buralarda yokken izlediklerim

Yazılacak filmler o kadar birikmiş ki yapacak onlarca işin arasında bunu da yapmak oldukça zor oluyor. Güya güz başında film izleme olayına ara verecek vaktimin çoğunu yazmaya adayacaktım. Lakin o da olmadı. Bir değişiklik şart ama nasıl olacak bilmiyorum. Neyse filmlere geçelim öyle çok uzatmak istemiyorum anlatımları ama bakalım. Zaten bir çok izleneni kaybettim. Distorted (2018) Film hakkında aslında aklımda bir şey kalmamış. Hem de John Cusack, Christina Ricci gibi isimler filmde olmasına rağmen. Film klasik bir konu olmamasına rağmen o kadar klasik işlenmiş ki öyle akılda kalıcı bir yeri yok. Yüksek güvenlikli bir eve taşınan Lauren burada garip şeylerin döndüğünü fark eder. Ancak eşi bu durumu onun psikolojik bozukluğa verir ancak işin gerçek boyutu da vardır. Burada ki insanlar bir şekilde kontrol edilmektedirler. İzlenmese hiç bir şey kaybedilmeyecek bir film. ** Yönetmen: Rob W. King Oyuncular:  Christina Ricci, Brendan Fletcher, Vicellous Shannon Senaryo: Arne Olsen https://www.imdb.com/title/tt6143850/ Welcome the Stranger (2018) Ne izlediğim konusunda pek bir fikir sahibi …

The Dark Knight Rises

Christopher Nolan‘ın Batman serisinin üçüncü filmi The Dark Knight Rises. Zaten Nolan’ın bu işe bulaşması hakkında şurada zaten bazı açıklamalar yapmıştım. Bunun üzerine pek bir şey koyacağımı düşünmüyorum. Genel olarak bakıldığında iyi bir film var karşımızda. Ama ben Nolan’ın Batman ortamını özümseyemediğim için film bana biraz düz bir filmmiş gibi geldi. Filmin kurgusu oldukça başarılıydı. aksiyon sahneleri kesinlikle takdire şayandı ancak hikayede bazı kopuklar vardı. Hikaye oldukça basite alınmış gibi geldi bana. Sanki bir ve ikinci filmin akışından sonra bu film sanki daha bir sipariş üzerine olmuş gibi geldi bana. Final ise beni en çok hayal kırıklığına uğratan kısımdı. Final sahneleri aksiyon olsun diye yapılmış biraz mantık dışıydı.

Planet 51 / Gezegen 51

Aslında tüm hatlarıyla bilindik bir konu üzerine yazılmış bir hikayesi var Planet 51’in. Ancak bu kez roller biraz değişmiş. Burada uzaylılar bize gelmiyor da biz uzaylılara gidiyoruz. Tabi uzaylı olarak.  Bu da filmi izlenebilir kılıyor. Tabi hep biz saldırıya uğramayacağız ya… Tabi film animasyon olması nedeni ile çok fazla saldırı yok. Uzaydan geldiğini bildiğiniz bir yaratık gezegeninizde dolanırsa aslında ne yapacağınız her şeyi Gezegen 51 ahalisi yapıyor. Bu gezegende yaşayanlar henüz, bizim dünyamıza göre 50’lerde yaşıyorlar. O uzay ve yaratık filmlerinin bol olduğu çeşitli söylentilerin döndüğü dönemde. Hal böyle olunca gezegene bir uzaylının inmesi, uzaylılar hakkında dosça bir kaynak olmadığından gelen ziyaretçiyi beyin yemek isteyen yaratık olarak tanımlamaları oldukça normal. Tabi aradaki dil uyumunu evrensel hatta galaksiler arası, dil olan İngilizce ile çözmüşler. Bize göre uzaylılarda İngilizce konuşuyorlar. Aslına bakarsak biz onlarız… Lem uzay gözetleme kulesinde yeni işe başlamıştır. Planet 51’in insanları ise uzaylılarla kafayı yiyecek duruma gelmiştir. Bir gün gezegene …

The Book of Eli

Uzun zaman olmuştu apokaliptik bir film izlemeyeli. Zaten bu tarz filmlerde pek çekilmiyor. Sanıyorum en sonda Proyas‘ın Spirits of the Air, Gremlins of the Clouds filmine blogta yer vermiştim.Tabi kendisi oldukça başarılı bir filmdir. Neyse filmimize dönelim biz. Film, çekim planları, mekanlar, renkler, ışık kullanımı, atmosfer  bakımından kesinlikle tatmin edici ve başarılı. Oyunculuklar için de aynı şeyi söyleyebilirim. Ancak senaryo ve filmin konusuna geldiğimizde, bu başarılı görselliğin yanında sönük kalmış. Aslında Eli’nin kitabının İncil olduğunu yorumlardan yazılan ve çizilenlerden biliyoruz. Tabi bu bilgilerden sonra yine bir Hristiyanlık propagandası mı var sormadan edemiyoruz kendimize. Ancak filmde kesinlikle böyle bir hava yok. Zaten filmin sonlarına doğru kitabın İncil olduğu ve başlarda bizim edindiğimiz kanıdan anlıyoruz. Yani Hollywood farkı bir konuda film çekmezdi. Sonuçta bu da pek önemli değil. Filmi dini film statüsüne koyabilir miyiz, elbetteki hayır. Aslında filmde belirtilen kitabın kutsal kitap olduğu belli. Burada bu kitaba isim koyarak sadece izleyici potansiyelini …

