Ferhat Uludere – İslenmiş Aşka Mektuplar

ferhat_uludere_islenmis_aska_mektuplar

İslenmiş Aşka Mektuplar Ferhat Uludere’nin ikinci öykü kitabı. Tabi bir yenisi olur mu bilinmez ama bu kitap 2005 senesine ait. Tabi ilk öykü kitabı Sayıklamalar‘dan daha olgun, daha ayakları yere basan hikayeler var karşımızda. Sanıyorum 1001 Fıçı Bira ve Son 11‘in ayak sesler bu öykü kitabında kendini belli ediyor ve bir Ferhat Uludere tarzı çıkarıyor karşımıza.

Kitapta on adet öykü var ve başka metinler adı altında da iki adet farklı öykü. Yani on iki adet. Bu on iki adet öykü arasından en sevdiğimi sorarsanız ben “Cholé, bir roman kahramanı” yanıtını veririm. Kitabın en uzun ben bence en sürükleyici, meraklandırıcı öykülerinden biri. Tabi diğer öykülerinde hakkını yememek lazım.

Hikayeler şöyle böyle diye ayrıntıya girmeyeceğim. Kitabı alınız ve okuyunuz efendim. Aslında ansiklopedik bilgi olsun diye kitaptaki öykü isimlerine yer versem mi diye düşünmedim değil. Ama yapmayacağım. On iki adet öyküyü keyifle okuyacağınızdan eminim.

Yazı iyice çığırından çıkmadan kitap arkasına geleyim.

Ama bir itirafta bulunayım gerçek olsa “Cholé’e bende aşık olurdum. Gerçekten gerçek olsa….

Kitap Arkası

“İlişkiler yaşadıkça anlıyor insan; yaşadığı ilişkinin olmayacağını. Aşk dediğine inanıyor ilk önce, sonra bunun üzerinden yalanlar atmaya başlıyor kendine. Karşısındaki de kendine atıyor aynı yalanları ve bir araya geliyorlar. Aslında aşklarından değil, yalanlarından bir araya gelip, söylediklerinin gerçek olmasını diliyorlar.”

Bir şeylerin yaşanmış olması için ille de onların yaşandığını başkalarının görüp, duyması, bilmesi gerekir mi? Aşkla…ama bir yandan ölümle…ama böylece de hayatla dolup taşan, hatta patlayan bu on öykü ve iki deneme, hayatın karanlık yüzünü ortaya çıkartıyor. Arka planda Nick Cave şarkılarının çaldığı, hem yürekli, hem de yürekten yazılmış öyküler insanın içindeki gölgeleri görünür kılıyor. Yalnızlıkları ile baş etmeye çalışmaktan bıkmış, bir şekilde birliktelikleri ile baş etmeyi deneyen, bunu bazen beceren, bazen denemekten vazgeçen insanların hikayeleri var burada. Kabus gibi hikayeler…

Kitabın Adı: İslenmiş Aşka Mektuplar
Yazar: Ferhat Uludere
Sayfa Sayısı: 114
Yayın Evi: Çitlembik Yayınları

Ferhat Uludere – Sayıklamalar

ferhat uludere sayıklamalar

İkidir bilmediğim ya da bildiğim, yazar kim olursa olsun, dış görünüşünü merak ettiğimi fark ettim. Zaten hep ederdim de ayrı bir araştırma isteği geldi bana. Bundan sonra da kitabin yanında yazarının resmini de yayınlamaya yarar verdim. Evet okuyarak düşüncelerini tanıyoruz ama şöyle bir görünüşünü de bilelim değil mi Sonuçta kitaplar kadar yazarları da önemli. 

Sayıklamalar’ı da aylar önce okumuştum ve Instagram’da bir alıntı yapmışım. Onu yayınlayıp kitaba geçeyim.

 

Sayıklamalar

Sayıklamalar Ferhat Uludere’nin ilk kitabı. 2002 yılında yayımlanmış kitap 2015 yılında yeniden basılmış. Ferhat Uludere’nin daha önce 1001 Fıçı Bira ve Son 11 kitaplarına yer vermiştim. Bir kitapta burada yazılmak için bekliyor. Tabi Sayıklamalar’a göre 1001 Fıçı Bira ve Son 11’in daha akıcı ve keyifli olduğunu söylemeliyim. Bir gerçekte Sayıklamaların bir öykü kitabı olarak çoğunlukla karamsar hikayelere sahip olması. Şimdi buna kendimden pay çıkartırsam evet aslında yazarın kitabı çıkardığı dönemde bu şekilde bunalım olması oldukça normal.

Sayıklamalar’da yirmi üç hikaye var. İçlerinden de birini seçmem gerekirse beni en çok etkileyen bu kitapta “Teleskop” oldu. Tabi diğer hikayeler de okuyucuyu es geçmiyor ve bir yerinden yakalayıp, hayatınızı bu hikayelere yatırıp düşünmeye başlıyorsunuz. Okumanızı tavsiye ederim.

Kitap Arkası

Sayıklamalar, Ferhat Uludere’nin ilk kitabı. İnsanı etkileyen hikâyelerin olduğu bir kitap. Yaşamak yıllarla ölçülen bir şey değildir, ama bu öyküler sanki daha çok yaşamış birinin elinden çıkmış izlenimi uyandırıyor. Bu yüzden de hikâyeler yürek burkucu ve etkileyici. Ben şahsen, kimine önceden aşina olduğum halde hepsini okudum, sonra kimine bir kez daha baktım. Sonra da, uzun süre aklıma takıldıklarını fark ettim. Daha doğrusu aklıma takılan tek tek hikâyelerin kendilerinden çok, bir dünyaydı, Ferhat tarafından yaratılmış bir dünya: Çaresiz bir yalnızlık güzellemesi, imkânsız bir ilişkiler bütünü, loş odalar, yağmur, ne yaptığını bildiğini sanan insanlarla kendisine neyin niye yapıldığını anlamayan insanlar. Ve bir tür üçüncü göz sahibi, yaradılış yumağının nedenini ve hikmetini anlamamış (belki de, zahmet etmemiş) bile olsa, nasıl sarıldığını bilen bir insan. Dünyayı bize kendi köşesinden bakarak anlatan, her zaman anlatıcı olmayan bir anlatıcı. Ferhat dünyaya biraz da Borges gibi bakıyor. Gören gözlerin sathi taramasından çok, görmeyen gözlerin deşici eşici bakışıyla…

-Sevin Okyay-

Sözlerim yok, yeminlerim, yalanlarım… Her çabam boşa çıktı ve utandım adımın çağrısından.
Günlerdir, haftalardır, aylardır, belki de yıllardır aynı hikayede dolaşıyorum. Üşüyorum. Bitişikte bir kedi ağlıyor, cenazesi çoktan kaldırıldı oysa ki. Dumanlar arasında kesildi soluğu. Alevler yaladı ruhunu. Hala ağlıyor.
Şehirle yok olmak istiyorum. Dİnamitlendi her yan, fitiller ateşlendi.
Patlamadı dinamitler. Şehir ayakta hala, bir tek ben öldüm, yaşamak bir tek benim hakkımdı çünkü.

Yayınevi: Yitik Ülke
İlk Baskı Yılı : 2002
Sayfa Sayısı : 92