Hanna

Bekleneni vermeyen filmlerden biri de Hanna. Başta Cate BlanchettEric Bana gibi isimleri kadroda görmek sizi heyecanlandırıyor. Fragmanı izlediğinizdeyse işte bu diyorsunuz. Filmin müziklerini ise çok başarılı bir şekilde The Chemical Brothers yapmış. Öyle ki müzikler filmin biraz önüne geçmiş. Filmden sonra sanki  The Chemical Brothers klibi izlemişsiniz gibi geliyor size.

Film gerçekten iyi başlıyor hakkını yememek lazım. Eric büyük bir özveri ve disiplinle Hanna’yı insanlardan uzak bir yerde ölüm makinesi gibi yetiştirmesi içimizdeki merakı korluyor. Bunun yanı sıra Hanna’nın bildiğimiz dünyaya olan merakı filmin ilerleyen dakikalarında Hanna’nın hayat konusunda ikileme düşeceğinin haberini veriyor bize. Bu dakikalardan itibaren Hanna’nın kim olduğuna, nerede ne amaçlı bulunduğuna aklımızca yanıt getirmeye çalışıyoruz.

Daha ilk dakikalardan filmin sonu hakkında bir sürü yorum yapıyorsunuz. Ancak adamın neden kızı gözlerden uzak bir yere getirip onu bir ölüm makinesiymiş gibi yetiştirdiğine bir sonuç bulamıyorsunuz. İşte bu da filmin ilerleyen kısmını oluşturuyor. Ortada Marissa diye bir kadın vardır kimdir, nedir, soruları aklımızı kurcalar. Hanna hazır olduğunu söylediği anda yerlerini belirleyen bir cihazı çalıştırırlar. Eric, Hanna’yı bırakıp kaçar. Hanna ise görevlilerin, eline geçer.

Hanna götürüldüğü yerde Marissa ile görüşmek ister. Marissa’nın yerine ise bir başkası gönderilir. Hanna onu öldürür ve bulunduğu yerden tüm güvenlik tedbirlerini aşarak kaçar. İşte filmin en iyi sahnelerinden biri burasıdır. Hanna, Eric ile buluşmaya giderken, yaşıtı bir kızın ailesinin peşine takılır. Kız ile arkadaşta olmuştur. Hanna görmediği merak ettiği hayata bir nebze olsa da burada yaklaşır.

Biz Hanna hakkında soru işaretleri ile boğuşurken film de bu saatten sonra yakalamış olduğu gizemi kaybetmeye sıradan bir hikaye olma yolunda ilerlemeye başlıyor. Daha kim olduğunu kestiremediğimiz Marissa, Hanna’yı bulması için beyaz saçlı psikopat Isaacs ve adamlarını tutar. Bu adamlar kimdir nedir neyin nesidir, bilmeden ilerlemelerini ve yaptıkları işkenceleri izliyoruz. Tahminlerimiz bu Marissa, Isaacs, Erik arasında bir husumet olduğu yönünde gelişiyor ama film bu konu hakkında bize sır verip ser vermiyor.

Daha sonra bu psikopatlar, Hanna’nın ilk arkadaşını ve ailesini kaçırarak ona şantaj yaparlar. Burada film sıradan bir kovalama hikayesine dönüyor. Hanna bu beyaz saçlı ve rakibini hallettikten sonra, Marissa’nın peşine düşüyor. Aslında burada kim av kim avcı o da belli değil. Herkes birbirinin peşinde gibi bir durum var ortada. Ancak ne nedir hala haberimiz yok.

Birden final oluyor filmde. Bir kaç kelime ile olan biten özetleniyor. İyi askerler yaratmak için bir projede genetiği değiştirilen bebekler söz konusu. Erik’in sevgilisi de bu projeye katılınca bebeklerini korumak için kaçıyorlar. Proje sorumlusu olan Marissa ise genç kadını kaçarlarken öldürüyor. Eric, Hanna’yı alarak kimsenin bulmayacağı yere saklanıyor.

Tüm bu olan biten bir kaç dakika ve cümleye sığdırılmış. Haliyle film insanda “küt” diye bitmiş etkisi yaratıyor. Ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Her şey güzel giderken filmin başı ile sonundaki çelişkiler size sanki iki ayrı film izlemişsiniz hissi veriyor. Göze en çok batan hata ise Hanna’nın teknolojiden uzak bir ortamda her şeyden habersiz olmasına karşın, ilerleyen bölümlerde bilgisayarı bir hacker gibi kullanabilmesi. Bizim kaçırdığımız bir şey mi vardı acaba?

