Etiket arşivi: !f 2011

The Kids are All Right / İki Kadın Bir Erkek

Festivalin iyi filmlerinden Oscar’ın ise sönük filmlerinden The Kids are All Right. Zaten Oscar’dan başarı çıkmasını beklemek bu film için büyük bir mucize olurdu. Gerçi nasıl oldu da aday oldu o da ayrı bir konu.

Film konusu bakımından da oldukça ilginç. Bu ilginçlik işleniş, senaryo, oyunculuk ve yönetimle de üst düzeye çıkmış. Lezbiyen bir ailenin hayatlarına göz atıyor. Jules ve Nic, Joni ve Laser adlarında iki çocuğa sahiptirler. Kaliforniya’da yaşamaktadırlar. İki kadın, sperm bağışı yoluyla hamile kalmış. Joni, 18 yaşına gelmiş liseyi bitirmiş yakın zamanda üniversiteye başlayacaktır. Kardeşi Laser ise 15 yaşındadır. Laser donörlerinin kim olduğunu merak etmektedir. Joni kardeşine yardımcı olur ve donörleirni bulur. Öncelikle bunlardan annelerine bahsetmezler.

Joni ise kötü bir çocuk ile arkadaşlık etmektedir. Anneleri bunun önüne geçmek için adım atarlar ancak öğrenmek istedikleri aslında oğullarının gay olup olmadığıdır. Her na kadar bu konuya ön yargılı yaklaşmamaya çalışsalar da bir nebze olsun tedirginliği hissedebiliyorsunuz. Bu sebepten dolayı da Joni annelerine donörleri ile buluştuğunu söyler.

Jules ve Nic çocuklarının bu merakını haklı bulur. Bu adamın kim ve nasıl biri olduğunu öğrenmek için onunla tanışırlar. İster istemez çocukların biyolojik babaları Paul’de aileye katılmıştır. Tabi bu kişinin varlığı bu iyi gibi görünen çekirdek ailenin düzenini bozar. Her bir karakter, ailesini ve yaşantılarını sorgulamaya başlar. Filmde çevresel faktörleri pek göremiyoruz ancak Joni ve Laser’in arkadaşlarının tepkilerine bakarsak her biri bu durumu kabullenmiş durumda. Hatta ailede yaşayan çocuklardan daha fazla.

Aile hayatında erkeğin rolü tartışılmaz elbet. Filmde bu vurgulanmış. Nic karakteri çalışan evin geçimini, tüm yükünü sırtlamıştır. Bunu kendine bir görev olarak görür. Bunlar zaten diyaloglar arasında tartışılan şeylerdir. Nic otoriter rolünde evinde eşini bekleyen bir ilişki istemesi sebebi ile Jules’u de pek çalıştırmamıştır. Ancak çocukların da büyümesi ile birlikte, Jules peyzaj işine soyunur. Paul ise organik sebze işindedir yeni aldığı bahçenin düzenlenmesi için Jules’tan yardım ister.

Nic bu işe pek sıcak davranmaz. Ailesi bu adamın ortaya çıkması ile birlikte her şeyi sorgular olmuştur. Ancak bir şey de diyemez. Jules, Paul ile birlikte çalışmaya başlar. Aralarında da bir yakınlık olmuştur. Bir kaç kez birlikte olurlar. Nic ise hiç anlaşamadığı Paul’u tanımak, ailesini de bir arada tutmak için, Paul’e yemek yemeye giderler. Ancak Nic tuvalete gittiğinde, banyoda Jules’in saçlarını görür ve Paul’un yatak odasında da tokasını. Nic, Paul’un kendisini aldattığını anlamıştır.

İkisi yatak odalarında durumu konuşurken, çocuklarda durumu öğrenir.Bu durum Paul’un durumunu çocuklar önünde değiştirir. Onu güvenilir biri olarak görmezler. Ancak bu olaya Laser’in tepkisi erkek olması sebebi ile normaldir. Joni ise en sert tepkiyi gösterendir. Bu aile Julesun evlilik hakkında konuşması ile kurtulur. Tabi Joni’nin üniversiteye gitmek için evden ayrılması ile de orantılıdır.

Aslında anlatılamayacak, ince noktaların başarı ile ekrana yansıtıldığı bir film. Kim olursa olsun, ne olursa olsun aile denen yapının ne olması gerektiğini, evliliğin insanlar üzerine bindirdiği o yükü başarılı bir şekilde yansıtmış. Kesinlikle izlenmesi gerekli bir film.

