Etiket arşivi: Eddie Redmayne

buralarda yokken izlediklerim

Love, Simon (2018)

love, simonKeyifli, eğlenceli, sürükleyici bir film olmuş Love, Simon. Her şeyden biraz var filmde. Gizemi yerinde, dramı yerinde… Süresi bana biraz uzun gibi geldi ama sıkmadan izlettirdi. Filmin dozajı iyi ayarlanmış. Film aslında bir gençlik filmi bu çerçevede hareket ederken ana karakterin içinde bulunduğu durumu açıklaması ve kendisine karşı toplumun tepkisi klasik ama bilinçli bir şekilde aktarılmış.

Ana karakterin içinde bulunduğu durum dedim ana karakteri gay olarak tanımlayıp bunu bir gay filmi olarak lanse etmek istemedim. İçinde yaşanan tüm duygular aslında her heteroseksüelin yaşayabileceği şeyleri yaşaması. Tabi buna internetten yüzünü bile görmediği birine aşık olması dahil. Film Simon ile birlikte yaşanan merak duygusunu da izleyiciye geçiriyor. Aslında konuyu özetlemek gerekirse, Hikaye, gay bir lise öğrencisi olan Simon’ın bu tercihini ailesine ve diğerlerine açıklamasını ve karşılaştığı zorlukları anlatıyor. Filmde abartıdan çok oldukça doğal olabilecek her şey anlatılmış. Filmin en sevdiğim kısmı da buydu.

Yazı giderek uzuyor. Yönetim açısından filmde bir ekstra görmedim. Kurgusu iyi, oyunculuklar oldukça başarılı. Belirttiğim gibi aslında süresi biraz daha kısa olabilirmiş. Evet, film gaylerin o ilk anda kendilerini açıkladıktan sonraki durumlarını, arkadaşlık ilişkilerini anlatmış ama bunu dramatize etmeden eğlenceli bir şekilde yapmış. Film bu konu ile ilgili bir kaynak olamaz ama keyifle izlenebilir. */ Yönetmen: Greg Berlanti Senaryo:  Elizabeth BergerIsaac Aptaker Oyuncular: Nick RobinsonJennifer GarnerJosh Duhamel https://www.imdb.com/title/tt5164432/

Ittefaq (2017)

ittefaqBaşarılı bir Hint gizem – suç filmi Ittefaq. Muhtemelen Türkçeye çevirirsek filmin adını “ittifak” olarak çeviririz. Zaten aynı anlamı taşıyor. Film kendini başarılı bir şekilde izlettiriyor ve kurgusu ile birlikte merak içinde de kalıyorsunuz. Arada klasik Hint danslarında olmaması hikayeye dikkatinizi daha fazla vermenizi sağlıyor. Finalde ise hadi bir ter köşe daha yapalım demişler. Bu olmalı mıydı biraz tereddütte kaldım. Yine de akıcı kendini izlettiren bir filmdi.

Filmin kurgusu oldukça iyiydi zaten gizemi bu şekilde ayakta tutuyordu. İkili sorgulama sahneleri, sorgular arasındaki geçişler ve farklı bakış açıları aslında başkalarının hikayelerini tek taraflı dinlediğimizde nasıl yanılgıya düşebileceğimizi gösteriyordu bize. Bu açıdan da filmi başarılı bulduğumu söylemeliyim.

Başarılı bir yazar eve geldiğinde karısını ölü bulur ve polise haber verir. Polis geldiğinde yazara baskı kurar ve onu cinayeti işlemekle itham eder. Baskı karşısında yazar kaçar ve polis kovalamaya başlar. Yazar sonunda bir apartmana girer ve burada bir kadından yardım ister. Burada bayılır kendine geldiğinde ise polisler evdedir ve bir de ceset vardır. Cesette kadının kocasıdır. Kadın yazarı kocasını öldürmekle suçlar ve her ikisi olayı anlatmaya başlar. Tabi hikaye içinde hikayeler vardır.