Film güzel başlayıp kötü bitiyor. Senaryoda açıklar çok. Yönetmen de anlatmak istemediğini anlayamamış. Filmin ne olması gerektiği konusunda tereddüte düşmüş anlaşılan. Tüm bunlara rağmen neyin ne olduğunu anlamak için filmi izliyorsunuz. Tabi bu ayrıntılı yazıdan sonra izlemediyseniz eğer, izlemenize de gerek kalmıyor.

Yönetmen: Joe Wright

Senarist:

Seth Lochhead
David Farr
Seth Lochhead hikaye

Oyuncular:

Saoirse Ronan Hanna
Eric Bana Erik
Cate Blanchett Marissa
Tom Hollander Isaacs
Paris Arrowsmith CIA
Olivia Williams Rachel

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0993842/

 

 

Star Trek

Star Trek serisini bilmeyen yoktur. Hani yaşı yetmeyenler bile adını duymuştur. Açıkşası filmi de izlerken aklıma Sadri Alışık gelmedi desem yalan olur. Onu da saygıyla anıyorum.

“Mission: Impossible III”, “Lost” ve “Alias”ın yönetmenlik koltuğundan tanıdığımız, Transofners, Lost, Alias ve merakla beklediğimiz Super 8’in senaristi olan J.J. Abrams yönetmen koltuğunda. Öncelikle belirterek cümlelerime başlamalıyım, 1966 yılından itibaren dünyada tüm insanları ekrana bağlayan dizinin etinden sütünden herkes faydalandı, bu son faydalanma ise diğerlerinden biraz farklı. Eh tabi teknoloji gelişince oyuncakları, efektleri, görselliği daha bir ileriye giderek iyi yorumlanmak gibi bir özelliğe sahip.

Bu açıklamaya da ilave etmek lazım ki, bu film öyle ortalardan değilde, tam baştan başlıyor. Yani bu filmi izlemek için, serinin ilk filmlerini izlemeye gerek yok. Bu film, Tüm ekibin ilk tanışma faslını anlatıyor. Film, Spock üzerine kurulmuş biraz da…

Tabi filmin beklentisi insan üzerinde yüksek. Bunun sebebi ise son dönemlerin yükselen isimlerinden olan J.J. Abrams’ın az öncede belirttiğim gibi, yönetmen koltuğunda olması. Bu beklenti aslında insanı biraz ikileme düşüyor. Film ne kadar iyi olsa da, iyi işlense de sanki eksiklikler yarmış izlenimi bırakıyor insan üstünde. Zaten sanıyorum bu bir deney filmi olmuş, yani eğer tutarsa devamını çekeriz tarzında…

USS Kelvin gemisi uzayın derinliklerinde bir tür yıldırım bulutu olduğunu düşündükleri bir şeye rastlarlar. Ancak bulutun içinden çok büyük bir savaş gemisi çıkar ve USS Kelvin’e saldırır. Şartlar arasında USS Kelvin’in kaptanının rehin alınması ve başına gelen olaylardan sonra, olaylar biraz karışır. Tabi türlü fedakarlıklar mürettebatı kurtarmak için, ardı ardına yapılır.

Oyuncu kadrosu gayet başarılı. Spock karakterini Heroes’un Syler’ı canlandırınca daha bir ilgi çekici olmuş film. Efektler ve konusu ile bir çırpıda bitirilen eğlencelik bir film. Ama akıllarda çok kalıcı olur mu bilinmez. Zaten vizyonda olduğu dönem de pek adından bahsettiremedi. Fİlm herşeyi baştan alması açısından her yaşa hitap ediyor. Uzay içerikli bütün filmlerde rastlayacağımız olaylar bizi karşılasada, oyunculuk ve çekim açısından film bizi içe çekiyor ve filmi izlettiriyor. Hikaye gayet net ve ve göze çarpan bir olumsuzluk yok. Ama yine belirteyim filmi eskileri ile birleştirip izlememek lazım, algı problemleri bu durumda başlayabilir.

Birde filmde göze çarpan zaman kavramı olgusu. İnsanın algısını zorlayan kısımsa bu. Yönetmen zaman çizgisi ile risk alarak fazla oynamış. Arada bazı noktalar da zaman kavramı geçiştirilerek olay başka noktalara çekilmiş. Eğer film esnasında bu noktaya taktığınızda (benim gibi) film biraz zor akacaktır. Ama bunu dert etmeyenler için, şeker gibi bir film.

