Hafta Sonu Kaçamağı: Enez

Geçtiğimiz hafta ufak bir kaçamak yaptığımı yazmıştım ama blogda yazacak fırsat olmamıştı. Şu an o fırsatı yakalamama rağmen yazacak takatim yok aslında. Bu takatsizlik uzun sürer düşüncesiyle iki üç ufak şey karalamaya karar verdim. Cumartesi sabahı çıktık yola. Tabi yol bilmez iz bilmez haldeyiz. Yaklaşık 4 saat sonra varabildik. Enez …

her şey gökyüzündeydi. koca bir masa üzerinde bekleyen bir telefon. diğerleri de aşağıda. yukarıya bakmaktan çok minnet duyan. gözlerimdeydi. kırıtması, konuşması alındaki anlamsızlığın yansıması. aşağıdaydı, ayaklarımın altında. minnetle uzanan kolların arasında mide bulantısı içinde. durup, düşünüp içinden çıkılmadığında. kırmızı bir başlık, yolu kesen anlar.. neler konuştular, güneş dinmeden, rengi bozuk …

tıkanmak…

uzun bir süredir beyaz sayfaya bakar durumdayım. belki bir açılış cümlesi gelecek cümlelerin habercisi olacak ama bekte çıkacağa benzemiyor. sıcağa veriyorum yada üzerime binmiş sıcağın rehavetine… yağmur, serinlik, ve kara bulutlar… gelsin diyorum…

as(h)abileşmek…

evet ben metal müzik dinleyince asabileşiyorum. tabi tanıyanlar kenardan pis pis sırıtarak “hedi len senin ashabiliğin nasıl oluyor” diye bir cümle kurabilirler ki şu an hiç sırası değil. laf arasına “siktirin ulan” diyorum onlara da. yani o kadar asabiyim. zaten 22:00’da işten eve dönmemin verdiği hissiyat gün geçtikçe çöken bedenime …

Back to Top