Etiket arşivi: Gaspar Noé

Love

‘yı Irréversible‘dan beri merakla takip ederim. Az film yapması tabi onun öz film yapmasını da sağlıyor. Can alıcı ayrıntılara da değinmesi cabası. Love’da yönetmenin son filmi. Tabi Türkiye’de gösterime girmediği için filmi vaktinde izleyememiştim. Sonra geçtiğimiz günlerde internette dolanırken filmi görünce izleyeyim dedim. Love beni garip düşüncelere soktu. Şimdi nasıl desem, nasıl anlatsam bilemedim.

Aslında filmi içinde, Gaspar Noe neden böyle bir film çekme ihtiyacı duyduğunu karaktere söyletmiş. Şöyle demiş; Hayatımdaki en büyük hayalim ne biliyor musun? En büyük hayalim bir film çekmek. Romantik ve seks dolu bir film. Neden bu konuları sinemada görmeyelim? Ben hassas biriyim. Hayatta en güzel şey nedir? Aşk ve sonrasında? Seks. Ve ikisini birleştirirsen aşıkken seks yaparsın. Bu en güzel şey. İşte bunu görmek istiyorum. Okumaya devam et

Enter The Void

Artık yaşlılıktan olsa gerek izleyecekleri bir kanara ayırdıktan sonra izlemeyi unutuyorum. Bunlardan biri de Gaspar Noé‘nin son filmi Enter The Void. Nihayet denk gelmem ile birlikte filmi izlemeye başladım. Kesinlikle Noé’den beklediğimin üstünde bir filmle karşılaştım desem yalan olmaz. Öncelikle filmin özeti için filmden şu replikleri almak isterim…

- temel olarak, öldüğünde ruhun bedenini terk ediyor, başlangıçta tüm hayatın gözünün önünden geçiyor, sihirli bir aynada yansıması gibi düşün. ardından bir hayalet gibi devam ediyorsun, çevrende olup biten her şeyi görüyorsun, her şeyi duyuyorsun; ancak yaşayanlarla iletişim kuramıyorsun. daha sonra ışıkları görüyorsun, farklı farklı renkte ışıklar. bu ışıklar; seni varoluşun diğer mertebelerine çıkaracak olan kapılar oluyor, ancak çoğu insan aslına bakarsan bu dünyayı çok sevdiklerinden buradan başka bir yere gitmek istemiyorlar, bu durumda yolculuğun berbat yolculuğa dönüşüyor ve tek kurtulma yolu da reenkarne olmak. aklına yatıyor mu?
 - bilemiyorum. berbat yolculuk ne oluyor?
 - berbat yolculuk yalnızca kâbuslardan oluşuyor. kafayı yiyorsun. gerçeklik tek korkun oluyor, acayip korkuyorsun, zihnindeki şeyler gerçekleşiyor gibi; bu noktada, asla ölmemiş olmayı diliyorsun. sonra bazı yeni ışıklar görüyorsun. sevişen bir çift olarak karşında duruyorlar, karınlarından ışık çıkıyor, onlara yaklaşırsan gelecekteki olası hayatından bazı kesitler görüyorsun. sana en mantıklı gelen hayatı seçiyorsun. son olarak kendini bir rahimde buluyorsun. reenkarne oluyorsun. hikâyenin sonu.

Filmin özeti bu. Belkide 30 dakikaya sığdırılacak filmi Noé ustalıkla işleyerek 161 dakikaya çıkarmış. Bu uzun süre zarfında kesinlikle sıkılmıyorsunuz. Konuyu bir yana atarsak görsellik gelinlikle etkileyici. Yönetmen tribe gerçekten sokuyor insanın. Kullanılan kamera hareketleri ve efektlere anlam vermeye çalışırken hayretimi gizleyemedim desem yalan olur. Irreversible’de olduğu gibi başarılı kamera hareketleri bu filmde de oldukça başarılı şekilde kullanılmış. Ve belkide  ilk kez bir filmde ana karakteri sadece ensesinden görebiliyoruz. Ancak bu bize onun içinde bulunduğu dünyayı daha iyi girebilmemize yardımcı olmuş.