İzlenebilecek başarılı bir film. **** Yönetmen – Senaryo: Abhay Chopra Oyuncular: Sidharth MalhotraSonakshi SinhaAkshaye Khanna https://www.imdb.com/title/tt6692354/

The Outsider (2018)

the outsiderFilm kendini izlettiriyor izletmesine de çok fazlada tatmin etmiyor. Jared Leto‘ya bu rol oturmuş mu onda da emin değilim. Evet iyi oynamış, iyi iş çıkarmış ama daha sert yüz ifadeli birisi sanki daha iyi olurdu. Neyse Leto’ta her şeyiyle oynamış ana karakteri ancak karakterde biraz sorun vardı. Evet karakter zaten sorunlu bir karakter ama hakkında en ufak bir şey bile bilmeyişimiz karakteri anlamakta zorlanmamı hatta anlayamamamı sağladı. Yani amacı ne bir türlü çıkaramadım.

Bu bağlamda filmde bir amaç bulamadı. Zaten dışarıdan gelen yakuza, samuray filmi çok izlemişken bu filme gerek var mıydı tartışılır. Her şey bir oyun muydu, Amerikalı abimiz ne ayaktı anlayamadım. Gelen olarak yavaş giden, çekim olarakta pek haz etmediğim film oldu. Kısaca filmin özeti şu şekilde:

İkinci Dünya savaşı sonrası Amerikalı Nick bir Japon hapishanesinde yatmaktadır. Buradaki tek yabancıdır. Neden yatar, suçu nedir bilmeyiz. Bu esnada beraber kaldığı mahkumlardan biri intihara teşebbüs eder ve Nick onu kurtarır. Sonra diğer mahkumla bir anlaşma yapar. Adam harakiri yapacak, Nick onun ölmesine izin vermeyecek, adam hastaneye çıkınca adamları onu kaçıracaktır. Bunun karşılığında da Nick’i içeriden kısa sürede çıkaracaktır. Planlanan olur bir süre sonra Nick kendini yakuzaların içinde bulur hatta kendisi de bir yakuza olur. Tabi onların içine girme hikayesi girdikten sonraki karmaşa hepsi anlatılır. Tabi Nick’e nasıl bu kadar güvendiler de en üst kademeye  kadar çıkardılar o ayrı bir konu. Buna pek anlam veremedim.

Neyse hızla akmayan, son dönem çokta iyi olmayan Netflix yapımlarından biri. Çok boşunuz varsa izleyebilirsiniz. *** Yönetmen: Martin Zandvliet Senaryo: Andrew Baldwin Oyuncular: Jared LetoTadanobu AsanoKippei Shîna https://www.imdb.com/title/tt2011311/

Ghost Stories (2017)

ghost storiesSon dönem izlediğim filmler arasında başarılı bulduğum bir film Ghost Stories. En azından beni biraz olsun şaşırtmayı, bir iki sahnesi ile de germeyi başardı diyebilirim. Ancak ne bir korku filmi olarak korkutucu, ne de bir gerilim filmi kadar geriyor. Biraz dramı fazla diyebiliriz filmin.

Aslında filmin tanıtımından mıdır nedir üç ayrı hikaye izleyeceğimi düşünüyordum filmin başına oturduğumda evet izledim de ama hiç bir hikayenin sonu yoktu. Bu gariplik beni biraz daha filme bağladı. Nihayet final aslında o kısa hikayelerin birbirine nasıl tutturulduğunun açıklaması oldu.

Hayaletlerin varlığını araştıran bir yazar bu işe bulaşmasını sağlayan ve aniden ortadan kaybolan bir yapımcıdan mesaj alır ve onla görüşmeye gider. Adam ona araştırması için üç hikaye verir. Bu şekilde gerekten hayaletler var mıdır görecektir. Bu hikayeleri de biz izlemeye başlarız.