Yönetmen: Lisa Cholodenko

Senaryo: Lisa CholodenkoStuart Blumberg

Oyuncular:

Julianne Moore
Jules
Annette Bening
Nic
Mark Ruffalo
Paul
Mia Wasikowska
Joni
Josh Hutcherson
Laser
Yaya DaCosta
Tanya

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0842926/

http://2011.ifistanbul.com/tr/Movie/the-kids-are-all-right-

http://ifistanbul.com/blog/?p=6397

Mavro Livadi / Kara Çayır

Festivali bitirdik ama yoğunluktan dolayı yazamadığım filmlerden Mavro Livadi.Komşu ülke Yunanistan’dan Osmanlı döneminde geçen bir film. Bu yönde eleştiriye pek girmiyorum zaten onlar da pek olayı irdelememişler. Ancak filmin kopyasından mıdır, yoksa başka bir şeyden midir ben izlediğim bu filmden pek zevk alamadım. Filmde bir şeyler eksik.Sanıyorum bunda başı çeken anlatım dili.

Aslına bakarsanız, mükemmel görüntüler var filmde. Yani bu görüntülerin mükemmel olması gerekli. Kareler bu izlenimi yaratıyor sizde ancak o hazzı alamıyorsunuz. Belirttiğim gibi belkide filmin kopyasından kaynaklıydı bu ancak bana pek zevk vermedi. Konu ise tarıhte yaşanmış olabilecek bir hikaye. Aslında güzel de işlenebilecek bir hikaye. bu sebepten dolayı da filmin daha çarpıcı olmasını bekliyorsunuz ancak film buna da yanıt vermiyor.

Film 1654 yılında geçmektedir. Bir gece, rahibelerin yaşadığı manastıra yaralı bir yeniçeri gelir. Rahibeler sadece duydukları kadarı ile bildikleri yeniçerileri vahşi bir hayvan sanmaktadırlar. Bu yaralı askere yardım ederler ancak hasta halinle bile onu zincire vurup tedavi ederler. Tabi onun bir erkek olmasının da bu şekilde muamele görmesine sebeptir. Daha sonra öğrenirler ki, bu yeni çeri kaçaktır ve aranmaktadır.

Genç rahibelerden olan Anthi de bu adama bakanlar arasındadır. Belkide ilk erkek görüşüdür. Anthi pek fazla konuşmaz, sessizlik yemini etmiştir, konuştuğu zaman ise fısıltıyla konuşur. Anthi bu genç yeniçeriden etkilenir. Manastır sorumlusunun para karşılığında onu askerlere teslim edeceğini öğrenince yeniçeriyi manastırdan kaçırır, onunla birlikte kendisi de kaçar. Buraya kadar her şey güzeldir ta ki ormanın ortasında bu iki genç sevişmeye başlayana kadar. O anda öğreniriz ki, Anthi aslında erkektir.

Tabi bunun üzerine yeniçeri gay olmadığını söyler ve onu biraz tartaklar ancak Anthi onun peşini bırakmaz.Bu arada aralarında yeniçeri de Anthi’ye avlanmayı dövüşmeyi öğretir..  Sonunda yakayı ele verirler Anthi manastıra yeniçeri de komutanının yanına gider. Komutanı en iyi askerim sensin diyerek onun canını bağışlar. Anthi gerçek kimliğini rahibelerin önünde gösterdikten sonra kaçar ve yeniçeriyi bulur. Yeniçeri ise Anthinin de yardımıyla komutanını ve yanındaki bir kaç askeri öldürür birlikte kaçarlar. Tabi finalade ise birlikte olurlar biz de filmden mutlu mesut ayrılırız.

Film bu kadar, aradaki aşıkın işlenmesi sorunluydu, böyle ön yargıyla yaklaşırken yeniçerinin birden Anthiye yeşil ışık yakması tam anlamıyla anlatılamamıştır. Olay eldeki ile yetinelim miydi pek çözemedim. Filmde Osmanlı askerlerinin Türkçe konuşması güzeldi, ancak günümüz Türkçesi ile konuşması biraz garipti. Tabi bir de askerlerin, Drama Köprüsü türküsünü söylemeleri var.Tabi takdir ediyoruz ancak o türkünün filmin o döneminde ne işi var? Bu türkü çok daha sonrasının türküsü. Yeniçerimiz ise su içtikten sonra geğirme ve daha iyileşir iyileşmez rahibelerden birine atlaması yönünden çok Türkleşmiş ama yahu sünnetsiz yeniçeri mi olur?

