as(h)abileşmek…

evet ben metal müzik dinleyince asabileşiyorum. tabi tanıyanlar kenardan pis pis sırıtarak “hedi len senin ashabiliğin nasıl oluyor” diye bir cümle kurabilirler ki şu an hiç sırası değil. laf arasına “siktirin ulan” diyorum onlara da. yani o kadar asabiyim. zaten 22:00’da işten eve dönmemin verdiği hissiyat gün geçtikçe çöken bedenime ayrı bir eziyetten başka bir şey değildi. bu arada sen daha gençsin diyenlere de bir “siktirin ulan” gönderiyorum… sadece ve sadece olayı umumi yer olması sebebi ile siktirle geçiştiriyorum özel istek doğrultusunda kutu açılır. ne diyordum ben ashabiyim. mazeretimin var olup olmaması asabiyet dozajımla alakalıdır. buradan anlaşılması gerekiyor ki mazeretim olmasa da asabi olabilirim.. ya da böyle saçmalayabilirim…

cep telefonu ile konuşmak otobüsleri bozar mı?

bilmiyoruz efendim… kimse bilmiyor. ama az önce işten dönerken böyle bir olaya şahit oldum. şoförün savunması cep telefonu ile konuşulduğu yönündeydi. güya ekranda öyle gösteriyormuş. gerçi otobüs ilk hareket ettiğinde bende telefonla konuşuyordum hatta benimle birlikte bir kaç kişi daha bu eylemi gerçekleştirmekteydi. hele bir bayan vardı ki maşallah inene kadar konuştu ki bu 10 dakikalık bir zaman zarfıydı. tabi o indi görünürde cep telefonu ile konuşulduğunu tespit edemedim lakin o şahsın inmesinden 20 dakika kadar sonra otobüs durdu ve çalışmadı. çalışması için 20 dakikanın geçmesi gerekiyormuş ki olay anında pek telefon aktivitesi görmedik. neyse haliyle otobüsü terk edip aktarma işlemine başladık. ancak tabi olay bununla da bitmiyor. İETT gibi günde bir otobüsünde binleri taşıyan bir firma madem otobüsleri bozuluyor da bunun için bir önlem almıyor? Mesela otobüslere sinyal bozucu takılabilir. otobüslere bindiğin anda telefonun çekmez. yahut otobüslere zarar vermeyecek ekstra donanımların olduğunu biliyoruz. Acaba bu sorumsuzluk şöforlerin yaptığı hataları …

hayal kırıklığı…

herşey bir oyunla başlamıştı. gerçi uzayan gün, yakan güneş ve konserve kıvamında bir iett otobüsü pardon metrobüs yolculuğundan sonra üzerine afiyetle eklenen durakta duramama şanssızlığı, açlığın tavan yapması ile beraber krize giren bünyem bu şoku atlatmak için çok çabaladı. demiştim ya herşey bir oyunla başladı. aslında onun üzerine çıkmamalıydım. bu kısa anın benliğimde bu kadar derin tahribatlara yol açacağını nereden bilebilirdim ki? ama tahmin etmeliydim… yıllardır uzak durmamın bir sebebi varmış demek. ya bağımlılık yaparsa. ama övünmeliyim bu zamana kadar hiç bir şeyin bağımlısı olmadım ya… uzak durmamın bir sebebi varmış demek… her şey boş… her şey tüm çabam boşuna… bir daha tartılmayacağım…

özgürlük

sabah gözerimi açtığımda ilk aklıma gelen kelime bu oldu. özgürlük, daha sonra ne kadar özgür olduğumu düşünmeye başladım… özgür müydüm? yani her sabah zorunlu olarak kalkmak işe gitmek, faturaları ödemek, kişilere karşı görevleri (!) yerine getirmek özgürlük kapsamına ne kadar girer… Belki de Chuck Palahniuk’un dediği gibi; her şeyi yapabilecek kadar özgür olabilmem için her şeyimi kaybetmem lazım… <a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a48358ae’ target=’_blank’><img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:89726&n=a48358ae’ border=’0′ alt=”></a>

sıkıcı bir cuma neyseki bitiyor üstüne üstlük sıkıcılığını sürekli tekerrür eden işlerden almış… herşey mi aynı? sabit değişmeyen… burada bitse… <a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a48358ae’ target=’_blank’><img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:89726&n=a48358ae’ border=’0′ alt=”></a>

Obama geldi ya!!!

Hiç hoşgeldin diyemeyeceğim kusura bakmasın. Zaten beni salladığı da bir meçhul ya. Kardeşim kim gelirse gelsin bakınız rica ediyorum ki Beşiktaş’a gelmeyiniz. Gidin ya nereye giderseniz gidin. Yolda yürüyemez olduk. Hepimiz potansiyel suikartçi modunda dolanıyoruz sanki sokaklarda. İçimden “lan Obama gelse de bir patlatsak” diye dolanıp duruyorum sanki. Hani şu şekil insanın yapmaya niyeti olmasa da yapasını getiriyor. Bakınız şimdi potansiyel arasına resmen girdim. Zaten sokaklada cirit atan görevliler hemencecik doluşabilirler eve. Şunu anladım ki böyle günlerde sırt çantasıyla hatta çantayla dolaşmamak lazım. Aslında yapılması gereken çıplak gezmek ama nedense onuda kabul ettiremiyoruz. Allahtan yağmur yağıyor. Aslında kimse bilmese de yukarıdakinin büyük bir kıyağı bu. Bok yoluna gitmeyelim diye evlerimizden bizi dışarıya salmıyor. Tabi bir başka bakış açısıylada, Obama’nın isteklerini bildiği için halimize ağlıyor… Gelmişken donumuzu da satsak kaç para eder acaba…  Neyse bu vakit susma vaktidir… Kimse susturmadan… <a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a69509e7′ target=’_blank’><img src=’http://www.adhood.com/adserver/adview.php?what=zone:88157&n=a69509e7′ border=’0′ alt=”></a>

her şeyi boşladım. şu yeni işi kıvırana kadar sanırım böylede gidecek. öğrenecek o kadar çok şey var ki… zatenbana adam akıllı uslu başlı bir sistem düşmez. nerde günü geçmiş can çekişen varsa benim ellerimde ölür yada çıkar… şimdi başıma itilen de aynı şekilde, işin ilginci ben daha eskisini kavrayamadan yenisini kurmak zorunda kalacağım… ah ne olacak şimdi… yok ya bu teknoloji kötü birşey… hemde fena kötü… bakmayın arada seviyorz işlerimizi hallediyoruz ama genel anlamda kötü… şimdi şu bilgisayar mesela… basıyorsun klavyenin tuşlarına yazıyor, enter diyorsun gönderiyor… ne kadar kolay birşey… eh birde bunun içine gir bakalımo mikro işlemcilere yazılan kodlar falan… bir “a” tuluna basıp akranda “a” yı gönerne kadar dönen işlem ve diyagram sayısı…  zaten başım ağrımıştı şimdi daha fena oldun susayım…

Back to Top