Filmin renkleri, ışıkları, oyunculukları oldukça güzeldi. Bilhassa ışık ve renkleri çok beğendim. Hikaye sevdiğim türdendi ama çok yeni bir şey katmıyordu izleyene. Yine de keyifle izlenebilir. Tavsiye ederim. */ Yönetmen – Senaryo: Jeremy DysonAndy Nyman Oyuncular: Andy NymanMartin FreemanPaul Whitehouse https://www.imdb.com/title/tt5516328/

Early Man (2018)

early manGarip bir Türkçe çeviri örneği var karşımızda yine. Ne alakaysa Early Man, Türkçeye çevrilirken, “Taş Devri Firarda” olarak çevrilmiş. Hadi “taş devri”ni anladım “firarda” ne ya. Filmin konusunda bile firar ile ilgili bir şey yok. Neyse, animasyon da günümüze atıflar çok ama sadece animasyon olduğu için izlenimi keyifli. Yoksa çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Tabi birde ben filmin konusunu direkt Cem Yılmaz’ın AROG filmine benzettim. Onda da geçmişe döndüğü sahnelerde yapılması gerekenler hatta karakterler bile bu filmdekilere benziyordu. Aslında bu şekilde filmi de özetlemiş oldum.

Taş devrinde bir kabile yaşamaktadır. Bir gün bulundukları yerlere garip yaratıklar tarafından saldırı olur. Sonra öğrenirler ki bu saldırı Bronz Çağına geçmiş insanlar tarafından yapılmıştır ve onları topraklarından ederler. Topraklarını geri almak içinse atalarının duvarlara yazdığı ama onların anlam veremediği bir oyun oynamaya karar verirler. Bu oyun futboldur. Ancak ne acıdır ki Bronz çağındakiler futbol konusunda çok iyilerdir. Ancak evlerini geri almak için başka seçenekleri yoktur.

Animasyon tekniği açısından değişik bir şey yoktu filmde. Göndermeler yerindeydi ama çocuklara futbol sevdirelimin ötesine geçmiyordu film. **/* Yönetmen: Nick Park Senaryo:  Mark Burton James Higginson Seslendirenler: Eddie RedmayneTom HiddlestonMaisie Williams https://www.imdb.com/title/tt4701724/

Gon-ji-am (2018)

gonjiamDefalarca izlediğimiz bir konunun Güney Koreliler tarafından tekrarı var karşımızda. Her ne kadar korkutup ürkütmese de fena bir izlenim sunmuyor. Filmde yeni hiç bir şey yok. Yönetim, senaryo, sahneler her biri aslında türdeş filmleri ile aynı. Tek fark ise Korece olması.

YouTube üzerinden yayın yapan bir korku kanalı için yeni bir bölüm hazırlıkları yaparlar. Grubun kurucusu ve beraber çalıştığı üç kişi, internetten izleyicileri olan üç kişi yada alır ve uzun yıllar önce terk edilmiş olan bir akıl hastanesine giderler. Burası için klasik hayalet hikayeleri vardır. Amaçları ise burada canlı yayında bir gece geçirmek ve bir milyon izleyici sayısına ulaşmaktır. Hazırlıklar başlar, herkes toparlanır ve binaya girerler. Her katı gezerek hikayesini anlatmaya başlarlar. Burada bir ruh çağırma seansı da gerçekleştirirler. Daha sonra garip olaylar olmaya başlar. Aslında bu olayların bazıları planlıdır ama bunu sadece ana ekip bilir derken olaylar ciddileşince ortalıkta bir can pazarı başlar.