Oyunculuklar başarılıydı. Anthi’nin aha benim şeyim var demesine kadar bir şey anlamıyorsunuz. Gerçi anlayamayız çünkü oynayan karakter bayan. Yani olması gerektiği gibi. Cast iyi yapılmış. Gözüme en çok batan karakter ise, rahibelerin en uçuğu yeniçerimizin üzerine atlayıp sonra intihar edendi.

Velhasıl kelam, Osmanlı çocukları devşirirken, Anthi’nin ailesi, çocukları alınmasın diye, onu küçükken bu manastıra teslim etmiş. Tabi iyi mi yapmış tartışılır. Bir gün de ayni usulde devşiren bir yeniçeri ile karşılaşırlar. Hikayemizin aslı bu. Ancak bir çok nokta havada kalmış ve senaryo, anlatım yetersiz. İzleyin derim aslında ancak if dışında izlenir mi o tartışılır…

Yönetmen, Senarist: Vardis Marinakis

Oyuncular:

Sofia Georgovassili
Anthi
Hristos Passalis
Despina Bebedelli
Igoumeni
Maria Panouria
Rania Ekonomidou
Despina Kourti
Evangelia Adreadaki

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1331297/

http://2011.ifistanbul.com/tr/Movie/mavro-livadi

Prezit Svuj Zivot / Hayatta Kalmak

Bence festivalin en iyi filmlerinden biri Prezit Svuj Zivot.Zaten filmi izlemeden önce de bu kanıdaydım. Şimdi “kaç film izledin ki en iyisini seçiyorsun” diyenler olabilir içinizde haklılar da ancak bence bu film en iyisi… Öncekile filmi iyi yapan standart dışı olması. Evet belki yönetmen Jan Svankmajer için pek farklı olmayacak bir film ancak bu tarzı da sadece onla yaşayabiliyoruz.

Belki de filmi bu kadar sevmemin sebebi karaktere yakın hissetmem kendimi. Nasıl yakınlık dersek bende şimdi bu cümle üzerine düşünür durumdayım. Sanki birden çıkıverdi bu cümle parmaklarımdan. Filmin kahramanı Eugene’nin uyumayı istemesi, belkide kendimle kıyasladığım nokta. Gelelim filmimize;

Eugene, rutin hayatına devam etmektedir. Hayatı ev ve iş arasında, lotoyu kazanma hayalleri içerisinde geçmektedir. Yani Eugene’nin bizden farkı yoktur. Zaten kazandığı yetersiz para onun ekstralara soyunmasına da izin vermemektedir. Tüm bunların üzerine yıllardır rutinliğe uymuş evliliği de girince Eugene iyice çıkmaza girmiştir.

Bir gün rüyasında kırmızılar içinde, genç ve güzel bir kadın görür. Ona aşık olmuştur ve onu görmek için sürekli uyumaya başlar. Ancak bir sorun vardır ki, her rüyasında kadının adı değişmektedir. Sadece adla kalmaz, olan olaylarda değişmektedir. Eugene bunun kendisi için bir mesaj olduğunu düşünür ve rüyasında yaşadığı olaylar takip eder. Ancak rüyaları da gerçekle karışmaktadır.

Rüyaları o kadar aklını karıştırmıştır ki sonunda bir psikanaliste gitmeye karar verir. Tabi psikanalist ile yapılan görüşmeler sonucunda olaylar farklı bir boyuta kayar. Aslında Eugene bu sorundan kurtulmaktan çok, daha fazla uyumak için psikanaliste gitmektedir. Eugene uyumanın yolunu bulur. Ancak bu onun işini de kaybetmesine sebep olur. Tabi işine gelir. Kendine bir oda tutar, karısına fark ettirmeden her gün işe gidiyormuş gibi, uyumaya gider.  Riyalarında o kadar ilerlemiştir ki, Eugene gördüğü genç kadınla beraber olmuş ve çocukları bile olacaktır. Bu arada öğrenir ki hepsinin adı Eugenedir.

