Etiket arşivi: !F 2013

Margaret

Film IMDB ve festival sitesinde 2011 yapımı olarak çıkıyor karşımıza. Bende 2011 yapımı diye filmi izlemeye koyuldum. İlk verdiğim tepki liseli ergen rolünde ‘i gördüğümde verdiğim tepkiydi. Tabi buna bir de Matt Damon‘un genç halini görünce film benim için soru işretleri oluşturmaya başladı. Daha sonra yaptığım araştırmalar sonunda ise filmin aslında 2005 yılında çekimlerinin bittiğini ve hukiki sebeplerden dolayı vizyona girmemiş olduğunu öğrendim Bu durum açıkçası film hakkındaki yorumlarımı da bir nebze olsun değiştirdi.

Tabi bu eleştiriler Anna Paquin’in bu role gidip gitmediği yönünde yoğunlaşıyordu bu konudan bahsetmek zorunda kalmayacağım burada. Filmin süresi iki buçuk saat ve bana oldukça uzun geldi. Yönetmenin dediğine göre film üç saatmiş ve insanlar izlerken sıkılacağı için kesintiye uğratmış filmi. Filmin kesintiye uğradığı da belli oluyor. Ancak bu konu için bu kadar uzun bir süre lazım mıydı sorusunu soruyorum kendime. Film çok kez kendisini takrar ediyordu. bir çok sahnede dejavu hissi yaşadım. Elbetteki 100 dakikaya da bu film rahatlıkla sığdırılabilirdi. Okumaya devam et

On the Road / Yolda

‘un aynı adlı romanından uyarlama filmin yönetmen koltuğunda  var. Kerouac romanını yolda edindiği deneyimler ve fikirler doğrultusunda yazmış ve kitap beat kuşağı kitaplarının en iyileri arasında. Ben romanı okumadım bu sebepten dolayı uyarlama yönünde pek yorum yapmayacağım. Ancak filmin gelişimi ve anlatılanlar kitabın uzun soluklu ve zor bir kitap olduğunu da ortaya çıkartıyor.

Zor bir uyarlama olduğu ortada. Bunu filmi izlerken hissediyorsunuz. Filmin ilk yirmi dakikası farklı bir atmosfer yaratarak izleyende umut uyandırıyor. Akabinde gelen dakikalar ise klasik bir yol hikayesi olarak yansıyor bize. Yönetmen / senarist durum değerlendirmeleri, oluşan fikir düşünceler den çok sanki karakterlere daha fazla yüklenmiş. Bu da kitabın edebi yönünü yansıtmayıp (ki eminim bir dönemi başlatan ve bir yol hikayesinin daha fazla fikir oluşumları ve daha iyi anlatımları vardır) düz bir hikaye olarak çıkmış karşımıza. Karakter düşünce ve duyguları açıkçası bana geçmedi. Okumaya devam et

The Sessions / Aşk Seansları

İzlenmesi oldukça rahat bir filmdi The Sessions. Çeviri Aşk Seansları olunca ilk başlarda karşıma değişik bir aşk filmi çıkacağını düşünmüştüm. Konusunu okuyunca pek fazla yanılmadığımı da gördüm. Ancak hikaye biraz farklı. Hikaye de engellilerin cinsel hayatına değinilmiş.

Film 6 yaşında çocuk felci geçiren gazeteci ve şair Mark O’brien‘ın “On Seeing a Sex Surrogate” adlı makalesinden esinlenerek beyaz perdeye uyarlanmış. Makalede Mark O’brien kendi deneyimlerinden alıntılarla yola çıkmış. Film etkileyici bir konuya sahip olmasına rağmen, çok etkileyici bir film değil. Daha çok düz bir şekilde fazla duygu ve ajitasyon katmadan çekilmiş. Filmde  Mark O’brien’ın gündelik hayatına misafir oluyormuşuz edası hakim. Okumaya devam et

Seven Psychopaths / 7 Psikopat

Oldukça eğlenceli bir izlenim ve kurguya sahip bir film Seven Psychopaths. Eğlenceli dediysem de komedi değil elbette. Bildiğiniz düşündüğünüz psikopatlar filmde mevcut. !f İstanbul’da Galalar arsında karşımıza çıktı ve aslında Türkiye’ye çok geç geldiğini düşünüyorum. Şu ana kadar izlediğim en iyi festival filmi diyebilirim Seven Psychopaths için. Yazar, yönetmen, senarist ‘in ellerinden çıkmış bu işte. Kurgusu sık dokunmuş başarılı bir film.

Öncelikle filmin adının beni yanılttığını söyleyebilirim. Beklediğim yedi psikopat beni tam olarak tatmin etmedi. Filmin ilk yarım saatinde de zaten aksiyon ve psikopatlılık hat safhadayken film iyi yolda beklediğim gibi gidiyor derken birden beni yanıltmaya başladı. Tabi bu yanılma aklımda kurguladığım filmi suya düşürürken karıma apayrı izlenimi zevkli bir film çıkarttı karşıma. İyi kide böyle olmuş demedim desem yalan olur. Okumaya devam et

The Imposter / Hayat Avcısı

!F İstanbul kapsamında Oyun bölümü altında gösterilen yapımlardan biri de The Imposter / Hayat Avcısı’ydı. The Imposter canlandırmaya sahip bir belgesel. Konusu oldukça ilgi çekici. Belgesel’in kurgusu oldukça başarılı diyebilirim. Ancak canımı sıkan bazı noktalar vardı.

Hikayenin gerçek olması konunun ilginçliğini arttırıyor elbette. Ancak hikaye bize aktarılırken bir çok ley havada kalıyor. Belgeselin sonuna kadar biz her şeyi çözmüş oluyoruz ama yönetmen bize ısrarla vermekten çekiniyor. Canlandırmalardaki bazı sahneler ise bana gereksiz geldi. Frederic’in Amerikan polislerini araması ve bu aramalara cevap verenlerin Holywood’un klişe polis dedektifi karakterlerinin film karelerinin kullanılması beni gülümsetti ama olay sadece bu boyutta kaldı. Sanki bir çok kısımda bu uygulanabilir keyifli bir anlatım elde edilebilirdi. Ancak bir yerde göster çek yapması bana hikayenin samimiliğini sorgulattı. Okumaya devam et