The Dark Knight (Kara Şövalye) (imax, reald, düzeltmeleri…)

“Dünyanın Merkezine Yolculuk – Joueney to the Center of the Earth (3D sinema deneyimleri yahut bir cumartesi özeti” başlıklı yazımda imax be reald hakkında ufak tefek bilgiler vermiştim ancak bilgilerin sinemaların da yeterli bilgi vermemesinden kaynaklanan eksik ve hatalı bilgiler olduğunu belirtmeliyim. Öncelikle Imax şirketinin gelştirmiş olduğu teknoloji RealD den farklı. İki farklı şirketin Türkiye’deki yansımaları ise Imax’in AFM, RealD’nin ki ise Mars Sinemaları. Imax ve RealD’nin orjinal sitelerinde de görebileceğimiz gibi, IMax salonlar AFM IMAX İstinye Park ve AFM Ankara Imaxda bulunmakta. RealD salonlar ise sadece İstanbul’da Cinebous Nautilus ve Cinebonus Kanyon sinemalarında bulunmakta. RealD şirketi Imax’e göre daha uzun filmler yapmakta çünkü maliyet daha az. Imax’in özelliği ise normal film karelerinin normal film karesinden daha büyük, sesin ise daha fazla kanallı olması. Şu anda yukarıda adı geçen iki RealD sinemasında gösteirmde olan Dünyanın merkezine yolculuk filmi 3D yayınlanmakta. Ancak imax denemesi olarak lanse edilen İstinye Parkta ki Kara …

Wanted

Sinemanın son zamanlarda en çok gözüme çarpan yönetmenlerinden biri olan Timur Bakmembatov‘dan Hollywood (?) tarzı mükkemmel bir aksiyon film. Eh yapım Hollywood olunca tanıdık yüzler çıkıyor karşımıza; James McAvoy, Morgan Freeman, Angelina Jolie gibi. Film başlar başlamaz kendine çekiyor sizi ve soluksuz filmin akışına kaptırıyorsunuz kendinizi. Tıpkı Nochnoy dozor (Night Watch) ve Dnevnoy dozor‘da (Day Watch) olduğu gibi. Rusya’da kendini ispatlayan Bakmembatov tası tarağı toplayıp Amerikaya gider ve ortaya Wanted çıkar. Matrix’e taş çıkartacak, bu da fazla diyeceğiniz sahneler sizi belkiyor. Wes hayatında oldkça başarısız olan ve sürekli kendini sorgulayan bir karakterdir. Ani baş ağrıları ve ve gel gitleri vardır. Bunun sebebini panik atak olarak değerlendirdiği için sürekli antidepresan kullanmaktadır. Bir gün markette izlendiğini hisseder bu arada ve bu kişiden onu kurtaran Fox olur. Bu Wes’in hayatını değiştirecektir. Daha sonra Solan’ın önderliğindeki kardeşlikte bir katil olacaktır. Filmin can alıcı görüntülerinden bazılarını fragmanlarda görmüşsünzdür. Daha fazlası ise filmde. Artık klasik Bakmembatov …

All Quiet on the Western Front (Batı Cephesinde Yeni Birşey Yok)

Elbette ki bu gün film günü değil ama (zaten günler konular karıştı iyice, düzen bana göre bir şey değil) bahsetmek istediğim bir film var. 1930 yapımı yönetmenliğini Lewis Milestone‘un yaptığı ve baş rollerinde Louis Wolheim, Lew Ayres, John Wray‘in rol aldığı etkileyici bir film. Film Erich Maria Remarque‘in “Im Western Nichts Neues” adlı kitabından uyarlanmış. Daha Oscar’a leke sürülmemiş dönemlerde iki Oscar sahibi ( en iyi film, en iyi yönetmen) bu filmin en büyük özelliklerinden birisi ilk savaş karşıtı film olmasıdır. Filmde gerek görsellik olsun gerek monolog ve diyaloglar olsun insana savaşın gerçekte ne olduğunu anlatmakta bire bir. Diğer savaş karşıtı filmler gibi içten içe savaş propagandası yapmayan sadece cepphedeki gerçeği ortaya taşıyan bu filmde ana fikri karekteri ağzından şöyle tanımlaybiliriz; “kahramanlık, cesaret yoktur, savaşta sadece ölüm vardir.”Filmin bir çok görüntüsü İkinci Dünya Savaşı belgelesllerinde kullanılmış ve ilginç anektodlarla dolu bir filmdir. Film hakkında küçük notları şöyle sıralayabiliriz. – o …

Caramel (Karamel – Sukkar banat)