Çok fazla şey vermeyen oyunculukları iyi klasik bir film var karşımızda. **/* Yönetmen – Senaryo: Beom-sik Jeong Oyuncular:  Seung-Wook LeeYe-Won MunJi-Hyun Park https://www.imdb.com/title/tt8119752/

Deadpool 2 (2018)

deadpoolMarvel’in en sevdiğim ve artık beklediklerini başında gelen bir kahraman Deadpool. İkinci filmini de keyifle izledim. Sanıyorum artık boka saran ve tat vermeyen süper kahramanlar evrenine Deadpool ilaç gibi geliyor. Bilhassa Marvel evreninin ve hayatın öz eleştirisini yapması, seksenlere olan göndermeleri benim filmi keyifle izlemeniz sağlıyor.

Tabi süper kahraman filmi olunca film aksiyonsuz da olmuyor. Her ne kadar aksiyon artık alıştığımız klasik aksiyon olsa da araya sıkışan espriler aksiyonu da izlenebilir kılıyor. Bu sebepten dolayı artık alışılagelmiş aksiyon sahneleri bile keyif veriyor.
Wade mutlu mesut sevgilisi ile yaşarken saldırıya uğrar ve sevgilisini kaybeder. Bunun depresyonu içindeyken birden gelecekten Cable diye biri gelir ve gelecekte azılı bir suçlu olacak bir çocuğu öldürmeye çalışır. Wade Cable’ı yakalamak için bir grup toplar ve işe koyulur. Bu şekilde macera başlar.

Oldukça keyifli bir film Deadpool 2. Tabiki görsel ve senaryo açısından çok bir yenilik içermiyor bazı sahnelerde hata genel bağlamda kopukluklar da yok değil. Yine de kendiyle bile dalga geçen bir film için göz ardı edilebilecek bir durum bu. İzleyin derim. **** Yönetmen: David Leitch Senaryo: Rhett ReesePaul Wernick Oyuncular:  Ryan ReynoldsJosh BrolinMorena Baccarin https://www.imdb.com/title/tt5463162/

Jurassic World: Fallen Kingdom (2018)

jurassic world fallen kingdomBir önceki filmin devam niteliğinde çekilmiş ama onun kadar bekleneni vermemiş bir film. Hikaye diğer filmin enkazından ortaya çıkmış. Toparlanmaya çalışırken de mantıksızlıklar almış başını gitmiş. Tam bir temele oturmayan, basit bir konu etrafında adından nasılsa para kazandırır amacıyla yapılmış bir film olmuş.

Eski parkta dinozorlar hayatlarına devam etmektedir ama parkın bulunduğu bölgedeki yanardağ faaliyete geçmiştir. Bu da oradaki tüm türlerin yok olması anlamına gelecektir. Eski park müdiremiz ise dinozorları koruma derneğinin başındadır. Günün birinde bir teklif alır ve eski dinozorları bakıcısını da yanına alarak parka dinozorları kurtarmaya gider. Ancak orada öğrenirler ki dinozorları korumak için değil satmak için istemektedirler. Tabi bunu öğrenen ekibimiz bunun karşısında durur. Bu esnada bu işi yüklenen şirket askerlerin kontrol edebileceği bir dinozorları üzerinde çalışmaktadırlar. Bunun karşısında duracak olanlarda bizim kahramanlarımızdır. Tabi burada bir diğer hususta devreye girer. Genetik çalışmalar sadece dinozorları üzerinde yapılmamış insanlar üzerinde de yapılmıştır.

Bir sonraki bölüm için ise dinozorları dünyada serbest bırakıldı bu şekilde yeni bölümün nasıl şekilleneceğini gömüş olduk. Muhtemelen insanlar ve dinozorla arasındaki bir savaş olası diğer bölümde.