Tabi burada finali anlatmayacağım. Zaten final film izlenirken kestirilse de anlatım dili ve psikanalist yorumları bu yorumlar esnasında Freud ile Jung’un portreleri içinden ettikleri kavgalar mükemmel. Psikanalistin ise seas aralarında yaptığı yorumlardan sonra Freud ile Jung’dan tepki beklemesi ise kesinlikle mükemmeldi. Her yönü ile etkileşimli bir anlatımdı. Her ne kadar finalde Eugene’nin karşılaştığı sonuç pek hoşuna gitmese de bizi oldukça eğlendirdi.

Filmin başında yönetmenin neden animasyonu ve neden bu tarzı seçtiğine dair konuşması ayrı bir güzeldi. Yönetmen şakayla karışık her şeyi maliyete yönlendirse de kesinlikle animasyon aşığı olduğu belli. Umuyorum ki bu son filmi olmaz. Çok eğlenceli, çok düşündürücü bir film. Kesinlikle izlenmesi gerekli.

Yönetmen, Senaryo: Jan Svankmajer

Oyuncular:


Václav Helsus
Evzen / Milan

Klára Issová
Evzenie

Zuzana Kronerová
Milada

Daniela Bakerova
Dr. Holubová

Emília Doseková
Super-ego

Marcel Nemec
Colleague

Jan Pocepický
Antiquarian

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1352765/

http://2011.ifistanbul.com/tr/Movie/prezit-svuj-zivot-

Tsumetai Nettaigyo / Soğuk Balık

Festivalin izlediğim ilk filmi. Malum çalışanlar için biraz zor oluyor takip etmek. Cuma gecesi (burada da bir gariplik var aslında cumartesi oluyor) 00:15 itibari ile filmi izlemeye başladık. Tabi reklamlar başlangıç süresinin içerisinde. Daha sonra 144 dakikayı dişlerimizi sıkarak izledik. Gerekten de dişlerimizi sıkarak izledik. Ünlü Japon kült yönetmen, Sion Sono imzalı bu film görmek istediklerimizi çarpıcı bir şekilde sunmuş bize her zaman olduğu gibi.

Öncelikle belirtmeliyim ki yönetmen bu filmi bir seri katilin hikâyesinden esinlenmiş. Filmin gerçek olma payı insan üzerinde daha büyük bir etki bırakıyor. Tabi bu noktayı es geçersek, film biraz sinemasal anlatımına takılıyor. Yani yönetmen, hikayeyi sadece sunmuş ve bunu sunarken, sadece gördüklerimizin üstünde görüntüler vererek yapmaya çalışmış. Hikayede bir kopukluk sezmek mümkün. Bu görsellik içinde aslında bunu düşünmek ne kadar mümkün tartışılır.

Film alsında kırılma noktalarından bahsetmekte. Her insan için olan kırılma noktasından. Filmde ise kahramanımız, Shamoto. Shamoto karısını kaybettikten sonra genç ve güzel bir kadınla bir evlilik yapmış ancak kızı ile yeni eşi arasındaki anlaşmazlıklara son verememiştir. Kendi başına çabaları da sonuç vermeyince ezilmiş ve kendi kabuğuna çekilmiştir. Öyle ki ne karısına iyi bir koca nede, kızına iyi bir baba olmuştur. Ailede sorunlar hat safhada olmasına rağmen normal bir profil çizmektedirler. Shamoto kızından korkusundan eşi ile bile birlikte olmak için otele gitmektedir. Eşi ise kızından şiddet görmektedir. Kız ise eve gelip annesinin yerine konan kadından nefret etmekte ve kimsenin sözünü dinlememektedir.

Shamotolarda durum böyleyken bir gün, kızları bir markette hırsızlık yaparken yakalanır. Kızlarını almaya giden çift burada onlara yardımcı olan Murata ile tanışır. Murata kızlarını kurtarmalarında onlara yardımcı olmuştur ve ona minnettardırlar. Murata’nın da Shamotolar gibi bir süs balıkçısı dükkanı vardır. Aslında ilk bakışta iki karakter de birbirine benzemektedir tabi Murata’nın zengin olduğunu hesaba katmazsak.