Müzikler gayet başarılı, derinden insanı rahatsız etmeden ilerliyor. Ancak filmin sesleri konusunda, aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ses efektleri, konuşmalar, sesler biraz havada tatmin edilir gibi değil… Oyunculuk iyi demiştim, yani filme göre iyi oyunculuklar sergilenmiş. Oyuncular, filme iyi oturmuş her birininde yeni yüzlerden oluşması. Ancak eskiler devreye girdiğinde filmin akışı birden değişiyor.

Hem eskiler, hem yeniler için, izlenebilir bir film…

Yönetmen: J.J. Abrams

Senaristler:

Roberto Orci
Alex Kurtzman
Gene Roddenberry (televizyon dizisi)

Oyuncular:

Chris Pine James T. Kirk
Zachary Quinto Spock
Leonard Nimoy Spock Prime
Eric Bana Nero
Bruce Greenwood Christopher Pike
Karl Urban Dr. Leonard ‘Bones’ McCoy
Zoe Saldana Nyota Uhura
Simon Pegg Montgomery ‘Scotty’ Scott

Linkler:

www.startrekmovie.com/

http://www.imdb.com/title/tt0796366/

Mary and Max

Adam Elliot’un yazıp yönettiği güzel bir animasyon filmi Mary and Max. Film bir nevi işkence yöntemi olarak tabir edeceğimiz stopmotion tekniği kullanarak çekilmiş. Velhasıl bu insanlar sabırlı insanlar lakin biz izleyici olarak bu kadar sabırlı olamıyoruz. Bu göndermeyi de bazı sitelerde okuduğum yorumlar için yapayım dedim. Eh iyiden iyiye tüketim toplumu olduk bir an önce hızlı, hareketli şeyler tüketelim ki bir yenisi daha çabuk gelsin…

Animasyon karakter ve renkler bakımında. Artık animasyonlarda yavaş yavaş sosyal olaylara el atmaya başladı ancak bunu genelde Avusturalyalı animasyonlarda görüyoruz. Mary and Max bunun başarılı bir örneği. Bu ismi ilk duyduğumda bir aşk bekliyordum. Karşıma aşk çıkmadı ama beni karşılayan aşktan daha ötesi oldu.

Max 44 yaşında asosyal ve obez Amerika’da yaşayan bir adamdır. Mary ise 7 yaşında Avustralya yaşayan bir kızdır. Mary’nin ailesi biraz tutucudur. Kendisini güzel olarak görmemektedir. Aklında Amerika’da yaşayanların orada bulunanlardan daha iyi olacağını düşünmektedir. Bu sebepten dolayı bir gün bu dış dünya ile tanışmak amacı ile oradan bir mektup arkadaşı bulmayı kafasına koyar ve bunda başarılı olur. Mektup arkadaşı olacak kişi Max’tır.

Max küçük kızdan gelen mektuba şaşırır. Önce cevap yazıp yazmama arasında gider gelir. Çünkü Max insanlarla iletişim problemi yaşamaktadır. Ancak ne yapar eder bu küçük kıza mektubu yazar. Bu saatten sonra aralarında büyük bir dostluk başlar. Taki Marry büyüyene kadar. Mektuplaşırken aslında ikisi hayata karşı durmaya başlarlar. Max biraz daha sosyal omaya başlar, Mary kendine güvenmeye… Okulunu iyi bir derecede bitirir, üniversiteyi kazanır hatta doktora bile yapar.

Max’a büyük bir ikramiye çıkar, ancak içinde bulunduğu durum itibariyle bu parayı har vurur harman savurur. Aslında tabiri caizse bu durumu da yapmaz. Ancak arkadaşları bozulmaz. Gerçi bozulduğu bir nokta vardır ki, o da Mary’nin bitirme tezini kitap olarak yayınlatmasıdır. Mary Max’ın hastalığı hakkında kayda değer bir araştırma yapmıştır. Tabi bu durum düzelir.

Hayata göndermeleri ile ortak çok şey bulabileceğimiz, insanın yalnız olamayacağını anlatan çok iyi, çok sıcak bir animasyon. İzlenmesi gerekenler arasında…

Seslendirenler:

Toni Collette Mary Daisy Dinkle
Philip Seymour Hoffman Max Jerry Horovitz
Eric Bana Damien
Barry Humphries Narrator
Bethany Whitmore Genç Mary
Renée Geyer Vera
Ian ‘Molly’ Meldrum Homeless Man

Linkler:

http://www.maryandmax.com/

http://www.imdb.com/title/tt0978762/

http://www.sinemalar.com/film/25265/Mary-And-Max/

ary and Max