Magnifica presenza / Şahane Misafir

Ferzan Özpetek’in son filmi Magnifica presenza ve gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki onun en zayıf filmi. Klasik Ferzan Özpetek öğeleri var filmde son dakikasına kadar film kendini izlettiriyor ama filmin hikaye tarafı oldukça zayıf. Karakterler bu kez tam oturmamış. Zorlama karakterler ve gereksiz hikayeler görüyoruz. Filmin ana karakteri Pietro. Pietro kendi evini tutmuş bekar bir erkektir. Kuzeni Maria ile evini yerleştirir. Maria gittikten sonra evde garip şeyler olmaya başlar. Evde konuşma sesleri duyar ve bazı insanlar görür. Kafayı yemeye başladığını düşünür. Ama gördükleri gerçektir. Evde bir grup hayalet yaşamaktadır ve bunlar Pietro’dan kendilerini oradan çıkarmalarını ister.

Un Giorno Perfetto

İsmine kıyasla karşımıza çıkan mükemmel bir film değil. Film Ferzan Özpetek‘in yedinci filmi ve belkide tüm filmleri içerisindeki en şiddet dolu en karamsar filmi. Film birbirinden kopuk insanların iç dünyalarına yelken açıyor. Ancak bu film her ne kadar diğerlerine oranla daha çarpıcı da olsa, biraz daha sönük kalıyor. Film birbiri ile bağlantılı iki aileyi ele alıyor. Emma iki çocuğunu geçindirmeye çalışan ve bu uğurda canla başla çalışan bir anne. Ancak şiddet düşkünü ve şiddetin her kapıyı açabileceğini düşünen kıskanç eski kocası onun ve çocuklarının yakasını bırakmamaktadır. Genç kızlığa yeni adım atmış kızı ise baba sevgisini erkek arkadaş bularak geçireceğini düşünmektedir. Görme kaybı olan küçük çocuk ise arkadaşları tarafından hor görülmesine rağmen oldukça bilmiş, babasının bir kahraman olduğunu düşünmektedir.

Mine vaganti

Ferzan Özpetek’in La finestra di fronte‘den sonra en sevdiğim filmi olma özelliğine sahip Mine vaganti. Ancak La finestra di fronte’den fark bu filmde komedi dozunun biraz daha yüksek olması. Komedi dozunun yüksek olması anlatmak istediklerini anlatamıyor anlamına gelmiyor elbet. Ancak bu filmde anlatmak istedikleri biraz daha karmaşık bir hal almış. Ferzan Özpetek filmlerinin olmazsa olmazı yemek masası muhabbetleri bu filme de damgasını vuruyor. Ancak öyle başarılı diyaloglar var ki anlatmak isteneni tam anlamıyla anlatıyor. Oyunculuklar mimikler başta olmak üzere her şey oldukça doğal. Filmi güzel kılan da bu. Ferzan Özpetek filmlerinde ki o karaktere ait olma duygusunu bu filmde de yaşıyoruz. Herkesin kendisi ile özleştirebileceği bir karakter çıkıyor karşısına. Film ilk dakikasından itibaren kendine çekiyor. İlk dakikadan itibaren filmin açılışla nasıl bir bağlantı kuracağını merak ediyoruz. Ancak filmde büyük anne hikayesi biraz izleyiciye bırakılmış. Bu hikayeyi tamamlayıcı öğe ise final sahnesi. Yeri gelmişken belirtmek lazım ki, son sahnede kullanılan figüranların oyunculuklarını pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim. O güzel …

Saturno contro

Ferzan Özpetek‘in tüm filmlerini bir kaç kez seyredip, buraya hiç yazmamak ayıpmış gibi geldi ve geçtiğimiz günlerde La finestra di fronte filmini izlemek içimde depreşince, tüm filmlerine bir göz atayım ve yazmaya başlayayım dedim. İyi de ettim aslında, şu anda yeni filmi vizyon ilk film olarakta eski filmlerini hatırlamak biraz izi olur. Klasik Ferzan Özpetek filmi diyeceğim bu film için ancak o dönemlerde daha klasik Ferzan Özpetek filmleri daha ortaya çıkmaya yeni başlamıştı. Her ne kadar yönetmenin en iyi filmi olarak La finestra di fronte’yi düşünsem de bu filmde izlediğinizde yüzünüzde bir takım duygu değişimleri yaratıyor.

Back to Top