Etiket arşivi: Duncan Jones

buralarda yokken izlediklerim

Seriye devam edelim bari. Aslında oturup yazmam gerek diyorum ama nerede… Tembellik, tembellik, tembellik… Belki bu şekilde parmaklarım daha fazla ısınır yazmaya.

The Gateway (2018)

Filmin konusunu okuyunca dedim ki işte budur. Işınlanma, paralel evren üzerine bir film. Bu paralel evren üzerine yapılan filmlerin düşük bütçellileri de fena olmuyordu. Bir merak oturup izlemeye başladım. Yönetmen ‘nun ilk filminden peh hazetmesem de…

Işınlanmayı bulmaya çalışan bir bilim kadınımız var. Az zamanı kalmış ödeneği kesilmek üzere. Bu stresin altında deneylere devam ederken bir gün ışınladığı elma geri gelir hemde ısırılmış olarak. Bir kaç deneyden sonra aslında bu yolcuğuğun paralel evrene yapıldığını anlar. Bunun sevincini yaşadığı sırada kocası ölür ve kadın depresyona girer. Derken aklına diğer boyuttaki kocası gelir. Oraya gider ve kocasını getirir. Orada da aslında kendisi ölmüştür. Kocasını getirir getirmesine ama bu getirdiği adam kocası ile aynı karakteri patlaşmaz bir katildir. Durumu fark eder ve onu geri göndermeye çalışır.

 

Hikaye bu şekilde akarken film sanki izleyiciyi sinir etmeye programlanmış gibi. Bir yerden sonra akıllı olduğunu düşündüğümüz bilim kadını tüm mantıksızlıkları yaparak izleyeni sinir ediyor. Bir takıldığım yerde makinanın içinde kablolar neden sarkıyor ve nasıl ışınlanmıyor. Dert oldu bana. Boşverin izlemeyin. http://www.imdb.com/title/tt6179746/

The Ritual (2017)

Şimdi film hakkında ne desem bilmiyorum. İyi mi, kötü mü, idare eder mi? Ama sanki idare ederin bir tık üstünde. Film kokudan çok bir gerilim filmi belirtmeliyim. Zaman zaman germeyi de başardı. Tabi en göze batan kısmı da ormandaki şu değişik yaratıktı. Gerilimden ormandaki kurgusundan çok aslında filmde tereddüt ememe sebep olan sahne açılış sahnesiydi. Bu sahne aslında filmde sorgulanması gerekeni sorgulatıyordu. Geri kalan biraz da bu ana durumun değerlendirmesi gibiydi.

Bir grup lise arkadaşı periyodik olarak toplanıp ormanda kamp kurmaya giderler. Ancak bir gün yine kampa gidecekken durdukları bir markette arkadaşlarından biri hırsızlar tarafından vurulup öldürülür. Buna da bir arkadaşları tanık olur ama hiç bir tepki vermez. (Acaba ben verir miydim?) Bu olayın ardından sağ kalan eleman zaman zaman vicdan azabı çekse de yapacak bir şeyi yoktur. Bir yıl sonra kalanlar yine kampa giderler. Burada arkadaşlarını anarlar. Ancak ormanda garip bir şeyler olur ve bir yaratık bunların peşine düşer. Gerçek ve hayal birbirine karışmıştır. Aslında fena bir film değil, hele bu dönem için. http://www.imdb.com/title/tt5638642/

Mute (2018)

Şöyle kafa dağıtmak için bir bilim kurgu izleyeyim dedim. Tabi bir de baş rolde Alexander Skarsgård‘ın olması buna büyük bir etkendi. Tabi bir de filmin arkasında Duncan Jones var. Ancak filmin bilim kurgu ile ne alakası vardı anlamadım. Hikayesi neydi onun için de net bir şey söylemeyeceğim. Bir cyberpunk evreni yaratılmış burada hala amişler var. Hemde öyle bir iki değil.  Her karede karşımıza çıkıyor. Üstüne üstlük hikaye Berlin’de geçiyor. Filmden anlıyoruz ki gelecek bir zamandayız, Uçan arabalar, robotlar, dronlar falan. Arkadaş bu kadar teknoloji içinde telefon bile kullanmayan amişler ne alaka bir türlü konduramadım. Öyle filmin kendi içinde inandırıcılığı da yoktu. Bir türlü ne atmosfere ne de karakterlere adapte olabildim. Tamam karakter değişik, iki uçan araba ve bilim kurgu o da güzel, e kardeşim kaybolan kız arkadaşı arama ve işi klasik vurdulu kırdılı aksiyona çevirmek ne alaka. İki saatlik film boyunca ne zaman biter acaba dediğim nadir filmlerden Mute. Bu arda Alexander’ın oyunculuğuna bir şey demiyorum. Adam tek bir kelime konuşmadan koca filmi götürdü. Evet konuşma diye bir şeyde yok. Kağıt kaleme yazıyor abimiz teknoloji devrinde. Yani bu kadar çelişkili ve alakasız nereden tutsak elimizde kalacak bir senaryoya sahip bir film. Bence uzak durun derim. Netflix var zaten para veriyorum izleyeyim bile demeyin. http://www.imdb.com/title/tt1464763/