Film teknik olarak kesinlikle görülesi gereken bir film. Işıklar, mekan kullanımları oldukça başarılı. Filmin Tokyo’da geçmesi filme apayrı bir büyü katmış. Kesinlikle böyle bir kurgu için Tokyo dört dörtlük bir seçim. Oyunculuklar da oldukça başarılı. Zaten Noé’nun yaptığı açıklamalara göre birçok sahne oyananmamış yaşanmış.

Filmin görselliği insanı etkiliyor. Tan anlamıyla hikayesine uygun bir şekilde düşünülmüş. Kurgu oldukça başarılı ve hiç bir noktada açık kalmıyor. Filmde izleyici şartlandırma yok görseller sadece insanı düşünmeye itmiş. Siz düşünerek yolu bulmaya çalışıyorsunuz. Filmde Oscar’ın hayat hikayesini izliyoruz. Tokyo’da uyuşturucu satıcılığı yapmaktadır. ve okuduğu ölümden sonra yaşam ile ilgili kitaptan da çok etkilenmiştir. Burada ki görselliğe ulaşmak için de kendisi de uyuşturucu kullanmaktadır.

Tabi günün birinde ispiyonlanır ve polis tarafından öldürülür. Burada aslında o küçük boktan tuvalette kaybettiği hayat filmin en etkileyici sahnelerinden birine tekabül etmekte. Aslında film de burada başlıyor. Oscar’ın ruhu yükseliyor ve tam da anlatılan hikayeye uygun olarak göğe yükseliyor. Öncelikle etrafında olan bitenleri izliyor. Sonra ışıklar eşliğinde varoluşun diğer evrelerine geçerken kendi için bir beden buluyor.

Film bu konuda bizi o kadar iyi yönlendiriyor ki kafamızda yaptığımız kurgu tek bir yönde şekilleniyor. O da kardeşi, Linda’nin çocuğu olma yönünde ama final sahnesi aslında girdiği rahmin annesine ait olduğunu öğrendiğimizde filmin, bu ruhun sadece kendine benden arayan ve ilerideki hayatına göz atan bir ruh olduğunu görüyoruz. Yani bunların hepsi yaşanacak olaylar, izlediklerimizin hepsi.

Tabi burada Oscar’ın neden böyle bir hayatı tercih ettiği konusu geliyor gündeme, yada ruhun bu gezisi doğduktan sonra ki kader mi? Film bunlara açıklık getirmeye çalışmamış, öyle bir kurgu içerisinde ister istemez izleyici olarak bizler çeşitli kurgulara giriyoruz.

Film tabi sadece bu hikayeyi anlatmıyor. Hayatta olabilecek her şeye değinmiş; küçük yaşta ailesini kaybeden çocukların yaşadıkları, striptizci olarak yaşayanların hayatları, uyuşturucu, seks, polis cinayetleri, evsiz yaşam, para, parasızlık, kaza sahneleri, ölümler, insanların yaşayabileceği tüm duygular kolaj edilmiş.

Film pek anlatılarak bitirilecek film değil. Süresi gözünüzü korkutmasın. Postmodernizmin tavan yaptığı bu filmde, bildiğimiz masum hikayeler dışında her şey anlatılmış bize. Tabi bir de şu nokta var… Kaderimizi yönlendirebileceğimiz.

Kesinlikle izlenmesi gereken bir film. Ancak uyarmalıyım bazılarını rahatsız edebilecek bir film…

Yazan -Yöneten: Gaspar Noé

Oyuncular:

Nathaniel Brown
Oscar
Paz de la Huerta
Linda
Cyril Roy
Alex
Olly Alexander
Victor
Masato Tanno
Mario
Ed Spear
Bruno

Linkler:

http://www.enter-the-void.co.uk/

http://www.imdb.com/title/tt1191111/