zaman geçiyor. bazen kendi bile hızı karşısında hayrete düşüyor. yüzümün kırışması lazım, gözlerimin kararması, ancak bedenim yeni doğmuş bir çocuk kadar sağlıklı, duyularım her ince kareye duyarlı. milyonlarca yıl önceki hayatı düşünüyorum. oluşumları, kuramları. herşey yeni gibi aldatmaya çalıştıkça herşeyi…

“bu günlerde insanların aklına takılan bir çok soru var? zaten düşnen insan diye tabir ettiğimiz kesim bu soruların binlerce yıldır cevabını aramıştır. geçmişe baktığımızda aristo, foucauld, voltaire ve üzerine yazabileceğim yüzlerce isim aslında insan olmanın özünü araştırmış bir nebzede olsun insanlığın kökenini ait olduğu tabanı anlamaya çalışmıştır. tabi ki son geçmişte insanları bir araya toplamak için ilan edilmiş olan dinler felsefi düşüncenin boyutunu bir düşman olarak görmüş, olasada var olan dinlen aslında felsefenin tanımlamasından farklı değildi. günümüze gelene kadar varolan tanrı tanımlamaları her zaman için elle tutulmaz gözle görülmez olmuş olup, o dönemki insanların hayal çerçevesinde gelişmekteydi. bliyoruz ki sürekli gelişmekte olan insanoğlu evrimini hiç bir zaman tamamlamamış şu anda bile sürekli bu evrim çerçevesi üzerinde gelişmekte. evrim tamamlanmış değildir. bu zaman kadar kendini gizleyip kendini ruhani bir boyutta muhafaza edip ortalarda gözükmeyen bir tanrının insanın tanrılaşma içersindeki eyiliminde, kendini görünür kılması çokta yadırganacak bir iş değil.
bu durumda evrim sonucu mükemmelleşen insanın karşısına çıkan tanrının görünümü bir yaratıktan farklı mı olmalıdır? sorusu aklınıza yer edebilir. peki mükemmellik hangi değer yargılarıyla nitelendirilmeli?”

kelimeler kendileirni terketmiş gibi. gözümün üzerinde uzanan doğanın geröekliğinden şüphe eder durumdayım. kelimeler, düşüncelerin karışıklığıyla bulanmış. sadece yapy bir zekayla büyütülen çocukların hayat görüşlerine acıyorum. peki ya ben? diğerleirnden farkım ne? gözlerim, ellerim tüm vücudum, genetiğin yarattığı en fevkulade insana denk. eksilen birşeyler olmalı… ya da yanlış yapılan… gözleirm biraz daha uzağı görmekte ve tanrı eğer varsa şu an kendini burada belli etmemeli….

şimdi sırası değil… birşeyleri yardılamak için. ya da savaşmak… birşeyler uydurmaya çalışarak….

2300 (notlar 3)

Yıl 2110

Gecenin sonu yaklaşmak üzere. Gözlerinin üzerinde gözlerini görüyor. Ellerini akşamın erken saatlerinden beri ellerinde tutmakta. Önce yazlık sinemada eskiden kalma bir film izlediler. Artık gerçeklik o kadar vardı ki duygular hep bir kenara atılmakla yetiniyor. Ama bu gün değil ve de bu yaşta. İnsanlar ağlamanın ne olduğunu unuttular mı? Hayır! İnsan varlığını hiçbir zaman unutamaz.

Gözlerini gözlerinde görüyor. Bir an hareket eden bir çalı parçasına bakarak gözlerini kaçırıyor kızın üzerinden ve ellerini uzun süredir süren tutsaklıktan kurtarıyor. Bedeni kaskatı kesiliyor birden. Anlaşılan yine şu hayallerden bir ama bu geceyi harap etmemeli. Ellerini kızın kırmızı eteğine yaklaşıncaya kadar ayaklarında gezdiriyor. Nefes alış verişleri otomatikman hırlanıyor birden bire, kalbi çarpma sınırın yaklaşıyor. Bu amatörlüğün verdiği şaşkınlık dürtüsü değil. Kırmızı dudakların ona yaklaştığını görüyor. Ve açık yeşil gözlerin göz kapaklarıyla birlikte kapandığını. Kendini arıyor yansımada göremiyor. İçinde bir burukluk doluyor. ‘Ya yoksam! Ya bunlar hayalse? Ya dağ başında aynayı nerde bulacağım kendi mi görmem lazım… haydi aç gözlerini, aç gözlerini…’ İsteklere sadece dudakların birleşmesi yanıt veriyor. Tükürüklerin birleşip uzaması, gerçeğin yansımasını veriyor sadece…

