The Road

 

 

Film Cormac McCarthy‘nin Pulitzer Ödüllü aynı isimdeki romanından uyarlanmış. 2009 yapımı post-apokaliptik dram filminin yönetmen koltuğunda ise John Hillcoat var. Film bir bir yol hikayesi ve bu yol hikayesi boyuca baba ve oğlun yaşam savaşına, daha doğrusu bir babanın yaşamı filizlendirmek amacıyla oğlunu korumasını anlatıyor.

 

Film fazla derinlere dalmadan, insana fazla beklenti yüklemeden yarattığı dünyaya izleyiciyi rahatlıkla sokuyor. Baba ve oğul karakteri arasında kötü ve iyi insanlar olarak, insanlar ayrılsa da aslında filmde iyi yada kötü karakter yok. Bütün insanlar hayatta kalmak için uğraşmaktalar. Aynı baba ve oğul karakterimizin olduğu gibi.

 

 

Film dünyanın neden bu hale geldiği konusunda ayrıntılı bir şey söylemiyor. Büyük bir felaketten sonra dünyada yiyecek bir şey kalamamış. Nüfusun yarısından fazlası ölmüş. İnsanlar ise artık birbirlerini yiyerek hayatta kalmaya başlamışlar. Baba ve oğul ise denize yakın yerlerde daha düzgün bir hayat olabileceğini düşünerek, o yöne doğru ilerlemektedir. Tabi bu arada başlarına gelen olayları görürüz.

 

Film başarılı bir atmosfer yaratmış. Bilmemiz gerekenden fazlasını vermeyerek insanda merak duygusunu körüklüyor. Film doğası gereğince fazla karamsar bir film. Öyle ki bu karamsarlık yer yer insanı sıkıyor. Ancak filmde karakterlere rahatlıkla empati kurabiliyorsunuz. Hem iyilerle hem kötülerle. Yani iyi saydıklarımız yada kötü saydıklarımızla.

 

 

Film öyle bir durumda yaşanabilecek bütün duyguları vermeyi başarıyor. Böyle bir dünyaya, bir annenin çocuk getirmek istememesini görürken, umudun varlığını da hissediyoruz. Ancak böyle bir durumda bile kadının tek başına aldığı ölüm kararı kötü insan olmamaya karşı alınana önlemi ve iradenin gücünü gösteriyor bize.

 

Filmin açıları, görüntüleri oldukça başarılı. Çok fazla ayrıntıyı verip insanın aklında yer alan sorulara daha fazla soru katmadan izleyiciyi içine çekiyor. Oyunculuklar ana karakterlerin olduğu kadar yan karakterlerinde oldukça başarılı. Film izlediğinizin, oyunculuk yapıldığının farkına varmıyorsunuz bile.

 

Film böyle başarılı bir şekilde ilerlerken final sahnesi en vurucu sahne olarak çıkıyor karşımıza. Film boyunca işlenen karamsarlık bir nebze olsun umuda yerini bırakırken akılda soru işaretleri bırakıyor, bu yeni bir dünyanın başlangıcı olabilir mi diye? Ancak eklemem de lazım ki böyle insanı içine çeken bir film için o atmosferle 111 dakika boyunca izleyiciyi yoğurmak yer yer dikkatin dağılmasına sebep oluyor. Keşke biraz daha kısa olsaymış. Birde anne ile konuşmalara yapılan geri dönüşlerin tam tutarlı olduğunu söyleyemeyeceğim. Biraz daha tutarlı ve az olabilirdi bu geri dönüşler.

 

 

Özet olarak, konusu, kurgusu, atmosferi, oyunculukları, müzikleri ile kesinlikle başarılı ve izlenmesi gereken bir film. Kitabı okumadım ama sanki başarılı bir uyarlama kokusu alıyorum filmde.

