Dönüşüm üzerine önsöz gibi bi’şi

Hikayeyi böyle parça parça bloga yazınca tam olarak hikaye olduğu anlaşılmıyor. Bu sebeplerden ki bende hepsini bir araya toplayacak bir yazı yazayım dedim, bu yazıda bir işsiz gibi bir şey oluyor şimdi sanırım. Tarihler kontrol edildiğinde yine uzun süreli bir hikaye oldu bu sanırım. Bu hikayenin en büyük özelliği tamamen cep telefonuna yazmış olmam. Yani insanlar mesaj yazıp sosyal medyada ben bir şeyler paylaşırken ben bunu yazmak için debeleniyordum. Haydi alkış bana 🙂 Hikaye sıcak bir Ramazan gününde başladı. Malum İlk satırlar Bunu belki ediyor. Ancak gelen süreçte neler neler yaşanmadı ki? Hikaye Kafkanın dönüşümünden esinlenerek basladi. Bu ilk satirinda bariz bir şekilde bunu belki ediyor . Ancak burada bir olay vardı ki durum dönüşememek ile ilgiliydi. Kahramanımız donusemiyor eski hali ile kalıyordu. Üstüne üstlük bütün insanlar dönüşmüş. Bu dönüşen insanlar ise, kendilerine lider diyen bir insandan direktör alıyordu. Bu direktifler kendilerinden olmayanları yakalamak adinaydi. Belki son dönemlerde sıkça gördüğümüz …

Dön

Yaklaşık bir günü evde geçirdik. İlk defa evde fazla yiyecek dulundurmamamin acısını çekiyorum. Sıcak hava olmayan elektrikler sebebi ile vantilatorun calismamasi ikimizin de bol su kaybetmesine sebep oluyordu. Üstüne üstlük yerine koyacak suyumuz da kalmamıştı. On litrelik damacananin dibini tuketmistik. Normal şartlarda da çok su içen ben bu süre zarfında icebildigim minimum suyu içmiştim. Vücudumdaki susuzluk sebebi ile artık eskisi kadar faz terlemiyordum ama  etrafa bozuk peynir kokusu gibi bir koku saldigimin farkındaydım. Bu sebepten dolayı onun yanına çok fazla yaklasmıyordum. Bir kaç kez duşa girmeyi denedim ama dışarıdan gelen sesler beni tedirgin etti. Hem bir süre sonra insan doğal olarak kokmamaya başlıyormuş, bir yerde okumuştum. Sonunda evden çıkmamız gerekiyordu. Buzdolabında bulunan çikolata stogunu eritmistik. An başında yurt dışı dönüşünde almıştım. Malum ramazan, sıcak, tek başıma yaşıyorum derken yiyecek olayına pek girmemiştim. Girsem de en fazla üç günlük yiyecek bulunurdu evimde bozulmasın diye. Nihayet sokağa çıkmış ve bunu ortak bir …

Dön

Cesaret nedir? Sözlük anlamı dışında yani. Cesaret, sevdiğiniz birini koruma güdüsü diyebilirim size. Ya da en belirgin olarak bu durumda ortaya çıktığını. Cesur biri değilim, küçükken bazılarına hava atmak dışında giriştiğim küçük eylemleri saymazsak. Peki ya büyüdükçe, yetiskinlik merdivenlerini tirmandikca? Hiç bir cesaret örneği göremiyorum kendimde. Tekdüze bir yaşam. Peki zombilerden farkımız sadece nefes almamız mi, düşünmüyoruz, sorgulamıyoruz kendimizi başlamışız, uzun uzadıya giden bir halatın ortasına sürekli uçurumdan anlayacağımız zamanı, birilerinin bize hadi demesini bekliyoruz. Biraz olsun anlamışsınızdır ben böyle şeyler konuşamam, bunlar hep cesaretten. Kaç dakika sonra kapı vurması durdu bilmiyorum ama bir nebze olsun ona sarılmak, vücudumdaki dirginligi arttırmış, hücrelerime deliler gibi savaşacak, iksiri zekretmisti. Bir süre daha sessizce dışarıyı dinledik. Nihayet gürültüler iyice kesildiğinde hafifçe silkindi. Kendimi geri çektim. Kutsal sınırların dışına itilmiş gibiydim.  “Gitmeliyim, senin başını da sıkıntıya sokmak istemem” dedi fısıltıyla sesi kulaklarımdan dönülmez taze serin bir hava gibi indi. ‘Benim başımı daha büyük bir …

Dön

Eve vardığımda direkt aynanın karşısına geçtim. Nedense aynanın karşısına geçene kadar ellerimle vücudumu yoklama fikri aklıma gelmemişti. Hala elektrilerin olmaması sebebi ile aynanın karşısında da kendimi göremedim. Zaten evin içi zifiri karanlıktı ama garip bir şekilde nesnelerden renkleri cikardiginizda onları daha iyi görebiliyordunuz.  El yordamıyla bir çakmak buldum. Ev küçük olunca karmaşası büyük oluyor ama elektrik kesintilerine alışkın ben bu gibi hayatı şeyleri yakınımda tutarım. Hatta suralarda bir yerlerde kalem şeklinde bir fener olacaktı.  Feneri buldum ama çalışmadı. Sanki tüm elektrikli aletler susmuştu. Aynanın karşısına tekrara geçtim. Çakmağın halkasini sertçe aşağıya çektirdim. Cılız, bir kaç kıvılcım parladı söndü. İkinci denememde ışığın soğukluğu yüzüme yansıdı. Gerçekten soğuktu. Bir buz tabakasinin ardına beyaz bir ışık tutarsiniz ya aynı o şekilde. Aynada gördüğüm kadarıyla eskiden göründüğüm gibi görünüyordum. Buna sevinmeli miyim, yoksa üzülmeli miyim bilmiyorum. He ne kadar normalde görüntümü çok beyenmesemde bu halde görünmek beni çok mutlu etmişti ama potansiyel hedef olma …