Nedendir bilmiyorum ama bana film daha çok genç nesil için yapılmış izlenimi verdi. Belki eski Jurassic Parkları aradığımdandır ama World serisinde de bence beklenen etkiyi vermemiş.
Aksiyonu bol ve dinozorları seviyorsanız izleyiniz yoksa genel olarak tatmin eden bir film değil. *** Yönetmen: J.A. Bayona Senaryo: Derek ConnollyColin Trevorrow Oyuncular: Chris PrattBryce Dallas HowardRafe Spall https://www.imdb.com/title/tt4881806/

House of Wax (2005)

house of waxHadi vakit geçsin derken izlediğim bir filmdi House of Wax. Gerçi izleyebildim mi çok emin değilim. Boş boş bakmış olabilirimde. Yani o kadar sarmadı film beni. İşin şaşırtıcı tarafı ise filmde Paris Hilton’un oynamış olması. Oynamış demeli miyim bilmiyorum sanırım on dakika gözükmedi film boyunca. Film 1953 yılında yapılmış aynı isimli filmin yeniden çekimi. İlki ile ilgili bir yorum yapamayacağım ama eminim ki bundan iyidir.

Bir kaç arkadaş tatile çıkarlar derken bir kasabaya varırlar. Kasaba yaşayan bir yer gibi gözükür ama kimse de yoktur ortalıkta. Derken adamın birini görürler. O gençlere yardımcı olmaya çalışır ama aslında anlarlar ki o adam da bir katildir ve kovalamaca başlar. Aslında bir başkası daha vardır o da insanları yakalar ve canlı canlı bal mumuna batırır. Aslında şehrin tüm sakinleri bu haldedir. Bizim gençlerde kendi paçalarını kurtarmaya çalışırlar.

Korkutmaya bunun yanında artı vermeyen boş bir filmdi. Amacı ve nereye gideceği belli değildi. Filmin sonunda bak devamını da getiririz karesi de getirilmiş ama umarım gelmez. Yönetim ve oyunculuklarda pek işe yaramazdı. * Yönetmen: Jaume Collet-Serra Senaryo:  Charles BeldenChad Hayes Oyuncular: Chad Michael MurrayParis HiltonElisha Cuthbert https://www.imdb.com/title/tt0397065/

Jupiter Ascending

Wachowski Kardeşlerin son ürünü olan Jupiter Ascending’in tek olumlu tarafının baş rolde Mila Kunis olduğunu söylemem lazım. O da oyunculuk bakımından çok tatmin ediyor mu tartışılır ama keyifli bir şekilde göze hitap ettiği kesin. Wachowski Kardeşlerin diğer filmleri ile karşılaştırdığımızda Jupiter Ascending bize ne veriyor derseniz koca bir hiç diye cevap verebilirim. Yani Wachowski Kardeşler düşüşlerine devam ediyorlar. Tamam The Matrix iyiydi ama devamı bir türlü gelmedi. Matrix var olan bir mitin başarılı bir şekilde ekrana yansıtılmasıydı. Sonra yazılıp çizilenler aslında Matrix’i felesefeleştirdi ve bu şekilde gelişen  Matrix felsefesi Wachowski Kardeşlere bu ekmekten para yemek için zemin hazırladı. Film üçleme olarak hazırlanmadı ama üçleme oldu. 

Akabinde çoğumuzun hatırlamadığı Speed Racer Wachowski Kardeşlerin elinden çıktı. Sonrası Cloud Atlas. Cloud Atlas nispeten biraz daha Matrix tarzına yakındı. Bir mit ele alınıyordu ve düşündürüyordu yine eksikleri çoktu ama Wachowski Kardeşlerden vazgeçmemek için bir ümit veriyordu. Ancak Jupiter Ascending kesinlikle Wachowski Kardeşlerden beklenecek bir film değil. Şöyle bir baktığımda sanki Wachowski Kardeşlerin oluru buymuşta Matrix bizi yanıltmış gibi düşünmeden edemiyorum. Jupiter Ascending’de Holywood’da herkesin çekebileceği sıradan bir bilim kurgu kafasında. Okumaya devam et

My Week with Marilyn

 

 

Filmi izlemek için Marilyn Monroe hayranı olmak yeterli. Aksi takdirde, film bir biyografi olarak sıradan televizyon filmlerinden öteye geçemiyor. Filmin belli başlı en büyük artısı oyunculukları. Ancak film kısa bir biyografi olarak karşımıza çıksa da Marilyn Monroe’nun hayatı hakkında pek bir şey anlatmıyor. Film zaten Colin Clark’ın kendi gözünde aşık olduğu Marilyn’i anlatıyor.

