The Oxford Murders

The Oxford Murders

Yönetmenliğini Álex de la Iglesia‘ın (futbolcu adı gibi) yaptığı filmin başrollerinde John Hurt ve Elijah Wood var. Martin Oxforda öğrenimi ve hayranı olduğu Arthur Seldom’dan ders almaya gelmiştir. Martin’in dünya mantık şampiyonu olması sebebiyle herşey mantıksal ve sayısal bir düzene göre planlanmış olduğunu savunmaktadır. Ancak evrafında işlenen bir kaç cinayet ve yaşadığı karmaşık ilişkiler düşüncelerinden onu vazgeçirecektir ve bulması gereken bir katil vardır. Yavaş temposuyla bilimsel faktörlere değinmiş bir film meraklısına duyrulur…

Cloverfield – Canavar

Cloverfield- Canavar
İlk filmimiz Cloverfield – Canavar. Cuma akşamlarının korku filmleri günü olduğu taa TRT’den kalmıştır ya beynimize bu gidişatın bir ürünü bu… Öncelikle filmin genel tanıtımıyla başlayalım…

New York’taki bir barda kulakları sağır eden bir gürültü duyulur, bardaki kargaşa sırasında davetliler merdivenden aşağıya kaçmaya çalışırken New York caddelerini alev alev yanan yıkıntı ve enkazlar kaplar. Ardından Manhattan tarafında şiddetli bir patlama olur, Özgürlük Heykelinin kafası tıpkı dev bir top güllesi gibi caddeye çarpar. New York’a düzenlenen bir canavar saldırısına tanıklık eden insanların öyküsü.

Fİlmimiz şöyle bir uyarıyla başlıyor. Bu film falanca parkta bulunmuş bir kameranın içindki sd karttan çıkmıştır” tam çeviri değil tabiki aklımda kalanlar. New York şehri bir saldırıya uğramıştır kimden neden geldiği belli olmayan bir yaratık tarafından. Filmi kayda alanlar aslında arkadaşlarının Japonyaya taşınması vesilesi ile son bir kutlama yapmaya çalışan kişilerdir. Parti sırasında bir gürültü patlak verir ve heryer yıkılmaya başlar sonrası ise bir kaçışın hikayesidir. Filmi ilginç kılan şey belli bir montaşın olmamaış olmasıdır (elbette var) yani olan biten bize elimize alğılımız bir handcamla çekiliş gibi. Bu hususta hareketli görüntülere tahammülünüz yoksa başınız dönüp mideniz bulanabilir. Yönetmeneni ilkkey duydum daha inceleri dizilerde görev almış. Dekoru kurduğunuzda yönetmene gerek var mı diye sorabilirsiniz ama yorum yapmıyorum izleyin görün işte imdb linkli yönetmen ve oyuncu listesi…

Savage Grace – Vahşi Zarafet

Savage Grace
Natalie Robins‘in aynı adlı romanından uyarlanan film Tom Kalin imzasını taşımakta. Başrollerinde ise Julianne Moore, Stephen Dillane ve Eddie Redmayne bulunmakta. Film uzun zanadır izlenecekler listemde ertelemelere kalıyordu ve geçen gün izlenme şerefine kavuştu. julianne Moore hayranı olan ben nasıl oldu da filmi bu kadar erteleyebildim bilemiyorum. Peki film bende ne gibi etkiler bıraktı pek emin değilim ama izlenenler arasında yerini aldı.
Öncelikle filmin standart tanıtımına yer verelim…

Kızıl saçlı, alımlı ve karizmatikbu kadın, kocasının şaşaalı ve asil hayatına hiçbir zaman tam olarak uyum sağlayamamıştır. Aralarındaki bu dengesizliğe bir de çocuk sahibi olmaları eklenince ilişkileri iyiden iyiye sarsılır. Oğulları Tony (Eddie Redmaine), babasının gözüne girmeyi hiçbir zaman başaramamıştır. Babasıyla arasındaki aşılmaz mesafe, Tony’yi gittikçe annesine yaklaştırır. Bu yakınlaşma aynı zamanda bir trajedinin de doğuşu olacaktır. Bu aile trajedisinin yanı sıra Baekeland’ların “parıldayan” yaşamları ardındaki toplumsal farklara da şahit oluyoruz. “Vahşi Zarafet”, bir ailenin yükselişi ve dibe vuruşunu arka planına New York, Paris, Cadaques, Mallorca ve Londra gibi efsane güzellikteki mekanları alarak anlatmaktadır.

