buralarda yokken izlediklerim

Love, Simon (2018) Keyifli, eğlenceli, sürükleyici bir film olmuş Love, Simon. Her şeyden biraz var filmde. Gizemi yerinde, dramı yerinde… Süresi bana biraz uzun gibi geldi ama sıkmadan izlettirdi. Filmin dozajı iyi ayarlanmış. Film aslında bir gençlik filmi bu çerçevede hareket ederken ana karakterin içinde bulunduğu durumu açıklaması ve kendisine karşı toplumun tepkisi klasik ama bilinçli bir şekilde aktarılmış. Ana karakterin içinde bulunduğu durum dedim ana karakteri gay olarak tanımlayıp bunu bir gay filmi olarak lanse etmek istemedim. İçinde yaşanan tüm duygular aslında her heteroseksüelin yaşayabileceği şeyleri yaşaması. Tabi buna internetten yüzünü bile görmediği birine aşık olması dahil. Film Simon ile birlikte yaşanan merak duygusunu da izleyiciye geçiriyor. Aslında konuyu özetlemek gerekirse, Hikaye, gay bir lise öğrencisi olan Simon’ın bu tercihini ailesine ve diğerlerine açıklamasını ve karşılaştığı zorlukları anlatıyor. Filmde abartıdan çok oldukça doğal olabilecek her şey anlatılmış. Filmin en sevdiğim kısmı da buydu. Yazı giderek uzuyor. Yönetim açısından filmde …

Jupiter Ascending

Wachowski Kardeşlerin son ürünü olan Jupiter Ascending’in tek olumlu tarafının baş rolde Mila Kunis olduğunu söylemem lazım. O da oyunculuk bakımından çok tatmin ediyor mu tartışılır ama keyifli bir şekilde göze hitap ettiği kesin. Wachowski Kardeşlerin diğer filmleri ile karşılaştırdığımızda Jupiter Ascending bize ne veriyor derseniz koca bir hiç diye cevap verebilirim. Yani Wachowski Kardeşler düşüşlerine devam ediyorlar. Tamam The Matrix iyiydi ama devamı bir türlü gelmedi. Matrix var olan bir mitin başarılı bir şekilde ekrana yansıtılmasıydı. Sonra yazılıp çizilenler aslında Matrix’i felesefeleştirdi ve bu şekilde gelişen  Matrix felsefesi Wachowski Kardeşlere bu ekmekten para yemek için zemin hazırladı. Film üçleme olarak hazırlanmadı ama üçleme oldu.  Akabinde çoğumuzun hatırlamadığı Speed Racer Wachowski Kardeşlerin elinden çıktı. Sonrası Cloud Atlas. Cloud Atlas nispeten biraz daha Matrix tarzına yakındı. Bir mit ele alınıyordu ve düşündürüyordu yine eksikleri çoktu ama Wachowski Kardeşlerden vazgeçmemek için bir ümit veriyordu. Ancak Jupiter Ascending kesinlikle Wachowski Kardeşlerden beklenecek bir film değil. Şöyle bir baktığımda sanki Wachowski Kardeşlerin oluru buymuşta Matrix bizi yanıltmış gibi düşünmeden edemiyorum. Jupiter …

My Week with Marilyn

    Filmi izlemek için Marilyn Monroe hayranı olmak yeterli. Aksi takdirde, film bir biyografi olarak sıradan televizyon filmlerinden öteye geçemiyor. Filmin belli başlı en büyük artısı oyunculukları. Ancak film kısa bir biyografi olarak karşımıza çıksa da Marilyn Monroe’nun hayatı hakkında pek bir şey anlatmıyor. Film zaten Colin Clark’ın kendi gözünde aşık olduğu Marilyn’i anlatıyor.   Film büyük bir yıldız Marilyn Monroe’nun bilmem kaçıncı biyografisi olarak çıkıyor karşımıza. Ancak kısa bir zaman zarfında geçen hikayede Monroe, depresif, ilaç bağımlısı, hasta olarak gösteriliyor. Tabi gerçek yaşantısı ile uzaktan yakından ilgim olmadığı için bu konu hakkında bir şey söyleyemeyeceğim. Ancak bu gibi filmlerle Amerika’nın en büyük yıldızlarından birinin yeni nesillere bu şekilde anlatılmaya çalışmak iyi bir fikir gibi gelmedi bana.     Film bunun yanı sıra aslında hala Amerika’da ilgi odağı olan bir film üzerinden para kazanmak istemiş gibi bir izlenim yarattı bende. Elbette amaç para kazanmak ama filmde bunu çok fazla hissettim. Aynı şekilde oyunculukların başarılı olmasına rağmen filmde bir samimiyetsizlik vardı. Nedense izlediklerim bir gerçekten çok …

Savage Grace – Vahşi Zarafet

Savage Grace Natalie Robins‘in aynı adlı romanından uyarlanan film Tom Kalin imzasını taşımakta. Başrollerinde ise Julianne Moore, Stephen Dillane ve Eddie Redmayne bulunmakta. Film uzun zanadır izlenecekler listemde ertelemelere kalıyordu ve geçen gün izlenme şerefine kavuştu. julianne Moore hayranı olan ben nasıl oldu da filmi bu kadar erteleyebildim bilemiyorum. Peki film bende ne gibi etkiler bıraktı pek emin değilim ama izlenenler arasında yerini aldı. Öncelikle filmin standart tanıtımına yer verelim… Kızıl saçlı, alımlı ve karizmatikbu kadın, kocasının şaşaalı ve asil hayatına hiçbir zaman tam olarak uyum sağlayamamıştır. Aralarındaki bu dengesizliğe bir de çocuk sahibi olmaları eklenince ilişkileri iyiden iyiye sarsılır. Oğulları Tony (Eddie Redmaine), babasının gözüne girmeyi hiçbir zaman başaramamıştır. Babasıyla arasındaki aşılmaz mesafe, Tony’yi gittikçe annesine yaklaştırır. Bu yakınlaşma aynı zamanda bir trajedinin de doğuşu olacaktır. Bu aile trajedisinin yanı sıra Baekeland’ların “parıldayan” yaşamları ardındaki toplumsal farklara da şahit oluyoruz. “Vahşi Zarafet”, bir ailenin yükselişi ve dibe vuruşunu arka …

Back to Top