buralarda yokken izlediklerim

Ölümlü Dünya (2018) Film hakkında neler desem bilmiyorum. Film tamamen karmaşalar barındırıyor kendi içinde de izleyici tarafında da. Aslında beklediğimden daha farklı bir film çıktı. İzlerken keyif aldığımı da gizlemeyeceğim. Tabi filmin en büyük başarısı bence oyunculuklardı. O konuda bir şey diyemeyeceğim. Karakterler başarılı bir şekilde çizilmiş. Filmin senaryosunda olması gerektiği gibi absürt. Bu çerçevede de iyi kalıyor. Senaryoya baktığımızda aslında havada olun cevaplanması gereken oldukça soru var. Senaryo da oldukça kalabalık bir ekip tarafından yazılmış. Hissettiğim sanki her oyuncu kendi karakterini yazmış. Burada da en baskın karakter Feyyaz Yiğit’in karakteri olmuş. Zaman zaman monolog derecesine varacak sahnelerle baş başa kalıyoruz. Sanki filmin en göze batan kısmı bu. Filmde oldukça fazla küfür var. Şahsi görüşümü sorarsanız bence olması gerektiği kadardı. Yani bu tarz bir filmde olması gayet doğaldı. Senaryoyu biraz daha yatırırsak, oldukça güzel ve etkileyici giriş yapıyor. Daha ilk dakikadan ters köşe yapması filmin sonrasında nelerle karşılaşacağınızın hayalini kurduruyor …

Mother! 

Darren Aronofsky’nin son filmini bekliyordum. Bu aralar pek kim ne yapmış takip etmediğimden filmden geç haberim oldu. Geçem hafta yorgunluktan izleyemedim şimdiye fırsat oldu. Hiç yorum da okumadım, sadece fragman. Bakalım ne ile karşılaşacağımı. Bir de Allah rızası için şu Karaca reklamlarını yayınlamayın sinemada. Berbat ya! Arada görüşürüz… Arada ne yazsam bilemedim. Hikaye ilginç gidiyor. Nasıl bağlanacak merak ediyorum. Tam anlamıyla anlam verilen olaylar kurgusu yok. Ancak imgeler oldukça iyi. Hem görsellik, hem çekim tekniği alıştığımız gibi. Dikkatimi çeken bir hususta sürekli müzikle bağdaştırdığımız Aronofsky filminde müzik olmaması. Ben filmin baş rolüne Jennifer Lawrence’ı pek yakıştıramadım. Film bitti. Filmin ikinci bölümü tam anlamıyla bir kaostu. İlk bölüm ne kadar sakinse ikinci bölüm o kadar karışık ve hareketliydi. Filmden çıktığımda sevdim mi sevmedim mi diye düşündüm. Zaten film herkesin seveceği türden değil. Bir çok kişiye hitap etmiyor. Eve dönerken yol boyuncada düşündüm. eve girdiğimde ise elime bilgisayarı alıp tuvalete geçip yazmaya …

Phantom

2013 yapımı Todd Robinson imzalı filmin kadrosunda Ed Harris, David Duchovny ve William Fichtner var. Zaten film bu üç ismin yüzü suyu hürmetine izlenilmeye başlıyor. Filmin ilk dakikalarından hikayenin gerçek bir olaydan uyarlandığı ve Rus donanmasında geçtiği yazıyor. Tabi Amerikalıların, Rusların baş rolde oynadığı bir filmi nasıl çektiğini merak ediyorum bende. Yönetmenin geçmişine baktığımızda belgeseller ve televizyon filmleri görüyoruz. Bu filmin senaristliğini de yapması itibari ile film acaba nasıldır diye düşünmeden edemedim. Kadro iyi ancak bence film yine de bir televizyon filmi ötesine geçememiş.

Gravity

Bu ay içerisinde yer alan festivale bulaşmışken 2014 Oscar adayı filmlerin bir çoğunu izlemeye fırsat bulamamıştım. Sonuç olarak ödüller dağıtıldı, giden ödül yerine gitti bende ödül alan filmler başta olmak üzere adayları da yavaş yavaş izlemeye başladım. Gerçi izlediğim iki aday film için pek yanıldığımı söyleyemeyeceğim. Gravity ise geçtiğimiz senenin en iddialı bilim kurgusu olmakla birlikte 10 dalda Oscar adayı gösterilmişti. Bunlar; En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Kurgu, En İyi Müzik, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Görsel Efekt, En İyi Ses Kurgusu, En İyi Ses Miksajı dallarındaydı. Bunların En İyi Kadın Oyuncu adaylığı hariç tüm adaylıklarına sempati ile baktım. Öyle ki filmin baş rolü olan Sandra Bullock tam anlamıyla film için fiyaskoydu. Kesinlikle botokslu yüzüyle bir astronotu canlandıramayacak kapasitedeydi. Bu bağlamda filmin castı baştan tökezliyordu. Zaten kendisini çoğunlukla mimiksiz ve astronot kıyafeti içerisinde sabit ve kısıtlı alanda gördüğümüzden neden aday olduğu …

Back to Top