beni sevip arkadaşlarımı sevmeme sorunsalı…

bir zıttı bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim şeklinde telaffuz edilebilir. bu durumda yalan söyleyen birileri vardır. ortak yönlerin çokluğu arkadaşlığı doğuruyorsa, samimiyetten bahsediyorum, bizi ortak özellikli yapar… bu durumda başlık göze alınırsa sevmeme sorunsalı nasıl bir hal alır? beni de içine dahil eder mi? bunun iki yüzlülükle alakası var mıdır? “  aşkımız bitecek böyle giderse  bende hiç günah yok  kabahat sende                          “ <a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a48358ae’ target=’_blank’><img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:89726&n=a48358ae’ border=’0′ alt=”></a>

bu aralar etrafımda garip olaylar dönüyor. anlam veremediğim rüyalar, içinde boğulduğum sessizlikler, yüzüme çarpan rüzgarın naif kokusu… görünen o ki bir şeyler değişecek hayatımda… ya da ben buna yorumluyorum… kötüye gitmesine alışkınım peki ya iyiye giderse? bu zamana kadar kötü giden neydi? şimdi neler kestirebilirim hayatımla ilgili…

her yeri dolandım. adımlarımın ulaşabileceği her yeri. odamın, binanın en kuytu yerlerini. karınca gibi küçük bir vücut ve adımlarla. büyüyemedim. büyümek istedikçe üzerime dökülen molozların altında ezildim. şimdi ise vücudum ise yara bere içinde. bir tek isteklerinden uzak. bir tek arzularından. büyüyen noktada. büyüdüğümüz yerde. uzaktan görünen ve katlaştıkça uzaklaşan bedeninin içinde. artık konuşamıyorum. kelimeler ardarda dizildiğinde. sana anlatılanlar sadece saçmalardan ibaret. ve hayatı topluyorum, gözlerimin içinde bilmediğin anda. bir canım ardında. var mısın, yada yokluğun hangi felaketin temsili. suratımda beliren çizikle tesir etmiş. anladıklarım…

ne olduğumu biliyorum. ya da nasıl yaşadığımı. beklentilerim sadece umutlarımdan ibaret ve hayallerim kadar uzak. aslında dört kişiyim. üçü ben, biri ise dışımdaki düşüncelerim. her şey bulanık. hızla kayan bir cismin ardında bıraktığı tozlardan ibaret. biraz daha düşündüğümde içinde boğulacakmış gibi oluyorum ve tozlar boğazımda yavaş yavaş birikiyor. eski bir anı değil bu. yada sürekli tekrar eden bir lanet, tekerlek altlarında. buradayım. ellerimi görebiliyorum gökyüzüne kaldırdığımda ve ardında uzanan koyu maviliği. bu gün yağmur yağacak. sessizim. sessizlik içime açılan yaraların sadece geçitlerinden biri. nefes alır gibiyim ve uzaktan aldığım her nefesin kaydını alıyorlar. oradakiler, oradalar… ancak, şimdi sessizliğim, ilhamın korunaklı duvarlarında. adı geçmese de sakince işleyen benliğimin şartız kıvrımlarında. daha ne kadar yaşayabilirim? video kasetler gibi ömrüm olur mu, yada hiç kayıpsız kopyalatabilir miyim kendimi? peki ya eline geçme ihtimalim? soru işaretleri… bir ihtimal yere yansıyan gölgemi yakalayabilirim. sözlerimi savurabilirim üzerine, yada hala sıkmayı beceremediğim yumruklarımı. içimde bir pencere… masanın …

eğitimde dayak

işsel ve kişisel sebeplerden dolayı üç gündür bloğa el değdiremiyorum lakin bu öğle tatilinde bir boşluk bulmuşlan birşeyler karalayayım dedim. lakin içimden hiç yazınsal birşeyler geçmediği için ilk başta vazgeçtim ama maynetteki şu haberi görünce yazayım dedim… eğitim de çocuk dövmeye karşı mıyım bilemem ama otorite korumak amaçlı ufak tefek baskılara karşı değilim. bizim dönemimizde sa.larımısı bile parmaklarımızın arasından 1 mm geçecek kadar uzatamazken şimdiki öğrencilerin halina bakınız. kravat katmış, gömlek dışarıda hangi ucu nerde belli değil, saçlar ise türdeş jöle karışımlarıyla dolu… memleketimizde yeni nesil öğretmenler dolu yani lise seviyesindeki bir öğretmenin onara arkadaş olarak davranabileceği şekilde ama bu arkadaşlık nereye kadar? sonuçta ast ve üst ilişkisi gerektiren yerde aradaki çizgiyi kim korumalı… eğitim ve öğretim den bahsediyoruz, okullarda yapılması gereken öğretim ise eğitimin evlerde evrilmesi lazım. evde otoriiter olarak gözüken babaya çocukları baboş minnoş gibi, lakaplar takıyorsa aslında saygı eğitiminin evlerde verilmemesinden kaynaklanmasıdır. kendi kurumu içerisinde ailesinden belli …

‘!++&/&%+^/&/^56431

bugün, günlük sıkıntılarım yorgunluğu haricinde, insanların kişisel çıkar kavgalarını izlemekten daha da yoruldum. artık düşünüyorum da, ertafıma çektiğim siyah perdeyi daha da kalınlaştırmalı yada tamamını indirip iki yüzlülüğün çirkefliğini çekmeliyim üzerime… neyse ki herşey cümlelerde… yüzüme gülün… benden kendinizi isteyin… buyrun dışım sizin olsun… kararsızım… sadece bir tuşa basmak için bile… yada kararsızlıkla korkuyu karıştırıyorum…

Back to Top