 

Film büyük bir yıldız Marilyn Monroe’nun bilmem kaçıncı biyografisi olarak çıkıyor karşımıza. Ancak kısa bir zaman zarfında geçen hikayede Monroe, depresif, ilaç bağımlısı, hasta olarak gösteriliyor. Tabi gerçek yaşantısı ile uzaktan yakından ilgim olmadığı için bu konu hakkında bir şey söyleyemeyeceğim. Ancak bu gibi filmlerle Amerika’nın en büyük yıldızlarından birinin yeni nesillere bu şekilde anlatılmaya çalışmak iyi bir fikir gibi gelmedi bana.

 

 

Film bunun yanı sıra aslında hala Amerika’da ilgi odağı olan bir film üzerinden para kazanmak istemiş gibi bir izlenim yarattı bende. Elbette amaç para kazanmak ama filmde bunu çok fazla hissettim. Aynı şekilde oyunculukların başarılı olmasına rağmen filmde bir samimiyetsizlik vardı. Nedense izlediklerim bir gerçekten çok bir uydurma gibi geldi bana. Bu da filmin biyografi olduğu gerçeğinden beni gittikçe uzaklaştırdı.

 

Filmde kayda değer başarılı bir olay örgüsü yok. Bir çok yerde hikaye kopuyor, siz hikayeyi toparlamaya çalışırken, filme olan ilginizde gidiyor. Filmde her ünlünün biyografisinde görebileceğimiz klişe sahneler mevcut.  Filmin süresinin sadece bir kaç haftalık zamanı kapsamasından mıdır nedir Marilyn Monroe oldukça yüzeysel anlatılmış. Küçük kelime oyunlarıyla ünlü yıldızın çocukluğuna, evine yaşantısına, psikolojisine indik gibi mesajlar alıyoruz filmden.

 

Michelle Williams‘ın oyunculuğunu beğendiğimi zaten söylemiştim. Ancak güzelliği ile ünlü olan bir starın canlandırılacağı kişi olarak Michelle Williams’ın seçilmesi bana biraz tuhaf geldi. Belki karakteri ve oyunculuğu ile ön plana çıkmış olan bir Marilyn Monroe için iyi seçim olabilirdi ama güzelliği ve bir show girl olarak tanınan Marilyn Monroe için bunun iyi bir seçim olduğunu düşünmüyorum. Ancak filmde en başarılı oyunculuk Sir Laurence Olivier karakterini canlandıran Kenneth Branagh‘a aitti.

 

 

Film görsel olarak ta pek tatmin etmiyor. Daha çok televizyon filmi edasında olduğunu söylemiştim. Müziklerin varlığından şüpheli olduğumu söylemeliyim, çünkü müziklere dair bir şey hatırladığımı söyleyemeyeceğim. Filmin sırf Marilyn Monroe hatırına Oscar’a aday olduğunu düşünüyorum. Ödül alamaması da beni pek fazla şaşırtmadı.

 

Filmin konusunu özetlemek gerekirse film, Colin’in gözünden Monroe’nun İngiltere’de geçen bir haftasını anlatıyor. O dönem Monroe’nun eşi olan Miller’in İngiltere’den ayrılması ile birlikte Colin, Monroe’nin de isteği ile onunla ilgileniyor ve onu gezdiriyor. tabi bu arada ikisi arasında bir yakınlaşma oluyor. Film ise bu kısa ilişkiyi bizim gözlerimiz önüne seriyor.