‘Bunu nasıl söylemeliyim. Elimi bırakmasını istiyorum. Uzaktan bir ışık geliyor. Baksana! Görmüyor mu? Ne kadar rahat olabilir? Yoksa yine şu hayaller mi? Sanırım, gidiyor mu? Lütfen tanrım şimdi olmasın… evet… evet…’ kız elinin sebes kaldığını hissediyor. Uzak ufka bakarken sorunlarından bir an için kurtulmanın hayalini güdüyor. Yaşıyor muyum? Yoksa yine o hayalleri demiyim? Sıcak bir demir parçası bacağında geziniyor sanki. Canı yanıyor. Çığlık atmalı mı? Biraz daha dayanması lazım. Biraz daha, biraz daha. Gözlerini bacaklarına indiriyor. Bir demir parçasının değil de bir elin bacaklarında gezdiğini görünce içi rahatlıyor. Isı birden bire yerini soğukluğa bırakıyor. Gözlerini kapatıyor. Gözlerini kapattığında nerde olursa olsun kendini hep güvende hisseder. Yeşil otların seçilmesi zor sesleri geliyor kulaklarına. Sonra saçlarının uçları vücudundan uzaklaşmaya başlıyor. Her şey o kadar yavaş gelişiyor ki. Sanki bu aralıkta Venüs gidip gelebilirdi. Yavaşça saçları başının altında toplanmaya başlıyor. Şu yapay kuş tüyü yastıklar gibi. Kürek kemiklerinin altından ona yavaşça yön veren el tekrar yavaşça altından çekiliyor. O an çimlerin ıslaklığını hissediyor tüm vücudunda. Dudakları diğer dudaklara endeksli. Sanki bitkisel hayatta onu yaşama bağlayan bir hortum bu. İçinden serum, yiyecek, hayati ne varsa akıtan. Hortum yavaşça uzaklaşmaya çalışıyor dudaklarından. ‘Hayır bunu yapma yaşamak istiyorum’ diye bağırmak istiyor. Dudaklarını yavaşça uzatıyor. Uzatabildiği yere kadar. Sonunda hayat kordonu kopuyor. Nefes alamıyor bir an gözlerini açıyor. Suratı kızarıyor. Gök yüzündeki yapay yıldızlar dahil hepsi birer birer üzerine gelmeye başlıyor. Boynunda bir sıcaklık hissediyor. Gözlerini kapatıyor. Yaşam kordonu şimdi boynundan hayat vermekte ona. Hayatsal fonksiyonları yerinde dönüyor. Yaşam ona boynu, göğüsleri, göbeği üzerinde gezerek bütün vücudundan enjekte ediliyor…

2300 (notlar 2)

DOĞUŞ 1:

Kapıyı açıyorum. Sabahın ilk ışıkları doluyor odaya. Gecenin yapay ışıklarından çok farklı. ‘o’nu merak ediyorum. Belirsizce aklıma kazınmış bir merak bu. Elimde… neye ulaşmak istiyorum. Bu son kapı mı yada son öldürmem gereken yaratıklar onlar mı? Bilmiyorum ama şuursuzca etrafa ateş ediyorum. Biliyorum onları ben öldürmezsem onlar beni öldürecek. Oysa artık savaşlar yok. Yoksa bunlarla mı oyalamaya çalışıyoruz kendimizi. Şu üç başlı yaratık. İsmini öğrenmek istemiyorum. Düşmanımı tanımak. Acıyı vücudumda hissediyorum hayır bugün seninle başa çıkamayacağım.
‘Çıkış istiyorum.’
‘OYUN SEÇENEKLERİ’
‘OYUNU KAYDET’
‘ÇIKIŞ’
Sonunda benliğime düşen yorgunluğu atabildim. İnsan rahatlıyor birden. Posta kutum yanıyor. Onu okumaya başlıyorum.

ULUSAL DÜNYA HASTANESİ
27 Haziran 2099

Ulusal Birlik Kurulundan çıkan 27062121-ebcexx-27 kodlu karar uyarınca ortalama yaşam sürenizin yirmi yıl daha uzatılmasına karar verilmiştir. Talebi gerçekleştirmek istemeniz dahilinde ULUSAL DÜNYA HASTANELERİNDE karar kodunuzu görevlilere bildirerek gerekli işlemleri başlatabilirsiniz.
ULUSAL DÜNYA HASTANESİ
BAŞ HEKİMİ
Gökçe Palmer

Hayır ömrümü uzatmak istemiyorum. Peki ya neden daha fazla yaşamıyorum neden yirmi yıl bana tanınan süre. Hayır, hayır çaresizce ortalarda dolanacağıma zamanım geldiğinde ölmek daha iyi. ‘O’nun gibi olmak istemiyorum.

‘YAŞANACAK ÇOK ŞEYİM VAR’ DİYORSANIZ,
ÖMRÜNÜZÜ UZATMAYA NE DERSİNİZ?
(Ulusal Dünya Hastanesi Tanıtım Broşürü)

Biliyoruz, hiç biriniz hayatınızın şu güzel günlerinde, eşlerinizi, dostlarınızı, sevdiklerinizi yalnız bırakmak istemiyorsunuz. Ama dünyanın varoluşundan beri ileri gelen bir sorun var ki bu da ölüm. Modern tıp biliminin hızla gelişmesine rağmen bu acı olaya hala bir çözüm bulabilmiş olmaması ne kadar acı…

Ama şimdi Ulusal Dünya Hastanesi olarak bu acınızı sizinle paylaşıyoruz. Önünüze ekstra bir hayatın konulmasını ister misiniz?

Kim istemez ki? O zaman 98562314788 nolu numaramızdan randevu alın.

Not: Ulusal Dünya Hastanesi, yapılan tahliller sonucunda vücudunuzun dayanabilirlik katsayısını hesaplayıp Ulusal Birlik Kurulu kararıyla birlikte ömrünüzün ekstra süresini hesaplayacaktır. Bu sürenin dışına çıkma talebinde bulunmak 45612345689-qwezx-8789 kodlu yasa itibariyle suç sayılacaktır.