Dön

Dışarıya çıktığımda beklediğim gibi bir serinlik karşıladı beni. Hatta bu mevsimden beklenmeyecek kadar serindi dışarısı. Güneş iyice batmış, elektriklerin de olmamasiyla birlikte sokak, sadece ilk dördünün cılız ışığı ile aydınlanıyordu. Etraftaki evlere baktığımda hiç bir ışık göremiyordum. Ne bir fener ne bir, mum ışığı. Sokak oldukça sessizdi. Duyabildigim tek ses, sokakta İki bina arasına asılmış Beşiktaş bayrağının çıkardığı sesti. Bu günle birlikte bayrak iyice haşlanmış olmalı, bir dokuz sene daha bekleyecek direnci ulaşmıştır. Adımlarımı hızlandırdım. Karanlık, karanlıktan çok sessizlik beni hep ürkütmüştür. Sessizlik ve karanlık kombinasyonu diyelim. Bu gibi durumda sürekli takip ediliyorum duygusuna kapılırım. Bu histe tek miyim? Sokağı biliyordum. Bu sebepten dolayı adımlarımı hızlandırdım. Yol gösteren sönük ama ne olduğunu belli eden ışık, yol kenarlarına atılmış çok poşetlerini girmeme yetiyordu. Anlamadığım şey elli metre içerisinde zaten iki çöp poşeti olmasıydı. Madem çöpleri atmıyorsak, çöpleri buraya atan insanları çöpe atmak bence ise yarayabilirdi. Hem de geri dönüşümüz. Köşeyi döndüğümde …

Dönüş

Lanet olsun. Dakikalardır bu şekildeyim. Pencereden yansıyan ışığın şiddetine bakarsam güneş eski şiddetini bırakmış gibi. Yani birazdan ezan okunur. Neden ezanın okunmasın a bu kadar taktım ki bilmiyorum. Muhtemelen açlıktan bu şekilde öleceğim. Vücudumun hareket etmeyip fazla enerji harcamadigini düşünürsek bekli bulunacak kadar hayatta kalabilirim. Neyse bu durumu kabukkenmekten başka çare yok… Top patladı. Ezan okunmaya başladı. Sanki bir serinlik çöktü birden. Orucumu açmak için -Biraz tuzlu olacak ama- dilimi dışarıda gezdirdim ve bir parça ter çektim içime. Güzel, dilimi oynatabiliyordum. Bu iyi. Önceden oynatamıyor  muydum acaba? Şimdi hatırlamıyorum. Ezan ilk defa bu kadar net duyuluyordu evimden. Bilmediğim bir makam ama. Şimdi şarkıcılar bile kafalarına göre makam oluşturup okuyorlar ezan. Pop müzik parçası gibi türlü türlü remiksleri çıktı ortaya.  Biraz daha uzaktan bir ezan sesi daha çalındı kulağıma. Diğeriyle arasında bir saniye fark var yada yok. Sonra bir diğer, bir diğeri… Onlarca caminin arasında kalmış gibi hissettim kendimi. Üstüne üstlük …

Dönüşememek

Yarım saat oldu. Muhtemelen yarım saat. Belki de daha fazla olmuş olabilir. Saati bilmiyorum haliyle kipirdayamadigimdan bakamıyorum da. Eğer buradan kurtulursam tam karşıma bir saat koyacağım, tam tavana. Kim ne derse desin. Bir saati geçmedi bundan eminim ezan sesini duymadım henüz. Duysam belki… Bir saniye… Duyma yetim yerinde mi benim. Dakikalardır düşüncelerim dışarıdan gelen sesleri tıkadı. Eğer beynimi durdurabilirsem… Siz yokken bağırmayı denedim. Aslına bakarsanız bağırmayı pek beceremem. Çığlık atsam pek erkeksi olmaz, bağırsam bir anirmadan öteye gitmez. Kendime ikinci bir not dusmeliyim. Bağırma provaları yapılacak ve en güzel bağırma şekli bulunacak. Bağırmak demiştim. Bunu denedim. Bir çok kez Ancak hiç bir ses alamadım karşılığında. Ya kimse beni sallamadı ya da ben sesimi duyuramadim. Içinde bulunduğum hali göz önüne alırsak ger ikisi de olabilir. Sonuç olarak bu girisimim sonuçsuz kaldı. Of… Deli olacağım. Aman Allah’ım kurtar beni. N’olursun. İyi bir adam olacağım. Lanet olsun. Sanırım, kendi yerinde boğulan tek insan …

Back to Top