Bu evli iki kişinin neden anlaşamadıkları konusunda filmi izlerken pek bir kanıya varamıyoruz lakin problemin kadından kaynaklandığı gayet açık. Kendini kocasının çevresine yakın tutmak için sürekli yemekler partiler verme gibi bir durum söz konusu ve bununla başlayan inişler çıkışlar. Çocuğun büyümesiyle babası kendisini birazdaha dışa çeker. Bu sırada çocuk büyümüş ve 18 yaşlarına gelmiştir. Cinsel tercihi konusunda bir tercih yapmamıştır. Erkek bir sevgilisi vardır aynı zamanda bir kız sevgili daha bulmuştur ama onunla ilişkisi kısa sürmüş üstüne üstlüm babası kız arkadaşı ile kaçmış ve birlikte yaşamaya başlamışlardır. Girdiği bunlaım sonucu erkek arkadaşını da kovmuştur. Sonuç olarak annesi ile başbaşa kalır. Bir çok şehir değiştirirler. Ancak değiştirilern her şehirde ikisi de yalnızdır ve ve annesi onu tam bir erkek yapmak için uğraşmaktadır… Birbirlerini keşfetmelerine bir dostları yardımcı olur.
İlginç konusuyla izlenebilecek bir film. Ancak izlerken filmde birşeylerin eksik olduğunu görebiliyorsunuz. Yönetmenin anlatımı biraz havada kalmış…

10,000 BC

Efendim Amerikan sinemasına bir giriş yapmıştık ama bağımsız filmleri pekte amerikancıl bulmadığımız için üzerine düşmemiştik. şimdi ise sırada tam bir amerikan filmi var…

10,000 BC

The Day After Tomorrow, The Thirteenth Floor, Godzilla,“The Visitor”, Independence Day gibi bir çok filmin yönetmenliğini ve yardımcı yönetmenliğini yapmış bir isim olan Roland Emmerich bu kez 10,000 BC ile karşımıza çıkıyor. Filmi masaya yatırırsak Braveheart ve devşirmelerinde göreceğimiz bir konuya sahip film. Uzak bir dağ kabilesinde, genç avcı D’Leh farklı bir kabileden olan anak onun kabilesinde büyüyen mavi gözlü bir kıza aşık olmuştur. Kabile yaşlısının kehanetine göre bu kız (Evolet) bir şekilde kabilenin idamesinde yardımcı olacaktır. Bir gün gizemli bir savaşçı grup, köyünü yağmalayıp, Evolet’i kaçırınca, D’Leh sevdiği kadını kurtarmak için savaşçıların peşinden dünyanın öbür ucuna kadar gitmek zorunda kalır. Yol üzerinde bu grup tarafından yağmalanıp insanları kaçırılan bir kaç kabile daha bulur ve oradan da savaşçıları alarak kölelerin özgürlüğü için savaşır. Gittikleri yer ise yeni inşa aşamasında pramitleri olan (muhtemelen mısır) bir yerdir ve bağımsızlık savaşı böylece başlar.
Filmi ilginç kılan şey ise konudaşlarından farklı olarak hem insanlarla hemde o dünemde yer alan hayvanlarla savaşmalarıdır. Vaktin nasıl geçtiğini anlayamayacağınız sıkıntılık zamanların filmi…
http://www.imdb.com/title/tt0443649/
http://www.sinemalar.com/film/879/MO-10000/
www.10000bcmovie.com/

Lars and the Real Girl

yorucu bir gündü arabanın içinde bir ordan bir buraya gitmekten pestilim çıktı. neyse bu günkü filmimiz aşağıda;

Lars and the Real Girl

2007 yılı bağımsız bir film olan Lars and The real Girlün yönetmenliğini Craig Gillespie yapmış. Oyuncular ise, Ryan Gosling, Emily Mortimer, Paul Schneider.
Filmi aslında bir komedi filmi diye izlemiştim, yani oturup izleme amacım keyifli gülümseyen bir yüz görmekti suratımda. keyifli bir film değilmiydi elbette ki keyifliydi ama gülümsettiğini söyleyemem. Filmi kısaca özetlersek, Lars, kendisine ait evin garajıbda yaşayan asosyal biridir. Yengesinin ve abisinin bütün çabalarına rağmen insan içine çıkmaktan çekinir, iş yerinde kimseyle doğru dürüst muhattap olmaz ve insanların kendisine dokunmasına izin vermez. İnsanlar ona dokunduğunda büyük bir acı hisseder. Bir gün Lars abisinin evinin kapısını çalar ve bir bayan misafiri olduğunu, bu bayanın tutucu olduğunu onlarda kalıp kalamayacağını sorar. Kardeşi ve yengesi memnuniyetle kabul eder. Ancak eve gelen bir insan değil, silikon bir bebektir ve Lars onu herkese sevgilisi olarak tanıştırır… Kasaba Lars’a yardımcı olmak için bu silikon bebeğe gerçek sosyal bir insan muhamelesi yapar. Bebeğin bu sosyal hayatı Lars’ı etkilemeye başlamıştır ve bir süre sonra aralarında (!) kavgalar başlar.
İzlenilmesi gereken küçük bir kasaba filmi…
http://www.larsandtherealgirl-themovie.com/
http://www.imdb.com/title/tt0805564/