Hansel & Gretel: Witch Hunters

Hansel ve Gretel hikayesi olunca ister istemez çocukken sevdiğim bir hikayenin sinemaya uyarlanması üstüne üstlük farklı bir hikaye ve senaryoyla önümüze sunulması bana çok cazip gelmişti. Hansel ve Gratel hikayesini hepimiz biliyorduk ancak bilmediğimiz ya da sürekli kurguladığımız hikayenin sonunda ne olduğuydu. Bunu da düşününce filmi sinemada izlemek için çok vakit kolladım ama bir türlü denk getiremedim. Bunun sıkıntısını az da olsa çektim. Nihayet filmin piyasaya sürülmesi ile birlikte filmi izledim. Biraz olsun film gönlüme su serpti. Sinemada izlemeye gerek olmadığını anladığım için.

Hansel ve Gretel hikayesinin altyapısı belli zaten. İki kardeş ormana bırakılırlar ve burada şekerden bir ev bulurlar. Burada ailenin çocuklarını neden terk ettiği konusunda bir yorum yapılmış ve aslında iki kardeşin annelerinin “Beyaz Cadı” denilen iyi cadılardan biri olduğu söylenmiş. Tabi cadı çocukları olduğu için Hansel ve Gretel’in aksiyondaki başarısını da nereden edindiğini anlıyorsunuz. Hansel ve Gretel cadıyı kazana kapatıp hikayenin aslına uygun olarak öldürüyor.  Continue reading “Hansel & Gretel: Witch Hunters”

Sammy’s Avonturen: De Geheime Doorgang / Sammy’nin Maceraları

Bilindik bir hikaye ile bu kez de Sammy karşımızda. Sammy şirin mi şirin deniz kaplumbağasıdır. Daha doğumunun ilk gününde onu zor bir hayat bekler. Denize ulaşması ve bu bilmediği dünyaya alışması gerekmektedir. Ama denize doğru ilk adımlarını attığında, kendini bir martının gagasında yem olmayı beklerken bulur. Derken havada bir kargaşada hayatının aşkı olacak, kızla çarpışır.

Tabi yolları ayrı düşer. Sammy bir ağaç parçasına sığınarak denize açılmaya devam eder. Tabi yolda yaşıtı başka bir kaplumbağa ile karşılaşır ve yıllarca arkadaş olurlar ve neredeyse tüm dünyayı gezerler. Bir gün gezip oynarlarken denizi siyah bir tabaka kaplar. Bir petrol tankeri sızıntı yapmıştır. Can havli ile oradan kaçarken, bu kezde balıkçılara yakalanırlar. Tabi ki bu iki yakın arkadaşın ayrılmasına sebep olur.

Sammy bezgin bir haldeyken bu kez çevrecilerin eline düşer. Onlar kendisine çok iyi bakar. Ancak onlarla birlikte yaşayan bir kedi onunla eğlenmekten kendini alamaz. Günün birinde bu kişiler polis baskını ile alıp götürülürler. Sammy yine tek başına kalır. İnsanlardan duyduğu bir geçite doğru ilerlemeye başlar. Bu sırada çocukluk aşkını bulur. O da Sammy gibi maceracıdır. Ve geçiti aramaya koyulurlar. Tabi bir kanaldan geçerken iki sevgili yine ayrılırlar.

Ancak Sammy yoluna devam eder. Buzullara kadar gitmiştir. Burada yine kendisini çevreciler bulur. Hatta buradakiler ona bakan eski ailedir. Kedi de oradadır. Sammy bu gemide birde kız arkadaşını da bulur ancak, kız erken salındığı için, onu yine kaybeder. Gemiden tedavi edilip bırakıldığında ise kafese sıkışmış, bir kaplumbağa görür ve onu kurtarır. O da kaybettiği yakın arkadaşı çıkar.