Murata, Shamoto’ya kızının kendi dükkanında diğer kızlarla birlikte çalışmasını tavsiye eder. Kız da buna sıcak bakınca Shamoto belkide karısı ile arasını düzeltmek amacıyla bu teklifi kabul eder. Aslında bu kendi düşüncesidir. Murata aslında yine kendisi için karar veren insanlara boyun eğmiştir. Hatta olay öyle bir noktaya gelmiştir ki, Murata ona ortaklık teklif eder. Hatta tekliften çok ortak olmuşturda. Her şey kontrolü dışında gelişmiştir. Tam olana bitene al koyacağı sırada işler biraz daha karışır.

Murata, Shamoto’nun önünde bir cinayet işler. O da yetmez, gözlerinin önünde cesetten kurtulmak için Murata’nın eşi ile birlikte cesedi param parça etmelerine de şahit olur. Shamoto bunun ilk olmadığını aslında Murata ve eşinin seri katil olduğunu öğrenir ama kaçışı yoktur. Murata Shamoto’yu karısını ve çocuğunu öldürmekle tehdit eder.

Shamoto işten nasıl sıyrılacağını bilemez. Bir gün yine bir cesetten kurtulmaya çalışırken Murato, Shamoto’nun üzerine çok gider. Son olarak ona kendi karısıyla birlikte olmasını söyleyip zorla buna teşvik edince ahlak kuralları katı Shamoto Murata’yı öldürür. Shamoto’nun bu güçlü kişiliğini gören, Murata’nın karısı zaten gözü olduğu Shamoto’dan etkilenir ve onun istediğini yapar. Bu arada tüm her şeyi öğrenen Shamoto önce kızını zorla eve götürür. Birlikte aileymiş gibi yemek yerler. Daha sonra kızının tavırları onu yine çileden çıkarır. Ona şiddet uygular. Karısına da tecavüz eder. Murata ile birlikte olmasının cezasını çektirir.

Etkileyici bir film Soğuk Balık. Anlatım dili sert olsa da, hayatın bize aslında güllük gülistanlık olmadığını, pürüzlerin her zaman çıkabileceğini gösteriyor. Bir diğer olay ki, güvenin insana neler yaptırabileceği. Fİlmden bir alıntıyla bitirelim; “Dünyanın pürüzsüz, mavi bir küre olduğunu mu düşünüyorsun? Bence dünya kayalardan oluşan bir külçe. Hiçbir gezegen pürüzsüz ve yumuşak değildir.”

Yönetmen: Shion Sono

Senarist: Shion Sono, Yoshiki Takahashi

Oyuncular:


Makoto Ashikawa

Denden

Mitsuru Fukikoshi

Megumi Kagurazaka
Taeko

Hikari Kajiwara

Lorena Kotô

Asuka Kurosawa

Linkler:

http://2011.ifistanbul.com/tr/Movie/tsumetai-nettaigyo

http://www.imdb.com/title/tt1632547/

!f başladı…

Nihayet !f başladı ve bir sinema sever olarak sinemaların yolunu tuttuk. Zaten bir sinema sever olarak sinemanın yolunu her zaman tutuyorduk anca tabi şu izlediğimiz filmleri izleyemiyorduk.Aslında bir diğer adı AFM Uluslar Arası Film Festivali olan bu festivali, AFM sadece bu tarz filmlere ayırabileceği bir bir kaç salona yaysa daha güzel olacak. Yani demek istediğim sene boyunca bu tarz filmler özel salon açılarak gösterilebilir. Her şey para demek değil ya! Hem para olsa ne yazar insanlar gitmeyecek mi? En azından bağımsız filmciler de para kazansın. İş paraya dökülmüşken, bu festivalin de reklam festivali olduğunu söylemeyi borç bilirim. Festivallerde reklam gösterildiğini bilmiyordum.Tamam bunlar sponsor reklamları ancak festival özüne aykırı diye düşünüyorum. Sırf 15-20 dakika reklam izleyeceğiz diye filmin süresini uzatmaya gerek yok… Bir konu daha var ki değinmek istediğim, AFM nasıl bir restorasyon yaptıysa Fitaş’ı eski hali daha güzeldi. etrafa borularla yapılan dekordan daha iyisi olması gerekirdi. Dekoru da geçtim, belki de Türkiye’nin en çok kazanan sineması olmasına rağmen, temizlik sıfır… Hele hele Tsumetai Nettaigyo / Soğuk Balık‘ı izlemeye girdiğimiz salon tam anlamıyla felaketti… Belki de filmin doğasına uygun bir efekt katmak için içerisi leş gibi kokuyordu… Umarım birileri duyarda sesimizi çeki düzen verir olana bitene…