Filmleri de haftalık yapmaya karar verdim. Aslında bir filmi yazmak zor bir iş. Özet mi geçmelisin, yoksa anlatılanı mı çözümlemeye çalışmalısın. Yani şu ki Bir Lost Highway’in konusunu nasıl yazabilirsiniz ki? Tamam yazarsınızda ne oldu ne bittiye gelir. Neyse arada böyle filmlerde olursa üşenmem uzun uzun yazarım:) Bu haftaki filmimiz 2007 Lübnan ve Fransız ortak yapımı Sukkar Banat. Hepimiz, Avrupalılar bilhassa Fransızların doğu ve ortadoğu yaşamına nasıl meraklı olduklarını biliriz. İçlerinde bastıramadıkları farklı toplumları araştırma güdüsü çoğu zaman hüsranla da bitse, farklı kültürler insanların gelişimine yardımcı oluyor. Gelelim filmimize. Nadine Labaki‘nin yönetmenliğini yaptığı film bir bayan kuaföründe çalışan kadınların gündelik yaşantısını ele alıyor. Tipik Fransız filmlerinde gördüğümüz kareler mevcut. Film izlenebilirliği konusunda pek yorum yapamayacağım lakin durağan bir film. Bir film izliyormuşçasından çok bu birkaç bayanın hayatını dikizliiyormuşsunuz tadı veriyor size. Bir Lübnan filmine göre daha sınırsız görüyoruz film. Evli bir adamla ilişkisi olan bir karakter, aynı şekilde evlilik öncesi …

Nim’s Island

Nim’s Island Hep büyük filmleri izleyecek değiliz ya, arada sıra çocuk filmlerini de izleyip çocukluğa dönmekte yarar var. Fantastik macera yapısına ait Nim’s Island’ın başrollerinde Jodie Foster, Gerard Butler ve Abigail Breslin rol almakta. Fİlmin yönetmenliğini ise Jennifer Flackett ve Mark Levin paylaşmış.Nim, efsanelere inanan, günlük hayatı kitaplardan öğrenen hayal gücü geniş, babası ile birlikte okyanusta bilinmeyen bir adada yaşayan küçük bir kızdır. Babası National Geographic yazarı aynı zamanda bir bilim adamıdır. Bir gün araştırma için okyanusa açılır ve aniden patlak veren fırtınada kaybolur. Nim adada yalnız kalmıştır ve sütüne üstlük ada insanar tarafından keşfedilmiştir. Onları kovmak ve babasını bulmak için hayranı olduğu yazar ve maceraperest olan Alex Rover’dan yardım ister. Oysa Alex Rover hite düşündüğü gibi bir kişi değildir ama adaya gelmiştir.Eğlenceli İzleyebileceğiniz bir film.www.nimsisland.com/http://www.imdb.com/title/tt0410377/

The Oxford Murders

The Oxford Murders Yönetmenliğini Álex de la Iglesia‘ın (futbolcu adı gibi) yaptığı filmin başrollerinde John Hurt ve Elijah Wood var. Martin Oxforda öğrenimi ve hayranı olduğu Arthur Seldom’dan ders almaya gelmiştir. Martin’in dünya mantık şampiyonu olması sebebiyle herşey mantıksal ve sayısal bir düzene göre planlanmış olduğunu savunmaktadır. Ancak evrafında işlenen bir kaç cinayet ve yaşadığı karmaşık ilişkiler düşüncelerinden onu vazgeçirecektir ve bulması gereken bir katil vardır. Yavaş temposuyla bilimsel faktörlere değinmiş bir film meraklısına duyrulur…

Cloverfield – Canavar

Cloverfield- Canavarİlk filmimiz Cloverfield – Canavar. Cuma akşamlarının korku filmleri günü olduğu taa TRT’den kalmıştır ya beynimize bu gidişatın bir ürünü bu… Öncelikle filmin genel tanıtımıyla başlayalım… New York’taki bir barda kulakları sağır eden bir gürültü duyulur, bardaki kargaşa sırasında davetliler merdivenden aşağıya kaçmaya çalışırken New York caddelerini alev alev yanan yıkıntı ve enkazlar kaplar. Ardından Manhattan tarafında şiddetli bir patlama olur, Özgürlük Heykelinin kafası tıpkı dev bir top güllesi gibi caddeye çarpar. New York’a düzenlenen bir canavar saldırısına tanıklık eden insanların öyküsü. Fİlmimiz şöyle bir uyarıyla başlıyor. Bu film falanca parkta bulunmuş bir kameranın içindki sd karttan çıkmıştır” tam çeviri değil tabiki aklımda kalanlar. New York şehri bir saldırıya uğramıştır kimden neden geldiği belli olmayan bir yaratık tarafından. Filmi kayda alanlar aslında arkadaşlarının Japonyaya taşınması vesilesi ile son bir kutlama yapmaya çalışan kişilerdir. Parti sırasında bir gürültü patlak verir ve heryer yıkılmaya başlar sonrası ise bir kaçışın hikayesidir. Filmi …

Back to Top