Etiket arşivi: Goddess Artemis

Tonari no Totoro (となりのトトロ), My Neighbor Totoro , Komşum Totoro

Goddess Arthemis‘in Majo no Takkyūbin‘i ve miyazaki anime listesini yollamasından sonra dvdler arasında küçük bir Miyazaki araştımasına çıktım. Vakti zamanında Miyazaki filmlerini toparladığım bir dvd vardı. Sanıyorum o dönem sadece dvd olarak bir kaç tane Miyazaki filmi vardı etrafta. Zaten benim gibi film izleme merakı hat safhada olan bir insan için tüm filmlerin orjinalini edimek zaten zor oluyor. Neyse… Sonuç olarak Miyazaki dvdmi buldum ve içinden çıkan Tonari no Totoro‘yu izlemeden edemedim…Bu da film blogumu ayırdıktan sonraki ilk yazımın kaynağını oluşturdu… (Daha yazılmayı bekleyen çok film var… Sadece haftasonu 8 tanecik izleyebildim.:))

Okumaya devam et

Aragami!

Goddess Arthemis‘in gönderdiği paket içerisinden çıkan bir film daha vardı. Ryûhei Kitamura‘nın Aragamisi. Doğruyu söylemek gerekirse filmi izlemeye hiç niyetim yoktu. Sadece şöyle bir koymuş, biraz bakındıktan sonra ağırlaşan göz kapaklarımı fazla zorlamadan dinlendiremeye koyulacaktım. Velhasıl film başlamış oldu. 
Öncelikle dikkatimi çeken müziklerdi. Çünkü jenerik girdiğinde çalan müzik beni iyice meraklandırıyordu. Sonra her şimşek çakışında aydınlanan sahneler bana filmin devamını izlemek gibi bir yükümlülük getiriyordu sanki. Belirttiğim gibi gerek müzik olsun, gerek sahne ve dekor tasarımları, gerekse kostümler bakımından tamamıyla başarılı bir yapım beni kendine iyice çekti. Donuk diyaloglar, çoğu kez havada kalan repliklere ve askıda kalmış bir konuya rağmen, bu sıradan hikayenin işleyişi zamanın nasıl geçtiğini unutturuyordu. Öyle ki filme ara verdiğimde yarısını geçmiştim bile. Şimdi geriye ne kalmıştı, sadece tahmin ettiğim bir düello sahnesi…
Evet aslında sadece sahneyi tahmin etmiştim. Kılıç düellosundaki koreografi beni kendisine hayran bırakacak şekildeydi ve sahnelerdeki ışığın kullanımı, renkler gerçekten filmi izletmeden geçmiyordu. Sonuç olarak durağan ritmine göre bir solukta izlenebilen film olarak aklıma kazınanlar arasında kalacak Aragami.
Zaman ve mekan kavramı filmde yok. Anlıyoruz ki eskilerde geçmiş ama finalde o donanımlı silahları görünce hikayenin aslında uzun soluklu olduğuna kanaat getiriyoruz.
Filmi bu kadar zevk ile izleyip beğendikten sonra biraz araştırma yapmadan geçmedim. Eh zaten blogta da yazacaktım biraz araştırmada fayda var diye düşündüm ve karşılaştığım şey gerçekten ilginçti.
Aragami, Duel Project (1,2) adı altında çıkan filmlerden biri. Aragami‘nin yönetmeni olan Ryûhei Kitamura ile, 2LDK‘nın yönetmeni Yukihiko Tsutsumi ile restleşmesinden ortaya çıkan bir proje Duel Project. Bu tatlı restleşme en iyi dövüş filmini kim çekecek yönündedir. Ama bazı kurallar da vardır:
– film 7 gün içerisinde çekilecek
– tüm film aynı mekanda geçecek
– filmde en fazla 3 karakter olacak
– filmin sonunda kapışan karakterlerden en az bir tanesi ölecek
– film düşük bütçeli olacak
Şartlar belirlendikten sonra Ryûhei Kitamura‘nın filmi olarak Aragami ortaya çıkar. Bu da demek oluyor ki 2LDK‘yı da aramaya başlayacağız…
Film hakkında bu kadar bilgiden sonra konusunu özetlemek gerekirse;
Zorlu bir savaştan yaralı olarak çıkan iki asker iki dağ arasına gizlenmiş bir tapınağa sığınırlar. Onları ilk karşılayan bir kadındır. İçeriye girer ve yığılırlar. Samuray bir kaç gün sonra gözlerini açar. tapınak rahibi gibi gözüken bir adam onun bütün yaralarını iyileştirmiştir. Yemek verir karnını doyurur. Arkadaşının cesedini alıp gitmek isteyen samurayı, fırtına sebebiyle, tapınak rahibi salmak istemez ve onu içmeye davet eder. Samuray bu teklifi kırmaz. 
İçkilerini yudumladıkları sırada tapınak rahibi, kendisinin efsanevi yaratık Aragami/ Tengu olduğunu açıklar iddiasına göre Japonya’nın en ünlü kılıç ustası Miyamoto Musashi’dirde. Samuray öncelikle buna inanmaz, ancak karşılaştığı şeyleri görünce çıkmaz bir yola girdiğini anlar ve kurtulmak içinde Aragami’yi öldürmesi gerekmektedir…
Yönetmen: Ryûhei Kitamura
Oyuncular:
Takao Osawa Samuray
Masaya Kato Aragami / Tengu / Miyamoto Musashi
Tak Sakaguchi Gelecekteki dövüşçü
Hideo Sakaki Samurayın arkadaşı
Linkler:

Kiki’s Delivery Service (魔女の宅急便, Majo no Takkyūbin (Witch’s Delivery Service), Küçük Cadı Kiki)

1989’da yapılmasına rağmen Türkiye’de 2007 yılında satışa sunulmuş Majo no Takkyūbin’i Goddess Artemis sayesinde izleme fırsatım oldu. Filmi izledikten sonra aklıma ilk gelen şeylerden biri de yıllar önce indirmiş olduğum İspanyolca yada Japonca dublajlı Miyazaki animelerini topladığım bir dvd oldu. Sanıyorum yavaş yavaş onlara el atma vakti geldi. 
Majo no Takkyūbin yada İngilizcesi ile söylersek Witch’s Delivery Service hatta bunu biraz daha kişiselleştirirsek Kiki’s Delivery Service 13 yaşına basmış küçük bir cadının evden ayrılışını ve büyük bir şehride yaşamaya çalışmasını anlatmakta. 
Bir Miyazaki animesi dediğinizde anlayacak çok şey vardır. Kiki’s Delivery Service’inde en büyük özelliği anlatılacak şeyinin çok olması. Her zamanki gibi Miyazaki bu animede de uçmaya, trenlere, kedilere, ana karakterlerin kadın olmasına yer vermiş. Bu demek olmuyorki filmde bir Miyazaki sıradanlığı var. Gerek çizgiler, gerek her zaman ki gibi Joe Hisaishi’nin yaptığı müzikler büyük bir uyumluluk içerisinde. Tabi Miyazaki gibi bir usta anlatmakla bitmez. Dünya üzerindeki hiç bir yeti de onu eleştirecek seviyede değildir. Bu yüzden bu faslı hızla geçiyorum. Yukarıda da kısa bir özet yazdım ama filmin konusuna tekrar değinmek gerekirse şöyle;

Kiki onüç yaşında bir cadıdır. Geleneklerine göre cadılık eğitimini tamamlayarak tam bir cadı olabilmesi için bir yıl ailesinden ayrı olarak kendi seçeceği bir şehirde yaşaması gerekmektedir. Kiki, kedisi Jiji ile annesinin hediye ettigi süpürgeye binerek evinden ayrılır ve deniz kenarında, başka cadısı olmayan bir şehirde karar kılar. Kiki, şehirde uçma yateneğinden faydalanacağı bir kurye servisi açmak istemektedir. Şehirdeki ilk gününde tanıştığı birinin fırınında ona yardımcı olurken aynı zamanda hayalini kurduğu işi yapmaya başlar ve zamanla cadılık yeteneklerini kaybettiğini fark eder. Yeteneklerini tekrar kazanmaya çalışırken bir arkadaşının da hayatını kurtarması gerekir.

