kadar konuşmayı öğrenene kadar kendimi akıllı sanana kadar dokunma kimseye, ya da ne yaparsan yap benliğimi kazıma, göründüğün gibi kal orda kal… ardına bıraktığım hayatımı ver bana ya da listenden bir isim şeç kısa iki heceli içine yücelik sıkışan bir o kadar da umutsuz ezik sadece alışana kadar yokluğuna, elimi tut korkularımı yenene kadar yeniden hayvan olana kadar… &amp;amp;lt;a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a48358ae’ target=’_blank’&amp;amp;gt;&amp;amp;lt;img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:89726&amp;amp;amp;amp;n=a48358ae’ border=’0′ alt=”&amp;amp;gt;&amp;amp;lt;/a&amp;amp;gt;

dengesiz hormonların, ahlaksız iç çekişleri, sıcağın yansıması, şakaklarımdan akan ter, doyumsuz bir günün, gereksiz kırıntıları, şimdi karanlık gök yüzü, sade, saten, ipek karışımı kıvrımlar ve aklımda binbir haykırışın çığlıkları üzerimde ise yorgan… &amp;amp;lt;a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a48358ae’ target=’_blank’&amp;amp;gt;&amp;amp;lt;img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:89726&amp;amp;amp;amp;n=a48358ae’ border=’0′ alt=”&amp;amp;gt;&amp;amp;lt;/a&amp;amp;gt;

önce beni ne kadar sevdiğini söyle, sonra ne kadar nefret ettiğini… gözlerimin içine bakmalısın, kaçırdığın her saniye bir umut olarak geri dönebilir bana. sonra sırtını dön, omzunun ardından bakma bile. tüm hereketlerin, sert ve seri olsun. seni durdurmayı arzulayacak bedenim yerinden kımıldayamasın bile… korkut beni… şu yüz maskelerinden tak veya… yada sil yüzünü kim olduğunu bilmeyeyim. öyle sil öyle korkut ki, her kadını sen sanmayayım. yada herkes sen olsun. belki bedenim bu şekilse daha kolay unutabilir seni… &amp;amp;lt;a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a48358ae’ target=’_blank’&amp;amp;gt;&amp;amp;lt;img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:89726&amp;amp;amp;amp;n=a48358ae’ border=’0′ alt=”&amp;amp;gt;&amp;amp;lt;/a&amp;amp;gt;

Back to Top