Böyle kaybetmelerle bulmalarla süren filmde en sonunda Sammy arkadaşlarının yardımıyla kız arkadaşınıda bulur.

Eğlenceli bir film olmakla birlikte insanları da çok iyi analiz etmiş film. Bir kısım çıkarları doğrultusunda doğaya zarar verirken, bazıları kurtarmaya çalışıyor. Bir kaplumbağanın gözünden bu tezatları bizde görüyoruz. Çocuklar için oldukça eğitici ve eğlenceli. Büyükler içinse klasik denebilecek bir konu ancak yinede eğlenceli…

Yönetmen: Ben Stassen

Senarist: Domonic Paris

Seslendirenler:

Melanie Griffith
Snow
Isabelle Fuhrman
Hatchling Shelly
Yuri Lowenthal
Sammy
Anthony Anderson
Gemma Arterton

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1230204/

Prince of Persia: The Sands of Time

Prince Of Persia efsanesini duymayan yoktur. 1989 yılında Jordan Mechner ailesi ile birlikte bu oyunu türetmiş ve döneme göre mükemmel grafikler ve insan hareketlerine birebir benzeyen karekterleri ile oyun dünyasında çığır açmıştı. Sonrasında gelen Tomb Raider bundan etkilenmiştir. İlk devrim niyeliği taşıyan bu oyun yine bir ilki yapmış ve 1999 yılında 3D olarak piyasaya sunulmuştur. Ancak bu bekleneni vermemiştir. Böyle köklü bir oyun, 2003 yılında Ubisoft firmasına geçmiş yine zorluğu ve grafikleri ile gönüllerde taht kurmuştur ki eskilerden beri oynadığım yegane oyunlardandır…

Tabi oyundan bahsetmeyeceğim. Bahsetmek istediğim film ama nasıl girişi ilklerle ve güzelliklerle bilinen oyunları ile yapmak istedim…Aslında acım film için aynı şeyi söyleyemeyecek olmam. Tamam belki bir çok filmden iyi olmuş ama tatmin edici bir film değil… Sahneler direkt kesilmiş. Aksiyon sahnelerindeki kamera hızı baş döndürüyor. Baş söndürüyor derken ciddi ciddi baş döndürüyor. Onun dışında aslında filmi eleştirecek fazla bir şey yok.Kostümler ve oyuncular iyiydi. Tek kafama takılan nokta Perllerin gözlerinde sürme olsaydı daha iyi mi olurdu sorusuydu.

Filmin konusu oyuna benzetilmeye çalışılmış. Aslında bakıldığında klasik bir konu. Klasik konu cümlesini kullanınca klasik olmayan nedir sorusu sorulacaktır elbet. Hiç olmadı ben kendim soruyorum zaten… Filmde Dastan’ın nasıl bir prens olduğuna eğilinmesi de iyi olmuş. Bu cümleyi de kurduktan sonra yavaşça konuya gireyim. King Sharaman kimsenin anlayamadığı bir sebep dahilinde kimsesiz bir çocuğu evlat edinir ve tahta varis yapar. Aradan yıllar geçer Kralın iki oğlu ve Dastan uzak ülkeleri fethe çıkarlar. Bu arada müttefikleri olan kutsal bir şehire de saldırırlar. Ancak şehirde korunan ve zamana hükmeden bir hançer vardır… Krala teslim ettiği pelerin yüzünden kral ölünce kaçaya başlar, yanına oranın prensesini alarak…

