Eva ile karantina günlerinde delirmeceler

Bu işe neden girdim bilmiyorum. Günlerimi ve altı sayfayı aldı. Kim okuyacak ondan da emin değilim. Çok uzun yazı olduğu için sayfalara ayırdım. Sayfa linkleri yorumların altında kalmış. Bölye değişik şeyler. Bir de podcast yapacaktım. O hiç bitmezdi sanırım.

Ne şanslı piç dediğinizi duyar gibiyim. Şu an pek bir hava atasım geldi ama işin aslı pekte öyle değil. Açıklama izin verin lütfen.

Bir sabah her ne kadar gözleri aşkla gülen taze söğüt dalı olarak uyanmasam da aklımda birdenbire Eva Green peydahlandı. Öyle “sabah”, “uyanmak” kelimelerini aradan çekip, “rüya”, “gece”, “yatak” kelimelerini de ardına katarak fantezi olayına girmeyin “varsayılan mod ağı”nıza acı biber sürerim bir daha geçmez aklınızdan. Zaten yok öyle bir şey. Olsa mıydı? “…….”

“Ya” dedim kendi kendime “e izleyeyim tüm Eva filmlerini ne olacak ki?”

Bir diğeri katıldı. “E, izleyelim tabi nasıl olsa boşuz.”

“Tamam” dedim bende hemen yatağımın yanındaki ikincil yeri kaplayan bilgisayarıma uzandım ve açtım. Bilgisayar açılırken gözüm saate ilişti. 06.10.

“Lan deli mi sikti” dedi diğeri. Gözlerimde zerre kadar uygu yok. Sitelerden birine girdim -burada reklam olmasın diye yazmıyorum- ve izlemeye başladım. Önce sondan, sonra baştan, izlediklerim de vardı derken beş film oldu. O zaman bir başla ses dedi ki;

“Oğlum madem izliyorsun bu kadar beri yazsana bunları.”

“Neyini yazacağım ki? Zaten yazılmışı vardır.”

“Olsun yine yaz işte. Ne olacak? Zaten tembellik yapıyorsun aylardır. Parmakların ısının.”

Vallahi bu cümle bana mantıklı geldi. Bir şey olmadan yazmaya başlamayacaktım. Yazmadıkça, yazmamak büyüyecek, büyüyecek hayatımı daha da kaplayacaktı. Tahammül edilir gibi değil. Sonrasında Sherlock ile onu aramaya uğraşamazdım. Ve yazmaya karar verdim. Bakınız hala yazıyı uzatıyorum filmlere geçmemek için ama bu işin bir sonu yok. Uzunca bir yazı olabilir olmayabilir de. Hatta bir ara bunu podcast mi yapsam diye de düşündüm. Bak o iş de bana mantıklı geldi en iyisi deneyeyim. Ama metin şart, metne bağlı kalmak lazım. Yoksa saatlik konuşmalar çıkıyor ortaya elle tutulur bir şey yok.

Sevgili insanlar neden uzun şeyleri okumuyor, izlemiyor, dinlemiyorsunuz? Tamam ya yine parmaklarım düştü (Podcast yapacak benliğime not: Burası çenem olacak. Diğer taraftan yazmak ile ilgili terimleri de düzenlersin diye düşünüyorum.)

Eva ile ortak çok yönümüz var. Mesela aynı yılda doğmuşuz hem de aynı ayda. Burçlarımız bile aynı, daha ne olsun? Yükselen işine girmedim onu pek bilmiyorum. Bu kadar ortak yön de yeter zaten. Mesela ben yazıyorum o oynuyor. Hatta yedinci filmden sonra senaryolar ile ilgili bazı polemiklerimiz oldu. Ortak düşünceler içerisindeydik diyebilirim. Bu “Perfect Sense” bozdu beni biraz ama nedenini söylemeyeceğim. Virüs falan şartlar eşit ama… Ama falan filan…

Tüm filmler (18 adet) 1 gün 9 saat 8 dakika sürdü. Dile kolay. Ama bir film eksik onu bulup izleyemedim. Filmler bu kadar sürdü sürmesine de içinde bu kadar Eva yoktu. Detayları yazacağım. Tabi iki tane de dizi var onların süresi de 1 gün 11 saat 20 dakika.  Bu demek oluyor ki 2 gün 19 saat 28 dakika ayırdığınızda Eva’nın olduğu tüm film ve dizileri izleyebiliyorsunuz. Ah unuttum 1 saat 47 dakika var ek olarak.

Neyse istatistikleri biryana bırakıp yazmaya başlayayım. 

Sayfalar: 1 23456

The Salvation / İntikam

Filmi inceleme arayışım oldukça farklıydı. Festivalde iyi filmlerin biletleirnin tükenmesi olağan bir bir durum. Bende kim ne izlemezde yer bulunur diye düşünürken, ben de bu filmi gördüm. Aslında filmi değil de baş rol oyuncusu Eva Green‘i. Tabi Eva Green deyince akan sular durur. Filmi izlemek için karar aldım. Filme biraz daha dikkatle bakınca, filmin werstern filmi olduğunu, üstelikte Danimerka yapımı olduğunu gördüm. Danimarka ve western evet herkese garip gelebilir.

Nasıl olur ne olur diye düşünürken (anlık düşünceler tabi bunlar) filmi izleme zamanı geldi. Açılış çok fazla bilgisayar efekti kullanıldığını gösteriyordu. Genelde western kalıplarına bağlı kalarak filmin başında küçük bir açıklama yapılmıştı. Bu hikayeyi de özetliyordu. Continue reading “The Salvation / İntikam”

Perfect Sense

Türkiye’de film çok alakasız bir şekilde Yer Yüzündeki Son Aşk olarak gösterime girince ister istemez filmi izlemek için kendimi biraz geri plana çektim. Filmin afişine de bakınca tam anlamıyla romantik bir film gibi duruyordu Perfect Sense. Gerçi filmin afişinde Eva Green adını da görünce nasıl oldu da Eva romantik bir filmde oynadı diye emrak etmiştim. Yani oynar oynamasına ama bir ksiyon olmalıydı filmde.  Continue reading “Perfect Sense”

Sin City: A Dame to Kill For

Frank Miller Sin City filmini üçleme olarak çekmeye karar vermişti. 2005 yılında yapılan film oldukça başarılı olmuş ve bu ikinci filmin gelişini dört gözle bekletmeye başlamıştı. Nihayet dokuz yol sonra ikinci film Sin City: A Dame to Kill For karşımıza çıktı. Şöyle kısaca eleştirmek gerekirse aslında Sin City: A Dame to Kill For şahsen bütün beklentileri hayal kırıklığına uğratan bir film. İlk filmin yanından bile geçmezken biraz zorlama olduğunu da gözler önüne seriyor. Continue reading “Sin City: A Dame to Kill For”

Karda Bir Beyaz Kuş / White Bird In A Blizzard

Film Laura Kasischke‘in aynı adlı romanından uyarlanmış. Yönetmen koltuğunda ise Gregg Araki var. Araki’yi Mysterious Skin ile hatırlıyorum. Ancak uzun zaman oldu başka bir film ini izlemeyeli on yıl sonunda festivale kısmetmiş. Filmi izleme sebeplerinden biri de baş rolde Eva Green isminin geçmesiydi. Ancak baştan söyleyeyim ki, ben bu filmde beklediğim Eva Green oyunculuğunu göremedim. Performansının çok altında bir oyunculuk vardı. Sanki buna sebep karakterin tam olarak filme de ait olamamasıydı. Continue reading “Karda Bir Beyaz Kuş / White Bird In A Blizzard”