The Breadwinner (2017)

Filme nasıl yaklaşacağım konusunda biraz tereddütlüyüm. Çizimlerini, müziklerini atmosferini beğendim. Kurgu da fena ilerlemiyordu. Ancak hikaye, hikayedeki ajitasyon beni pek bir huzursuz etti. Evet yaşanan olaylar üzücü, o bölgede kadın olmak zor ama bunu izleyicinin gözüne sokmaya çalışmak karakterler ile empati kurmamın önüne geçti. Hikayenin roman uyarlaması olduğunu gördüğümde o bölgedeki bir yazarındır diye düşündüm ama yazar da Kanadalı çıktı. Belki bu sebepten dolayı karakterler ile iletişim kuramayıp ya da kurduramayıp ajitasyon öğesini ön plana çıkarmışlar. Neyse film 2001 yılında, Kabil’de geçiyor. İktidarda Taliban, kadınlar yanlarında erkek olmadan sokağa çıkamıyor. On bir yaşında bir kız olan Parvana, babası haksız yere tutuklandıktan sonra, erkek kılığına girer ve çalışarak ailesine bakmaya başlar. Hikaye bu çerçevede sürerken o dönem yaşanan yıkım, zorluklar, hayaller çizgiye taşınmış. İzlenebilir bir film. ancak belirttiğim gibi bana pek samimi gelmedi. http://www.imdb.com/title/tt3901826/ 

Indru Netru Naalai (2015)

Arada dünyanın başka yerlerine gitmek olmaz. Yine bilim kuru arayışım esnasında rastladığım bir Hint filmi karşıma çıktı. Hintliler daha fazla bilim kurgu yapıyor sanırım. Bu filmin konusu da zaman makinesi ile ilgili. Filmin hikayesi oldukça basit ve hatta daha önce izlediklerimizle aynı gibi. Olsun bu yoklukta iyi gitti. Yine süresi uzun, kurguda sıkıntılar var, kendine özgü Hint filmi öğeleri mevcut, buna rağmen film keyifle akıyor.

Elango bir işsiz çalışmak gibi bir niyeti olmayan bir gençtir. Arkadaşı Pulivetti Arumugam ise astrolog olmaya çalışmaktadır. Elango sevgilisi ile kavga edince iki kafadar içmeye giderler. Arabayla dönerken, kaza yapar ve yoldan çıkarlar. Çarptıkları adam ise kafayı kırmış bir mucittir. Derken birden gürültü olur ve ortalıkta garip bir makine belirir. Sonra keşfederler ki bu makine bir zaman makinesidir. İki kafadar bu makineyi kullanarak para kazanmaya ve talihlerini çevirmeye başlarlar. Ancak bu değişiklikler farklı şekilde onlara geri dönecektir. http://www.imdb.com/title/tt4806232/

Source Code

Moon ile gönlümüzde yer aralayan Duncan Jones ikinci filminde de gönlümüzdeki yerinde sabit kalmaya devam ediyor. Adam gibi bilim kurgunun pek fazla ortalıkta dönmediği sinemalarda bir nebze olsun Duncan Jones yaptığı filmlerle gönlümüze su serpiyor. Filmi izlediğimde benim aklıma, Koci Suzuki’nin Ring serisinin son kitabı olan Doğum Günü geldi aklıma. Şimdi okuyucu ne alaka diyecektir ancak kitapta da bir bilgisayar programında yaşama dair şeyler anlatılmakta. Neyse konumuz bu değil…

Filmin bir çok filme benzediği konusunda yorumlar var. Tabi konu paralel evren olunca bir çok filmle benzerlik içeriyor. Ancak film teknik açıdan oldukça iyi. Sahne devamlılıkları, kurgu bir çok rakibi filme taş çıkartır. Film finali çok mu sıradan oldum diye düşündüm ancak paralel evren ile ilgili bir film yapıyor ve paralel evrenin varlığına inanıyorsanız filmin bu şekilde bitmesi pek normal. Ancak bir paralel evrenin varlığını keşfetmek için, sürekli aynı olaylarla mı karşılaşmamız lazım o da ayrı bir konu…

Colter Stevens bir gün uyandığında kendini bir trende bulur. Bir süre sonra trende bir patlama olur ve herkes hayatını kaybeder. Colter Stevens bir cihazın içinde uyanır. Dışarıdan bir grup asker ona patlayan bir trenin içinde başkasının yerine geçtiğini ve treni patlatan kişiyi bulması gerektiğini söyler.

Colter Stevens baaşta bu durumu kabullenemez ancak git geller arasında içinde bulunduğu durumu kavrar ve gerçekte kendisine ne olduğunu öğrenir. Colter Stevens için bu dünyada devamı olan gerçek bir dünyadır. Colter Stevens buna inanmaya başlamıştır.

