Etiket arşivi: Düşünceler

beni sevip arkadaşlarımı sevmeme sorunsalı…

bir zıttı bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim şeklinde telaffuz edilebilir. bu durumda yalan söyleyen birileri vardır. ortak yönlerin çokluğu arkadaşlığı doğuruyorsa, samimiyetten bahsediyorum, bizi ortak özellikli yapar… bu durumda başlık göze alınırsa sevmeme sorunsalı nasıl bir hal alır? beni de içine dahil eder mi? bunun iki yüzlülükle alakası var mıdır?
 
aşkımız bitecek böyle giderse 
bende hiç günah yok 
kabahat sende
                         “


bu aralar etrafımda garip olaylar dönüyor. anlam veremediğim rüyalar, içinde boğulduğum sessizlikler, yüzüme çarpan rüzgarın naif kokusu… görünen o ki bir şeyler değişecek hayatımda… ya da ben buna yorumluyorum…
kötüye gitmesine alışkınım peki ya iyiye giderse? bu zamana kadar kötü giden neydi? şimdi neler kestirebilirim hayatımla ilgili…

her yeri dolandım. adımlarımın ulaşabileceği her yeri. odamın, binanın en kuytu yerlerini. karınca gibi küçük bir vücut ve adımlarla. büyüyemedim. büyümek istedikçe üzerime dökülen molozların altında ezildim. şimdi ise vücudum ise yara bere içinde. bir tek isteklerinden uzak. bir tek arzularından. büyüyen noktada. büyüdüğümüz yerde. uzaktan görünen ve katlaştıkça uzaklaşan bedeninin içinde. artık konuşamıyorum. kelimeler ardarda dizildiğinde. sana anlatılanlar sadece saçmalardan ibaret. ve hayatı topluyorum, gözlerimin içinde bilmediğin anda. bir canım ardında. var mısın, yada yokluğun hangi felaketin temsili. suratımda beliren çizikle tesir etmiş.
anladıklarım…

ne olduğumu biliyorum. ya da nasıl yaşadığımı. beklentilerim sadece umutlarımdan ibaret ve hayallerim kadar uzak. aslında dört kişiyim. üçü ben, biri ise dışımdaki düşüncelerim. her şey bulanık. hızla kayan bir cismin ardında bıraktığı tozlardan ibaret. biraz daha düşündüğümde içinde boğulacakmış gibi oluyorum ve tozlar boğazımda yavaş yavaş birikiyor. eski bir anı değil bu. yada sürekli tekrar eden bir lanet, tekerlek altlarında. buradayım. ellerimi görebiliyorum gökyüzüne kaldırdığımda ve ardında uzanan koyu maviliği.
bu gün yağmur yağacak. sessizim. sessizlik içime açılan yaraların sadece geçitlerinden biri. nefes alır gibiyim ve uzaktan aldığım her nefesin kaydını alıyorlar. oradakiler, oradalar…
ancak, şimdi sessizliğim, ilhamın korunaklı duvarlarında. adı geçmese de sakince işleyen benliğimin şartız kıvrımlarında. daha ne kadar yaşayabilirim? video kasetler gibi ömrüm olur mu, yada hiç kayıpsız kopyalatabilir miyim kendimi? peki ya eline geçme ihtimalim? soru işaretleri… bir ihtimal yere yansıyan gölgemi yakalayabilirim. sözlerimi savurabilirim üzerine, yada hala sıkmayı beceremediğim yumruklarımı. içimde bir pencere… masanın üzerine uzanmış, ağız sulandıran çekiciliği. her kanadı açtığımda boğulacağımı bilmenin zevki. şimdi sırası mı? sonrası için hazır mıyım?
bilmiyorum. kırmızısı gözlerimi alıyor. bedenimi işgal ettikçe varlığı, midemde varlığını hissediyorum ve bağırsaklarımda. özgürlük bu olsa gerek. tatlı tatlı acı çekmek. hemde şimdi burada. şu anda.
kifayetsiz. önümde salınan, lirik bir görüntünün parçasından ibaret. neredeyim? ne kadar birleşebiliriz? çürümeye başlamış bu oda ne kadar dayanabilir bize, üzerimize parçalarını kusmadan önce? bir üstündekiler, bir üstündekiler…. “korkaklık” tek söylediğin kelime bu ve satır aralarında geçen tek cümle. notaların es dediği yerde.
“Ey iki adımlık yer küre, senin bütün arka bahçelerini gördüm ben.”*
pes dediğim yerde, önüme uzanan eşsiz sadelikte. bilinçsizce yaşamak istediğim her anda. şimdi ise kapıma yatırdığım ayaklarımın altında gezen hayatımda. bilinçsizce ezilen…

*nilgün marmara, düşü ne biliyorum şiirinden…