A Christmas Carol / Yeni Yıl Şarkısı

Charles Dickens‘ın aynı adlı eserinden uyarlanmış bu animasyonun daha önce onlarca kez yorumu yapılmış. Yapılmış yapılmasına da, Robert Zemeckis‘in bu işe parmaklarının değmesi ayrı bir güzellik katmış filme. Dickens’ın muhteşem eserinin mükemmel bir yorumu karşımızda. Scrooge inatçı, cimri ve huysuz bir adamdır. Hiç arkadaşı yoktur. Olmasını da istemez. İnsanlarla iyi anlaşamaz, O insanları sevmediği gibi insanlarda onu sevmez. Herkes yılbaşı gecesi dostlarıyla yeni yılı kutlarken, Scrooge kendini odasına kapatır ve kimse ile görüşmez kutlama yapmaz. Noel akşamı iş yerinden çıkıp evine geldiğinde evde onu eski ortağının hayaleti ziyaret eder. Hayalet zincirlenmiştir ve giderken onu bu gece üç hayaletin geleceğini söyler… Bu hayaletler, geçmiş yılların hayaleti, şimdiki yılın hayaleti ve gelecek yılların hayaletidir. Geçmiş yılın hayaleti Scrooge’ın hayatını ona gösterirken yaptığı zulümleri ve arkasında bıraktıklarını gösterir. Bizde Scrooge’un bu meymenetsiz halinin nasıl oluştuğunu bu şekilde anlarız. İkinci hayaletse, şimdiki zaman hayaletidir. Şu anda olup biteni,ona göstermektedir ve gelecek zaman hayaleti ona daha çok …

Unborn (Doğmamış)

Kendisini The Dark Knight, Batman: Gotham Knight, Jumper, Batman Begins, Blade Serisi, Dark City gibi bir çok başarılı yapımların senaristi olması ile tanıdığımız David S. Goyer‘ın yönetmenliğini yaptığı beşinci filmi olma statüsüne sahip Unborn. Tabi böyle başarılı yapımlarda kendini gösteren Goyer’den sizde başarılı şeyler bekliyorsunuz haliyle ama şöyle bir yönettiği filmlere bakarsak çokta başarılı filmlere imza atmamış. Buradan sesleniyorum ki “abi n’olur sen senarist olarak kal”… Tabi bu şekilde sesleniyorum ama Unborn’un senaristi de kendisi… Senaryo kötü mü desem iyi mi desem bilemiyorum. Goyer, bu kez karşımıza çok güzel kolaj bir film çıkarmış… Belkide kendisi kolaj film/ senaryo nasıl olur göstermek istemiş bize…

The Dark Knight (Kara Şövalye) (imax, reald, düzeltmeleri…)

“Dünyanın Merkezine Yolculuk – Joueney to the Center of the Earth (3D sinema deneyimleri yahut bir cumartesi özeti” başlıklı yazımda imax be reald hakkında ufak tefek bilgiler vermiştim ancak bilgilerin sinemaların da yeterli bilgi vermemesinden kaynaklanan eksik ve hatalı bilgiler olduğunu belirtmeliyim. Öncelikle Imax şirketinin gelştirmiş olduğu teknoloji RealD den farklı. İki farklı şirketin Türkiye’deki yansımaları ise Imax’in AFM, RealD’nin ki ise Mars Sinemaları. Imax ve RealD’nin orjinal sitelerinde de görebileceğimiz gibi, IMax salonlar AFM IMAX İstinye Park ve AFM Ankara Imaxda bulunmakta. RealD salonlar ise sadece İstanbul’da Cinebous Nautilus ve Cinebonus Kanyon sinemalarında bulunmakta. RealD şirketi Imax’e göre daha uzun filmler yapmakta çünkü maliyet daha az. Imax’in özelliği ise normal film karelerinin normal film karesinden daha büyük, sesin ise daha fazla kanallı olması. Şu anda yukarıda adı geçen iki RealD sinemasında gösteirmde olan Dünyanın merkezine yolculuk filmi 3D yayınlanmakta. Ancak imax denemesi olarak lanse edilen İstinye Parkta ki Kara …

Back to Top