ev’lenmek üzerine bir yazı daha…

Uzun zamandır ne uğraşlarla (!) ev aradığımı bilirsiniz. Sonunda eve şeklen bezememede bir evim oldu. Sanırım buna emlakcı dilinde 1+0 diyorlar. Bir oda küçük bir girişle dahil edilmiş mutfak, birleştirilmiş küçük banyo ve tuvalet. Annem bu durumdan pek memnun olmasa da her daim burnunun dikine giden ben savaşı tekrar kazanıyorum.
Uzun uğraşlardan sonra evi yerleştirdim. Elbette ki annemin yardımıyla. Bir yer tuttuğumu öğrendiği anda kardeşimle girdiği “ben gideceğim” savaşından galip çıkarak yollara düşüyor. O gün mesaide olan ben tabiî ki kendisini karşılayamıyorum. Bu eksi bir puan eminim ki…
Kuzenimin yanında kalıyor, eve geçince biraz burun büküyor ama yapacak bir şeyi yok. Direktiflerle yetinmekle kalıyor. Aslında olup biteni benim tarafımdan yazamıyorum okuma ihtimali var. Sonra durumu izah etmeye çalış her telefonda kimle konuştuğumu, ne yaptığımı izah etmem için.
Asıl kaos dündü. Bu akşam gideceği için bileti ayırtım ve dün alacağımı söyledim. iş çıkışı eve gittiğimde annem ütü yapmakla meşguldü. Harem’e geçip bileti alacağımı, onun gelemsini ve onu kuzenime bırakacağımı erkesi gün arabaya yetişemeyeceğimizi söyledim. Önce olmaz dedi, sonra fikir değiştirim olur dedi, sonra benim geri döneceğime kafayı taktı. Yarın iş olduğunu açıklasam da yine onun ben gitmezsem o da gitmezmiş tribi yaptı. Sonra burada olan kuzenini aramaya karar verdi. Kuzeni de tutturmasın mı gelip seni alacam falanca ablama gideceğiz diye. Akşam trafiğinde taa Silivri’den adam bekledik. Neyse ki 2,5 saat sonra Beşiktaş’taydı. Sonra ne yapacağız muhabbeti döndü. Kuzeni ben sizi bırakırım dedi. Ama yolu bilmiyormuş benimde gelemem gerekliymiş. Annem hala kararsız gitmeli mi, kalmalı mı, ne yapmalı? En sonunda sen kararını ver telefonla konuşuruz dedim, kaçarak Üsküdar vapuruna bindim. Otobüs yazıhanesinin kapanmasına yakın bir vakit olduğu için ki saat 22:03 hala akşam yemeği yememiş ben hemen Harem minibüsüne atlayıp bileti alamaya otobüslerin arasından girdim. saat 22.25’ti. Bileti alıp Üsküdar’a döndüm ki bütün gün arabada eşya taşıma uğruna salamura olmuş vücudumda dermansızlık hissetmeye başlamıştım. Yol üstündeki ucuz büfelerden ne yediğimi anlamasam da karnımı doyurdum. (Et döner+hamburger+ayran+su=4,5 YTL, Lezzet=0) Nihayet son karşıya geçişimdi. Beşiktaş’a vardığımda Garanti Bankasının ATM’siyle biraz oynadıktan sonra telefon geldi. Ne mutlu!!! Bekledim, geldiler, kuzenime gittim, yattım uyudum, sonra servisle geri dönüş… Sağ olun!!!! (Kimse bir şey anlamadı değil mi? Doğrudur çünkü ben de bir şey anlamadım…)

“ev”lenmek hakkında kısa bir yazı…

tanıdıklar bilir malumdur ki 4 ayı aşkın süredir ev aramaktaydım (hala da tutmuş değilim). benim gibi kararsız bir insan olduğunuzu düşünüp bütçenizi önünüze aldığınızda seçim sürecinizin daha da uzaması içten bile değil. istanbul’un taşını toprağını, semtini, sokağını aradıktan sonra zorunlu da olsa içime sindirdiğim bir ev için görüşmelere başladım, sonunun hayırlı olmasını diliyor başkası eve göz dikmesin diye evin reklamını yapmıyorum.
asıl anlayamadığım aylara dayanan tecrübeme istinaden istanbulda ki kiralık evlerin fiyatları. oyle ki iki kişilik yatan sığan 1+0 bir eve 450 ytl istemeyi yüzleri kızarmadan yapabiliyorular. neymiş efendim beşiktaş merkezde yıldızdaymış… şöyle ki yıldız da ki pahalılığı da anlamış değilim. evde şunları yapabilirdim: mesela klozette tuvaletimi yaparken banyo yapabilirdim çünkü başka şansım yoktu aslında iki işi birden görme açısından avantajlı vakitte harcamıyorsunuz… demeden de edemeyeceğim şeyinizi sallasanız duvara çarpması ihtimali olası… muhtemel 3+1 evi üçe yada ikiye parçalamış oda şeklinde kiraya sunmuş ev sahibimiz. tabii ki zekice bir olay…
neyse emlak hakkında bilgi istiyanler bana ulaşabilir ki yakında bir yardım masası kurmam içten bile değil…