Etiket arşivi: Douglas Booth

Loving Vincent

Filmden nasıl bahsetmeliyim bilmiyorum. Daha baştan filmin kesinlikle izlenemsi gerektiğini söylemeliyim. Eğer sinemada izlerseniz bu size ayrı bir keyif verecektir ve kesinlikle büyük ekranda izleyin.  Filmin ayrıntısına girmeden izlediğim salonda netliğin tam olmadığını belirtmem lazım. Projektörü biraz ayarlamaları lazımdı. Tabi bu kazandığım deneyimden, aldığım ketiften hiç bir şey keşfettirmedi.

Filmin hikayesine göz atalım öncelikle. Bir polisiye edasıyla gidiyor. Bu şekilde bizde hikayenin içine başarılı bir şekilde giriyor ve Armand Roulin ile birlikte hikayenin bir parçası oluyoruz.

Vincent van Gogh’un ölümünün üzerinden bir yıl geçmiştir. Ona  mektuplar taşıyan Postacı Roulin’in eline Vincent’in Theo’ya yazdığı bir mektup geçer. Bu mektubu Theo’ya ulaştırması için oğlu Armand’a görev verir. Armand Vincent’i sevmez ve bu fikre karşı çıkar ama sonunda babasını kıramaz. Parise gider, burada Theo’nun öldüğünü öğrenir ve mektubu tanıdık birine vermek için Auvers-sur-Oise’a kadar gider. Burada mektubu Van Gogh’un dostu Dr. Gachet’ye verecektir. Şehir dışında olan doktoru beklerken, kasaba halkından Vincent hakkında bir çok şey öğrenir ve onun hakkında düşünceleri değişir.

Loving Vincent filmi için dört sene çalışılmış, 125 ressamın tek tek yaptığı 65,000 kare yağlı boya tablodan oluşuyor. Tabi ben burada istatiksel bilgileri yanlış hatırlıyor olabilirim ama böyle bir olaya girilmesi bile film sürecinin ne kadar sancılı ve aynı zmaanda keyifli olduğunu ortaya koyuyor.

Özetle ortaya öyle güzel bir yapım çıkmış ki izlerken keyiften dört köşe oluyorsunuz. Tam anlamıyla farklı bir deneyim Loving Vincent. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Geçen sene gözlerimle gördüğüm van Gogh tabloları sanki birşeşmiş karşımda bir filme dönüşmüştü. Bu arada unutmamak lazım. Fİlmin müzikleri de Clint Mansel’dan. Oldukça başarılılar.

Yönetmen – Senarist: Dorota Kobiela , Hugh Welchman

Jerome Flynn
Doctor Gachet
Robert Gulaczyk
Vincent van Gogh
Douglas Booth
Armand Roulin

Jupiter Ascending

Wachowski Kardeşlerin son ürünü olan Jupiter Ascending’in tek olumlu tarafının baş rolde Mila Kunis olduğunu söylemem lazım. O da oyunculuk bakımından çok tatmin ediyor mu tartışılır ama keyifli bir şekilde göze hitap ettiği kesin. Wachowski Kardeşlerin diğer filmleri ile karşılaştırdığımızda Jupiter Ascending bize ne veriyor derseniz koca bir hiç diye cevap verebilirim. Yani Wachowski Kardeşler düşüşlerine devam ediyorlar. Tamam The Matrix iyiydi ama devamı bir türlü gelmedi. Matrix var olan bir mitin başarılı bir şekilde ekrana yansıtılmasıydı. Sonra yazılıp çizilenler aslında Matrix’i felesefeleştirdi ve bu şekilde gelişen  Matrix felsefesi Wachowski Kardeşlere bu ekmekten para yemek için zemin hazırladı. Film üçleme olarak hazırlanmadı ama üçleme oldu. 

Akabinde çoğumuzun hatırlamadığı Speed Racer Wachowski Kardeşlerin elinden çıktı. Sonrası Cloud Atlas. Cloud Atlas nispeten biraz daha Matrix tarzına yakındı. Bir mit ele alınıyordu ve düşündürüyordu yine eksikleri çoktu ama Wachowski Kardeşlerden vazgeçmemek için bir ümit veriyordu. Ancak Jupiter Ascending kesinlikle Wachowski Kardeşlerden beklenecek bir film değil. Şöyle bir baktığımda sanki Wachowski Kardeşlerin oluru buymuşta Matrix bizi yanıltmış gibi düşünmeden edemiyorum. Jupiter Ascending’de Holywood’da herkesin çekebileceği sıradan bir bilim kurgu kafasında. Okumaya devam et

Noah

Filme nasıl başlasam bilemiyorum. Darren Aronofsky çok sevdiğim ve takdir ettiğim bir yönetmen. Açıkçası bu sebepten dolayı film hakkındaki beklentilerim biraz fazlaydı. Ancak kim olursa, ne olursa olsun beklentileri yükseltmemem gerektiğini de biliyorum. Ancak şöyle bir baktığımda Noah için Darren Aronofsky‘nin en kötü filmi diyebilirim.

Şimdi hakkında yapılan spekülasyonları, izlenmemesi, yasaklanması gerekliliği kısmına pek girmiyorum. Girmiyorum ama söylemeden de edemeyeceğim. Arkadaşım bastırın parayı istediğiniz gibi çektirin filmi. Yok neymiş Hristiyan inancına göre çekilmiş, Musevilikte varmış hikayesine girmeyin. Neyse. Okumaya devam et