Tabi film iyi dedik ancak bazı mantıksız kısımları da yok değil. Yani bu mantıksızlık açıklamaların tam anlamıyla olmamasından kaynaklanıyor. Alternatif dünyalar arasında kişinin geçişini anlayabiliyoruz ama alternatif dünyadan gönderilen mesajın nasıl gerçek dünyaya geldiği hala aklımı kurcalıyor.

Sonuç olarak izlenilebilir, sürükleyici bir film. Oyunculuklar oldukça başarılı. Zaten filmi başarılı kılan unsurlardan bir bu. Bir diğer unsur ise filmin müziklerinde Clint Mansel’in bulunması. İzlenmesi gereken başarılı bir film.

Yönetmen: Duncan Jones

Senarist: Ben Ripley

Oyuncular:

Jake Gyllenhaal
Colter Stevens
Michelle Monaghan
Christina Warren
Vera Farmiga
Colleen Goodwin
Jeffrey Wright
Dr. Rutledge
Michael Arden
Derek Frost

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0945513/

http://www.enterthesourcecode.com/

 

Moon

Film hakkında ayrı görüşler ortaya çıksa da ben pek kıyaslama yapmadan düz olarak filmi anlatma taraftarıyım. Tabi ki türünün öncülerinden esinlenmiş bir yapım Moon. Tabi bu onu kıyaslamaya sokar yada iyi kötü  yorumu yapmaya getirir mi bilinmez ama bilim kurgu olarak ele alınan filmi ben bilim ve kurgu olarak yorumlayayım (nasıl bir cümleydi bu sonunu yazarken başını unuttum devamı gelmeyecek sandım…)

Film düşük bütçe ile çekilmiş. Zaten bütçe gerektirecek ahım şahım görsel efektleri yok, oyunculuk Sam Rockwell‘den beklemediğim kadar iyi. Biraz okuyucuyu aptal yerine koyarak söyleyeyim zaten Sam Rockwell‘den başka oyuncu yok filmde… Aaa deyip şaşırdınız değil mi? Yok yok cidden yok…

Filmde robotumuz Gerty’i seslendiren Kevin Spacey. Başarılı bir seçim ancak robot biraz yersiz olmuş. Yani şu tarihe gelmişiz, onuda geçtim filmin tarihi bizden yıllarca ötede robot yetmişlerden kalma gibi. Belirtmeliyim ki robot tasarımını sevmedim. Anlamadığım diğer konulardan biri ise robotun Sam’e geçtiği kıyak. ayır bunu yapacaktın baştan niye yapmadın…

Neyse ben film monoloğuna girmeyeyim tek başıma… Sam ayda özel bir görev için kalmaktadır. Üç senelik sözleşmesinin bitmesine sayılı zaman kalmış ve Sam karısının ve çocuğunun özlemi ile yanmaktadır. Tam bu sırada ay aracına binerek bir göreve gider. Görev esnasında araçla kaza geçirir ve yaralanır. Bu arada Sam kontrol odasında Gerty tarafından tedavi edilirken açar gözlerini. Gerty’nin anlattıklarına göre araç kaza yapmıştır ve oradan hiç dışarıya çıkamayacak görünen Gerty onu dışarıya çıkıp kurtarmıştır. Araç kurtarmak içinde başka görevliler gelecektir.

Sam kendini çabuk toplar ve Gerty’e aracı kendisinin kurtarabileceğini söyler. Fakat Gerty buna izin vermez ama Sam allem eder kallem eder kaçar ve aracın yanına gider. Ancak aracın içinde kendisine benzer birisi daha vardır. Onu alır üsse getirir. Sonra durumu ve Gerty’i sorgulamaya başlar. Sonra kendisinin öncesinin ve sonrasının klondan ibaret olduğunu öğrenir.

Bu arada aklına depolanan her şeyin ise bir kurmaca olduğunu anlar… İnsan nedir olgusunun sorgulandığı bir film Moon. Klonlanmış her Sam’in farklı karakter çizmesi, insanın değişkenliğini temsil etmekte. Son dönemlerde vurdulu kırdılı bilim kurgu filmlerinin arasında ayrı bir yere sahip. En azından değinmek istediği bir konu mevcut. Eh filmin müziklerini de Clint Mansell yapmış. Zaten Clint Mansell dinlemek film esnasında filmi izlemek için ayrı bir etken. Ay üzerinde giderken Clint Mansell dinlemek insanın oraya ışınlanma şevkini arttırıyor…

Kısacası son dönem bilim kurguları arasından sıyrılan başarılı bir film… Tabi devlerle kıyaslamaya gerek yok… İzleyiniz…

Yönetmen: Duncan Jones

Senarist: Duncan Jones (hikaye) Nathan Parker (senarist)

Oyuncular:

Sam Rockwell Sam Bell
Kevin Spacey GERTY (ses)
Dominique McElligott Tess Bell
Rosie Shaw Little Eve
Adrienne Shaw Nanny

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1182345/

http://www.sinemalar.com/film/34105/Moon/