Interstellar

Bir Christopher Nolan filmi daha karşımızda. Tabi söz konusu isim Nolan olunca, parmakları çıtırdatıp yazıya öyle başlamanın faydası var. İster istemez yazı bir hayli uzun oluyor. Bunun sebebi belkide Nolan’ın kafa yoracak, beklentiyi zorlayacak işlere adım atması. Interstellar’da bunlardan biri. Şimdi kısa bir yorum yapmak gerekirse, Interstellar beni tatmin etti mi? Evet etti. Ancak filmi izlerken aklımda sürekli Arthur C. Clarke’in Bir Uzay Efsanesi vardı. Hikaye bu seri ile paralel giderken, sosyal medyada film ile ilgili sorulan bir çok soruya Bir Uzay Efsanesini kendime referans göstererek yanıt verdim. Bu yazıda da belki kıyaslamalara gireceğim ancak bu ister istemez olacak. Dedim ya uzun oluyor Nolan yazıları diye, buyurun ilk paragraftan başladık. Yazıya devam ederken baştan söyleyeyim, yazı film hakkında açık seçik anlatımlar ve yargılar içerir, bu sebepten dolayı izlememiş olanlar bulaşmasın.

Coma

2012 yapımı 2 bölümlük mini dizi Coma. Dizi Robin Cook‘un 1977 yılında yazdığı 1978 yılında beyaz perdeye uyarlanan romanından uyarlama bu dizide. Dizinin senaristi ise, Black Swan’dan tanıdığımız John J. McLaughlin var. Dizinin yönetmeni ise Mikael Salomon. Aslında bu dizi için iki parçaya ayrılmış bir film diyebiliriz. Dizinin süresi ise 240 dakika. Hikaye oldukça akıcı gidiyor. Bazı yerler gereksiz uzatılmış. Bazı ayrıntılarda gereksiz gözüktü gözüme. Ancak dizinin oyunculuğu kadrosuyla da orantılı olarak başarılıydı. Hikayenin akıcı ve meraklandırıcı olması diziyi heyecanla izlemeye yetiyordu. Ancak kurguda sıkıntılar olduğu da kesin. Geçişler oldukça basit ve rahatsız ediciydi. Aslında dizinin bir çok dozunu düşüren kısım kesilip kısaltabilirdi.

Mutlu Bir Gün / Another Happy Day

Film oldukça iyi bir oyuncu kadrosunu bir araya toplamış. Tabi bu kadro bir araya gelince filmin kötü olma olasılığı otomatikman düşüyor. Film 2011 Sundance Film Festivelinde, senaryo ödülüde alınca bu kadro neden birde en iyi oyuncu çıkartamamış diye soruyorsunuz ister istemez. Ancak filmi izleyince bunu da fark ediyorsunuz. Film senaryo ödülünün hakkını oldukça başarılı bir şekilde veriyor. Konu klasik gibi gözükse de diyaloglar oldukça başarılı ve akıllıca. Filmin yönetimi oldukça klasik şekilde yapılmış. Müzikleri ise çok fazla akılda kalmıyor. Ancak bunlara rağmen tüm duygular yerinde ve sorunsuz olarak verilmiş. Hikaye izleyiciyi kendine bağlıyor. Bunda en büyük pay oyunculuklar elbette. Ancak bazı oyunculara rolleri çok hafif gelmiş ve içlerinde sıkışıp kalmışlar. Buna başlıca örnek, Ellen Burstyn‘nin oynadığı Doris karakteri. Tüm bunlara rağmen film zevk alarak izlediğim bir film. Film bozulmuş bir aile yapısını anlatıyor. İyi günde ve kötü günlerde bir araya gelen bir aile işlenmiş. Kardeşler kendi aralarında birbirlerini çekemez hale gelmişler. Film ana karakterimiz olan …

The Fountain: A tribute. By Clara. (DA:1)

Katlamaya başladım, yüzümü, ellerimi, ayaklarımı, kemiklerimden sarkmaya başlamış etlerimi tutan derimi… Her şey uzaklaşıyor, yavaş yavaş zıtlaşıyorum hayata, anlamsızlıklar anlamlaşıyor… kimseyi beklemezken, gözlerim uzaklaşmıyor camın ardından… bir kez daha korkuyorum, soğuk bir rüzgarın tenimi okşayışından farklı, sırtımın tam orta yerinde hissettiğim o soğuk rüzgar… Tüylerim yine diken diken. Bu kez gelmesin diyorum ruhlar kapımdan içeri… bu ürperti, resimdeki yüzü yada içeme atamadığım sevgin, adın…

THE FOUNTAIN (KAYNAK) (görünsel yazım şekli no:1)

Bir film eleştirisi yazmayalı uzun zaman oldu. Tabi buna eleştiri mi, övgü mü denir bu konu da tartışılır. The Fountain Darren Aranofsky’nin tartışılan son filmi. Tabi ki tartışmalar sadece filmi? The Fountain, Vertigo’da yayınlanmış Kent Williams tarafından resimlemiş Darren Aronofsky hikayesiyle başlar yolculuğa. Bu yayınlanan grafik roman gelmiş geçmiş yüzyılın en iyi aşk hikayelerinden biri gibi gösterir kendini. Hal böyleyken bu güzel hikaye karşısında sinemaya aktarımının zorluğu ürkütür insanı. 60.000 $ ile Pi’yi ve 5 milyon $ ile Requiem For A Dream’i çekmiş bir insana Warner Bros’un 100 milyon $’ı aşan bir bütçe ile kucak açması merakları daha fazla uyandırmıştır (sanıyorum wb’un senaryodan haberi yoktu. Bu bütçeyle yaklaşık 4 sene proje üzerinde yapılan çalışmalar üzerinde dönen kara bulutlar pek yıldırmamıştır Arandofky’i. “Ben mutlaka bu filmi çekmek istiyorum” diyerek çeşitli yüksek bütçeli teklifler elinin tersiyle itmiştir. Bütçenin büyüklüğünden ötürü ilk olarak, Brad Pitt, Cate Blanchett ve Ellen Burstyn’le rahatça anlaşan Aranofsky …

Back to Top