In-lyu-myeol-mang-bo-go-seo

Bilinen adıyla “Doomsday Book” (Kıyamet Kitabı) 2012 yapımı bilim kurgu filmi. Filmin Kore yapımı ve bilim kurgu olması, fragmanının da ilgi çekici olması, film için heyecanımı arttırmıştı. Tanıtımlarını okuduğumda filmin üç hikayeden oluştuğunu gördüm. Bu nedense filmi izleme şevkimi biraz oldun kaçırdı ve bu güne kadar filmi izlemek için beklememe sebep oldu. Üç hikayenin birbirinden bağımsız olduğunu biliyordum. Ancak bir şekilde anlatımda sıkıntı olacağını hissediyordum nitekim hislerim beni yanıltmadı. Güzel hikayeler varken elimizde bunların anlatımı pek istenildiği gibi olmamış. Görsellik, oyunculuk, ana fikir güzel, anlatılmak isteneni de başarıyla anlatmış ama filmdeki herhangi bir türe ait olamama izleyicinin sıkılmasına sebep oluyor.

Cloud Atlas

Cümlelere bir şekilde başlamak gerekli. Öncelikle yazıda “spoiler” denilen yaratığa bol miktarda yer vereceğimi belirtmeliyim. Yazı, biraz da okuyan bünye üzerinde, olumsuz etkiler yaratabilir. Belirtmem gerek ki film aslında iyi bir film. Ben sadece eksik gördüğüm kısımları ve ufak tefek eleştirilerimi yazacağım. Bu “meyve veren ağaç taşlanır” şeklinde de düşünülebilir. Ancak takdir edersiniz ki, işin içinde Wachowski Kerdeşler ve Tom Tykwer olunca ister istemez beklentiyi yükseltiyorsunuz. Bu film belki direkt hikaye ve senaryo bakımından Wachowski Kardeşler ve Tom Tykwer’a ait olsa ortaya daha iyi bir iş çıkabilirmiş. Ancak film David Mitchell‘in aynı isimli romanından uyarlama olunca işler biraz karışıyor. Film romanı okuma isteği uyandırıyor içinizde öyle bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorsunuz. Bunun için kitabı okumaya ihtiyacınız yok. Ben de yorumlarımı kitabı okumadığımı göze alarak yaptığımı belirtmek isterim.

The Ring Virus

 링(링 바이러스 1998 yılında Hideo Nakata‘nın, Kôji Suzuki‘nin Ringu romanını uyarlaması ile birlikte alevlenen Uzak Doğu korku sinemasında aynı romanın bir başla uyarlaması da Nakata’nın Ringusundan bir sene sonra çekilen, yönetmen koltuğundaysa Koreli yönetmen Dong-bin Kim‘in oturduğu The Ring Virus. The Ring Virus’u Ring ve onun birebir Amerikan uyarlamasından ayıran en önemli özellik ise, kitabın asıl hikayesine olabildiğince sağdık kalması. Yani bu film için kitabın bire bir çevrimi diyebiliriz. Filmde karakterler tanıdık olunca ve aynı kitaptan uyarlandığını bilince insan büyük bir beklentiye giriyor. Tabi çıtayı yükselten Nakata’nın Ring’inin bu filme hiç uğramamış olması hayal kırıklığı. The Ring Virus, biraz daha psikolojik ve sosyolojik olarak olaya yanaşmış. Kitabında konusu olan çift cinsiyetlilik, Nakata’nın Ring’in deki gibi göz ardı edilmemiş. Tabi işin içerisinde bir de ensest var. Yani film tabuları zorlayan bir film. Konuya girmeyeceğim zaten ana hatları ile koyu herkes biliyordur. The Ring Virus bana oyunculuk ve çekim açısından biraz amatörce geldi. Ring’den sonra çekilmesi ve korku öğelerinin …

Kûki Ningyô (Air Doll)

Öncelikle filmin genel yapısından bahsederek başlamak istiyorum cümlelere. Filmin ilk dakikalarından itibaren aklıma gelen Lars and the Real Girl oldu. Fİlm bana neden böyle bir çağrışım yaptı bilmiyorum. Oysa ikisinin arasında tek ortak nokta, ana karakterlerden birinin şişme bebek olması. Kûki Ningyô kareleri birbirine bağlarken zorlanacağınız bir film. Fİlmin süresi boyunca bir şeylerin havada kaldığını hissediyorsunuz ancak bu sizi rahatsız etmiyor. Bazı soru işaretleri ilerleyen bölümlerde yanıt buluyor ancak havada kalan kısım da hatrıı sayılır çoklukta. Öncelikle filmi klasik bir filmmiş gibi izlemekte fayda var. Her ne kadar giriş gelişme sonuç bölümleri olsa da alıştığımız bu düzlükte, bölümler arası atlayışta herhangi bir hareket olmadığı için, film sürekli aynı tempoda artıp, azalmadan devam ediyor. Bu durağan kareler ve hikaye içerisinde sıkılmak imkansız anlak burada devreye giren yönetmenin anlatım dili ve yakaladığı kareler. Bu arada oyunculuğun da hakkını vermek lazım. Film yönetmenin de belirttiği gibi, şehir hayatının yalnızlığını anlatmakta. Bu anlatım direk …

Boksuneun naui geot / Sympathy for Mr. Vengeance

Ustan yönetmen Chan-wook Park‘ın intikam üçlemesinin ilk filmi Boksuneun naui geot. İkinci filmi Old Boy‘a daha önce blogta yer vermiş, hatta en iyi onbeş Kore filmi sıralamamda başlara koymuştum. Biraz sıra sektesine uğramış olsa da şu an için bir  Boksuneun naui geot yazısı yazmayı borç bilirim… Öncelikle filmin Old Boy’daki beklentileri karşılamadığını söyleyerek başlamalıyım, çünkü bu film Old Boy’daki gibi film başlar başlamaz insanı içine çeken bir gerilime ve öyle insanın kafasına balyoz gibi vuran bir finale sahip değil. Bir Old Boy beklentisi içerisinde olan izleyici hayal kırıklığına uğrayacaktır. Daha sakin, daha karışık, yeryer durağan ve geçit bilmeyen görüntüleri ile aslında iyilik uğruna yapılan kötülükler ve toplum eleştriilerinin yargılarını göz önüne seriyor. Aslında bu film Old Boy ile karşılaştırılmamalı, ayrı bir statüte incelenmelidir… Boksuneun naui geot ilk yarısında olaydan çok sonuç getirmekte karşımıza. Yani finali aslında başında. Üçlemenin ilk filmi olması sebebi ile intikamlar birbirine girmiş, izleyinin anlayacağı sadelikte değildir. …

Back to Top