Buradan sonrası başlarından geçen hikaye ve kendilerini haklı çıkarma çabasıdır. Tabi yardım alacakları kişi de aslında olayları tezgahlayan kişi olunca işleri daha da zora girer… Tabi mutlu son kaçınılmaz. Aksiyon bir an için durmuyor filmde. Ancak başta da belirttiğim gibi destansı olabilecek film, ezile büzüle bir kalıba sokulmuş.Senaryo oyuna bağlı kalmaya çalışılsada tam anlamıyla insanı içine çekecek seviyede başarılı olmamış. Yani oyunu hatmetmiş biri için film çok sönük kalıyor. Oyunculuklar güzel demiştim zaten kadro göz dolduruyor… Fİlmi beklide iyi kılan şey oyunculuklar. Bunun haricinde yapımcılar Jerry Bruckheimer ve Walt Disney bir eser nasıl sıradanlaştırılır çıkıyor ortaya. Disney herkes için bir film demiş, Bruckheimer klasik aksiyon koymuş…

Bütün bunlara rağmen film izlerken sıkmıyor. Sıkmama sebebi de sürekli aksiyonun olması. Oyunculukların iyi olması. Karakterlerin özene bözene oluşturulması. Oyuncan biliyoruz zaten ama Dastan’ın Kara Murat gibi oradan oraya zıplaması gülümseten bir noktaydı. Bir diğer konta ise Cauplingten itibaren idolüm olan, (Jeff karakteri ile) Richard Coyle un Tok karakteri ile karşımıza çıkması… Filmi izlerken Persçe mi konuşsalrdı daha mi iyi olurdu diye de sürekli düşündüm.

Kısacası izlenecek ancak çok şey beklenmeyecek bir film. Yada beklenti ile izlemeyin. Yapımcılarına bakıp Karayip Korsanları gibi bir film olacağını düşünerekte izlemeyin yanından bile geçmiyor. Devamının geleceği kesin. Ancak ne kadar iyi olacağı tartışılır. Bu arada prenses karakterini canlandıran
Gemma Arterton ikidir gözüme batıyor… Üçüncüsü olmasın diyorum…

Yönetmen: Mike Newell

Senaristler: Boaz Yakin, Doug Miro, Carlo Bernard, Jordan Mechner (oyun)

Oyuncular:

Jake Gyllenhaal Dastan
Gemma Arterton Tamina
Ben Kingsley Nizam
Alfred Molina Sheik Amar
Steve Toussaint Seso
Toby Kebbell Garsiv

Richard Coyle Tus

Ronald Pickup King Sharaman

Linkler:

disney.go.com/Disneypictures/princeofpersia/

http://www.imdb.com/title/tt0473075/

Clash of the Titans / Titanların Savaşı

Filmden yeni çıkıp bir an önce yazayım dedim ki filmi izlememiş yada izlemek isteyenlere bir bilgilendirme olsun. Aslında film hakkında çok güzel şeyler söyleyeceğimi kimse düşünmesin. Çünkü tam bir hayal kırıklığına uğratıyor film insanı. Tabi böyle bir giriş yaptıktan sonra açıklamalara girmek lazım…

Öncelikle şöyle başlayalım film tam anlamıyla bir 3D rezaletiydi. Yani film sadece ismen 3D idi. İlk kez, üç boyutlu bir filmi, Xpand 3D izlemiş hayal kırıklığına uğramıştım. bunun Xpand’tan kaynaklandığını düşünüyordum ancak diğer versiyonlarında da aynıymış. Yani tam anlamıyla 3D felaketi bu film…

Aksiyonu yüksek bir film. Bunu kabul etmek lazım. Yani yiğidi öldür hakkını yeme ancak bir bilgisayar oyunundan ötesine geçmiyor film. Level atlayarak filme devam ediyorsunuz. Bir balıkçısınız, tanrı tarafından aileniz öldürülüyor ve tanrılara karşı savaş açıyorsunuz. Bu arada öğreniyorsunuz ki sizde yarı tanrısınız… Sonra bir göreviniz oluyor kraliçeyi kurtaracağız kimden? Tanrılardan o zaman diyoruz ki tanrılar bizim düşmanımız bizde savaşalım. Hep beraber çıkıyoruz yokla… Nasıl öldüreceğiz onun tespitine kim bilir cadılar… Cadılara nasıl gidilir, yaratıklarla savaşılır cinle ortaklık yapılır e devamı neydi? Bundan sonrası cadılardan edinilir… Yer altına gidip, medusanın kafasını almak… Görev burada bitmiyor tabi… Bakın aslında filmi özetlemiş oldum…