bu sıcak hikayeyi izledikten sonra, gerçekliğe biraz zor alıştırıyorsunuz kendinizi. Çünkü Miyazaki’nin her animesinde olduu gibi o dünyaya kaptırıyorsunuz kendinizi. Çıkmak ise sorundan başka birşey getirmiyor kapınıza…
Linkler:

dalgalanmalar…

Bugün ne okayacak ne de yazacak gücü görebiliyorum kendimde. Buna rağmen bir kaç tuşa dokunup anlamlı cümleler oluşturmaya çalışmak üzerindeki bulutlu havayı kaldıracak düşüncesiyle, parmaklarımı klavyenin üzerinde gezdirmeye başladım. 
Az önce Goddess Artemis‘in hediyelerinden biri olan Hayao Miyazaki‘nin Kiki’s Delivery Service (1,2) amimesini büyük bir ilgi ile izledim. Goddess Artemis‘e özel teşekkürlerimi sunuyorumve sanırım Kiki’s Delivery Service‘in küçük bir tanıtımını çarşamba günü yapacağım…
İnternet gaeteletinden şöylebir dolaştım. Çoğu kötü haber arasında hani benide pek ilgilendiren Marmara fay hattının hareketliliği hakında haberlere rastladım. Dün akşam annem de telefonla aramış televizyon izlemeyen oğlunu, Marmara’daki hareketlilik yüzünden uyarmıştı. Ben ise şu zamana kadar hiç bir şey hissetmediğimi söyledim. Bir sorundur ki depremleri hissedemiyorum ben. Acaba o çalkanılı döneminde İzmitte bulunduğum için mi artık ufak tefek sarsıntıları hissetmiyorum yada askerliğimi denizci olarak yapıp sürekli sallandığım için mi bilmemiyorum ama sanıyorum ki şu sallantıları hissedenler vardır. Yoksa televizyonlar/gazeteler neden insanları ayğa kaldırmak için böyle haber yapsınlar ki?
Vücudum ağrıyor biraz, sırtım… Şöyle boynumdan aşağıya doğru. Bütün gün sandalyede ikamet ettiğimden midir yoksa yatağımı beğenmediğimden mi bilinmez ama sırtım ağrıyor. Bazen omuzlarımın düştüğünü hissediyorum. Her sırtım ağrıyor dediğimde, Defne Turaç‘ın “Sırt ağrısı, kalp ağrısının bittiği yerde başlıyor.” cümlesi geliyor aklıma. Gülüyorum. Öyle komik bulduğumdan değil, umutsuzluğuma yenildiğim için. Evet bu iddialı bir cümle oldu. 
Bu gün Kiki’nin uçtuğunu görünce fırtınaya, soğuğa, kara, kışa aldırmadan bir uçma hisssi uyandı çimde. Uzun zamandır Özgürlükiçin.com‘da bakınıp durduğum Stellarium paketini indirip  kurdum. Yıldızları izlemek ne güzel ve onlara dalıp öylece baka kalmak. Yıldız deyince neden aklıma Stardust geliyor. Ah Yvaine! Yine bir hatırlama gününün arifesindeyim sanırım. Bırakın beni…
Düşüncelerim o kadar dağınık saldırıyor ki bana savunmasız parmaklarım her birini yansıtmakta zorluk çekiyor. Çoğunu atlıyor bazı haerflerin yerini karıştırıyor. Belli evet onlar da isteksiz.
Yine akşam oldu hemde yine evden çıkmadan. Zaten vücudum şehrin gürültüsünü kaldıracak durumda değil. Evet bu daha iyi oldu bir animeye daha başlamak… Kaldırılamayacak durumda iken hayatı…