 

 

Film baştada belirttiğim gibi Marilyn Monroe hayranlarının sabırla izleyeceği bir film. Tabi hayranlarını kızdırır mı bilemeyeceğim. Ancak gerek senaryo, gerek kurgu bakımından filmi beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Oyunculuk bakımından bu senaryoya rağmen izlenebilir.

 

Yönetmen: Simon Curtis

 

Senaryo: Adrian HodgesColin Clark (kitap)

 

Oyuncular:

Michelle Williams
Marilyn Monroe
Eddie Redmayne
Colin Clark
Julia Ormond
Vivien Leigh
Kenneth Branagh
Sir Laurence Olivier
Pip Torrens
Sir Kenneth Clark
Emma Watson
Lucy

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1655420/

http://myweekwithmarilynmovie.com/

 

Savage Grace – Vahşi Zarafet

Savage Grace
Natalie Robins‘in aynı adlı romanından uyarlanan film Tom Kalin imzasını taşımakta. Başrollerinde ise Julianne Moore, Stephen Dillane ve Eddie Redmayne bulunmakta. Film uzun zanadır izlenecekler listemde ertelemelere kalıyordu ve geçen gün izlenme şerefine kavuştu. julianne Moore hayranı olan ben nasıl oldu da filmi bu kadar erteleyebildim bilemiyorum. Peki film bende ne gibi etkiler bıraktı pek emin değilim ama izlenenler arasında yerini aldı.
Öncelikle filmin standart tanıtımına yer verelim…

Kızıl saçlı, alımlı ve karizmatikbu kadın, kocasının şaşaalı ve asil hayatına hiçbir zaman tam olarak uyum sağlayamamıştır. Aralarındaki bu dengesizliğe bir de çocuk sahibi olmaları eklenince ilişkileri iyiden iyiye sarsılır. Oğulları Tony (Eddie Redmaine), babasının gözüne girmeyi hiçbir zaman başaramamıştır. Babasıyla arasındaki aşılmaz mesafe, Tony’yi gittikçe annesine yaklaştırır. Bu yakınlaşma aynı zamanda bir trajedinin de doğuşu olacaktır. Bu aile trajedisinin yanı sıra Baekeland’ların “parıldayan” yaşamları ardındaki toplumsal farklara da şahit oluyoruz. “Vahşi Zarafet”, bir ailenin yükselişi ve dibe vuruşunu arka planına New York, Paris, Cadaques, Mallorca ve Londra gibi efsane güzellikteki mekanları alarak anlatmaktadır.

Bu evli iki kişinin neden anlaşamadıkları konusunda filmi izlerken pek bir kanıya varamıyoruz lakin problemin kadından kaynaklandığı gayet açık. Kendini kocasının çevresine yakın tutmak için sürekli yemekler partiler verme gibi bir durum söz konusu ve bununla başlayan inişler çıkışlar. Çocuğun büyümesiyle babası kendisini birazdaha dışa çeker. Bu sırada çocuk büyümüş ve 18 yaşlarına gelmiştir. Cinsel tercihi konusunda bir tercih yapmamıştır. Erkek bir sevgilisi vardır aynı zamanda bir kız sevgili daha bulmuştur ama onunla ilişkisi kısa sürmüş üstüne üstlüm babası kız arkadaşı ile kaçmış ve birlikte yaşamaya başlamışlardır. Girdiği bunlaım sonucu erkek arkadaşını da kovmuştur. Sonuç olarak annesi ile başbaşa kalır. Bir çok şehir değiştirirler. Ancak değiştirilern her şehirde ikisi de yalnızdır ve ve annesi onu tam bir erkek yapmak için uğraşmaktadır… Birbirlerini keşfetmelerine bir dostları yardımcı olur.
İlginç konusuyla izlenebilecek bir film. Ancak izlerken filmde birşeylerin eksik olduğunu görebiliyorsunuz. Yönetmenin anlatımı biraz havada kalmış…