Senaryonun gerçeklerle yani bildiğimiz mitolojik hikayelerle alakası yok. Tamamıyla uydurma ve mitolojik kronolojiye uymamakta. Bir hikaye katledilir ancak bu kadar katledilmez… Ama görmek istediğimiz sadece aksiyonsa evet bu film izlenir. Şöyle ufaktan değinelim…

Öncelikle en çok gözüme çarpan pegasustan bahsedeyim. Yani at-tanrıdan. Bütün tasvirlerde bu zamana kadar gördüğümüz  bütün çizim, resim ve filmlerde pegasus beyaz olarak betimlenmiştir ancak bu filmde siyah bir attır.  Neden ezber bozmak mıdır anlayamadım. Hadi onuda geçtim, Perseus’un Medusa ile savaşıp kellesini uçurduğu doğrudur. Ondan akan kan ile de iki mitolojik kahraman ortaya çıkmıştır. Biri chimeria diğeri ise pegasustur. Yani pagasus Medusa öldürüldükten sonra ortaya çıkmıştır ancak bu filmde ölmeden önce yani daha yaratılmadan ortada cirit atmaktadır.

İnsanları Zeus değil Prometeus yaratmıştır. Prometeus tanrıların egemenliğine başkaldıran bir titandır. Zeusa karşı beslediğin kinin sonucunda balçıktan insanı yaratmıştır. Filmde ise Zeus sevecen aile babası karakterine sokulmuştur. Aynı şekilde Hades’te yer altı tanrısı olmasına rağmen çok kötü bir karakter olduğunu söyleeymeyiz. Tamam filmle paralel olarak Zeusa kini vardı ancak bu onu baş kötü yapmıyor.

Birde Titanlar ile ilgili takıldığım konu var ben filmde titan göremedim. Titan olarak bahsettikleri kim bilmiyorum, savaşılan iki karakter mi? Medusa ve krakene dışında şavaşılan karakter görmedim ben, yoksa titan diye bize bunları mı yutturdular.

Tabi Zeus’un çapkın olduğunu biliyoruz ama tecavüzcü sapık olduğunu bu filmde öğrendik… Koca Zeus bu yani bu kadar da olmaz… Bir de dönemin en iyi savaşçıları, gördüğü her yaratığa bu ne, bu ne diye bilinmezlikle yaklaşmaları kendi tarihlerini bilmemeleri yönünden gözümden düştüler. Film hatun yönünden kısıtlı ancak gözükenlere de dikkat etmek lazım…

Oyunculuk bakımından iyi isimler olmasına rağmen oyunculuklar çok sıradan. Zaten etli butlu azılı karakterlerin birden ölmesi içten bile değil… Bari bütün ihtişamıyla çıkan kraken bi kaç saniye daha dayanabilse hemen taş olup kesilmeseydi. Bu arada belirtmeden geçmeyeyim Medusa gerçekten çok güzeldi. Olması gerektiği gibi…

Yönetmen : Louis Leterrier

Senaryo:

Travis Beacham
Phil Hay
Matt Manfredi
Beverley Cross (1981 uyarlaması)

Oyuncular:

Sam Worthington Perseus
Liam Neeson Zeus
Ralph Fiennes Hades
Jason Flemyng Calibos / Acrisius
Gemma Arterton Io
Alexa Davalos Andromeda
Tine Stapelfeldt Danae
Mads Mikkelsen Draco
Luke Evans Apollo
Izabella Miko Athena

Linkler:

http://clash-of-the-titans.warnerbros.com/

http://www.imdb.com/title/tt0800320/

http://www.sinemalar.com/film/49953/Titanlarin-Savasi/