Günceler 25

Bütün hayallerimi ellerimle yıkmak zorundayım… Üzerime yüklenen lanet bu, tabanlarımın düzlüğü, merdiven altlarından geçişim, her ellediğim aynanın kırılması… Bilinçsizlik üstü varlığımın yegane sebebi… Kelimelere dokunamamam, uzattığımda elimin kırılması ya da dilime bir hançer saplamam… evet yapmam gereken bu. O zaman kimse için acı kaynağı olmadan, bedenimin ve hatta ruhun sonsuz mutluluğa erişmesi… şunu soruyorum kendime “ne verebilirim sana, sadece kaçak ve yasak olan sevgimden başka”… Biliyorum son kez yazıyorum bu satırları sana dair, ya da seni ya da kendimi kandırmak için sarf ettiğim sözle bunlar… Kendimi inandırıyorum inandırmak istiyorum… yine başa dönüyorum, boşuna dememişler ya hayat tekerrürden ibarettir diye, sıradanlaşmam için uymam lazım… Simdi, ey hüzün; sana yaptığım ihanet için beni bağışla, yine aç kollarını usulca bol acıyla boğuşarak… Unutmuşum ya kalıcı değilmiş mutluluklar… Affet kırdığım için, affet uzandığım için, affet söylediğim sözler için, zor olsa da uzak olsa da mutluluğum olduğun için… (01.05.2007 e-postaları karıştırırken çıktı)

Günceler 24

Bu gün ciddi ciddi bir şeyler yazmak için açtım sayfayı. Ancak ne yazacağımı bilmiyorum. Günlük olmasa da haftalık takip ettiğim bloglara bakıyorum da her gün ucun uzun bir şeyler yazanlar var. İnsanlar bu yazıları nereden buluyorlar? Anlatacak ne kadar çok şeyleri var. Ben iki gün üst üste bir ley yazmaya çabalasam üçüncü gün kurmaca bir hikayeye dönüşüyor yazılanlar. Hatta uzun bir yazının devamı bile kurmacaya çalıyor (bu yazı bile olabilir ilerleyen satırlarda). Bu yazıları yazanlar ise, sürekli sosyal bir şeylerden bahsediyorlar, hatta gündelik hayatlarından… Bu nasıl bir yaşamdır? Ben bunların hiç birini yapamam. Evet aslında kıskanıyorum, bunu yazma sebebim de o. İnsanları hayatlarında anlatacak şeyleri olaması kıskanılacak bir şey. Bezen düşünüyorum, hayatımda anlatılacak şeyler oluyor da ben mi anlayamıyorum. Yoksa bu yaşadıklarımı bu hayatı hiç siklemiyor muyum ben? Anlayacak şey çıkmaması bundan mu ibaret. Saat 12.18. Sabah yaptığım tek aksiyon şey işe gelmek… Az sonra yemeğe çıkacağımı hesaba katarsam bir aksiyon da …

Günceler 22

Şuraya baktığımda zamanın ne kadar çabuk geçtiğini anlıyorum. Son yazı hafta başında yazılmış bu yazı ise hafta sonundan bir gün önce yazılıyor. Oysa geçen bu zaman oldukça uzundu. Sanırım gecen tüm zamanlar gelecek ve şimdiki zamanlardan kısa. Yaşamın bir basamak üstüne çıkmak yaklaşırken…

Günceler 21

Yazmakta okumak gibi. En ufak arada, yada sıkıcı bir satırın ardından hemen kopabiliyor. İkisinin aynı anda olması da ilginç mi, yoksa zaten olması gereken bir şey mi? Yazacak şey tükenmez aslında, sorun bunları ifade etmekte. Sıkkınlık, bitkinlik yada insanın her zamanki ruh hali. İyi bir büyüye ihtiyaç var. Neyse ki Mayalara göre son bir sene. Gerçi zaman sonsuz değil mi? Adamın biri takvime yazmaya üşendi diye son olur mu? Niburu yoktan var olabilir mi? Bilim adamları yok derken insanların gönlünü rahatlatmak için mi söylüyor? Yok onu bunu geçtim de adam gibi bir kıyamet filmi de çıkmadı. Gerçek 3, 5, 10 boyutlusunu yaşamayı ümit ediyorum… CNN zaten naklen de verir kanımca…

Günceler 17

http://www.ntvmsnbc.com/id/25288246/ buradaki habere göre TDK çalışmaya başlamış. Ancak bu nasıl bir çalışmadır ki buldukları kelimeler hep zor kelimeler. Sanki türemiyor. Halkı dinleseler aslında İngilizce kelimelerin yolunu bulduğunu görecekler ama bu iş halkla çözülmez değil mi? Neyse ki çok zor kelimeler değil bunlar kullanılır mı o da ayrı mesele. Ancak takıldığım nokta “AÇS” oldu. Araba kapılarını uzaktan açan anahtar ‘keyless-go’ yerine bu kelime kullanılacakmış. “Araç Çalıştırma Sistemi”nin baş harfleri yani. Sanki Türkçe türüyemiyormuş gibi bir cümlenin baş harflerini alıyoruz İngilizce gibi. Ne diyeyim ki?

Günceler 16

İnsanın yazacak bir şeyi olmaması ne kadar kötü. Aslında daha kötüsü de konuşacak bir şeyi olmaması. Refika Hanımda önce sustu, sonra yazmayı kesti. Kelimeleri tozlandı ahşap binası içerisinde. Duyduğu tek ses rüzgarda tahtalara girip çıkan çivi sesleriydi. Bazen küçük adımların varlığına dair bir şeyler işitiyordu. Ancak onların, sürekli hayalini kurduğu dört yaşında kaybettiği oğlu ayak sesleri oluğunu düşündüğünden durumu sadece iç geçirmekle geçiştiriyordu. Oysa adımlar, küçük bir fareye aitti. Refika Hanımla aynı kadere sahip bir fareye… Bir fareyle çok ortak yönü vardır insanların… En iyi planları farelerin ve insanların Sıkça ters gider (Fareler ve İnsanlar John Steinbeck)

Günceler 15

İki kolumu omzumun üstünden bir tahta ile bağlamışlar. Sanki kollarım yanlara açık bir şekilde ilerliyorum. Omzum kollarım kaskatı ve acıdan başka bir şey değil yaşadıklarım… Göz kararması… Oyulan bir beyin… Her şey çok insanca…

Back to Top