 

Yönetmen: John Hillcoat

 

Senaryo: Cormac McCarthy (kitap), Joe Penhall

 

Oyuncular:

Viggo Mortensen Baba
Kodi Smit-McPhee
Oğul
Robert Duvall
Yaşlı adam
Guy Pearce
Asker
Molly Parker
Kadın
Michael Kenneth WilliamsCharlize Theron ……
Hırsız
Anne

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0898367/

http://www.theroad-movie.com/

 

The Kings Speech

Başarılı bir film, The Kings Speech. Ancak hemen filme başlamadan filmin isin çevirisine çatmadan edemeyeceğim. “Zoraki Kral nedir arkadaşlar, bu nasıl bir çeviridir. Kralın Konuşması ismini filmi yapanlar layık görmüş bizim çevirenler filme bu adı layık görememiş mi? Filmin adı basit mi kaçmış? Yoksa bizimkiler mi basitleştirmeye çalışmış… Öyle ki bu isimden dolayı insanın aklına basit bir film olduğu yer ediyor. Nitekim filmi, bu duygu içerisinde izliyorsunuz.

Film oldukça akıllı bir kurguya sahip. Senaryo yere sağlam basıyor oyunculuklar da keza aynı şekilde. Yönetim de oldukça başarılı. Dönem filmi olmasına rağmen film sıkmadan başarı ile ilerliyor. Merak uyandırıyor. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse o kadar çok ödül koparacak vasıfta da bir film değil… Bunun gibi filmleri çok çok izledik desem yalan söylemiş olmam. Ancak Oscar kriterlerini tam anlamıyla karşıladığını da söylemekte fayda var. Tabi şimdi okur “e filmin her şeyi iyi diyorsun daha ne olsun” diyecektir. Evet, doğru ancak film etkili, çarpıcı bir film değil.

Oyun gücü yüksek bir film olduğunu belirtmiştim. Zaten kadrodaki isimlerde bunu kanıtlıyor. Ancak film aslında bir Colin Firth filmi. Kendisi baş rol gibi gözüken yan rollerden sıyrılıp, bir filmi nasıl götürebileceğini sokmuş gözümüze. Ancak filmde onu destekleyen en büyük karakter Geoffrey RushHelena Bonham Carter ise senaryo olarak bekleneni vermiş sadece. Ancak onun sakinliğinin, iki karakter arasındaki iniş çıkışlarda belirtici rol oynaması onun bir oyuncudan çok gözümüzde gerçek bir karakter olarak görünmesine sebep verdi. Belki de filmi doğallaştıran bu karakterdi.

Film kekeme bir kralın abisinin tahttan feragat etmesi ile, tahta geçmesini anlatıyor. Ancak bu kişi görünen yüzü ile kekeme ve kendini yetersiz olarak görmektedir. Film aslında bu hikayeyi anlatırken, aslında kralın içinde olan bitenler çok fazla değinmemiş. Diyaloglar sırasında bunlara biraz göz gezdirilmiş belki de filmin eksik kalan kısmı buydu. Evet bir kral olarak durumunu anlayabiliyoruz ancak bir insan olarak o karakterin duygularına nail olamıyoruz.

Lionel karakteri ise tam anlamıyla oturmuş bir karakter. Oyuncu olmaya çabalamış, diksiyon üstündeki hakimiyeti sebebi ile konuşma bozuklukları eğitimi vermeye başlamış. Olabilecek ve olması gereken bir karakter. Geoffrey Rush ise bu karakterin gözlerindeki ışığı tam anlamıyla vermiş.

Filmin gerçek bir hikaye olmasa da filmin etkisini arttırıyor tabi. Bir de bu kişinin kral olması kendisinden beklentilerin artmasına sebep. İkinci dünya savaşı esnasında olması ise filme ayrı bir izleme şevki katmış. Ama film sadece kralın konuşmasına odaklı olduğu için bu bölümler es geçilmiş. Burada bir eksik daha görülebilecek şey, kralın devlet üzerindeki etkisini görememiş olmamız. Sadece konuşması üzerine yapılmış bir film, siyasi kısmını geri plana itmiş filmi. Bunu neden mi söylüyorum, savaş gibi bir konunun işlenmesi sebebi ile… Yani bir şeye değinirken diğerleri es geçilmiş. Zaten akıcı anlatıma sahip olan filme bu konuları da ilave edip 15 dakika daha uzatılabilirdi. Ancak olan olmuş…

Kısacası izlenecek bir film. Ancak sinemada izlenmeye zorlanacak bir filmde değil. Pekala ev keyfi ile güzelce izlenebilecek bir film. Tabi izlemesekte sadece Oscar almış bir filmi izlememiş oluruz. Kaybedeceğimiz çok şey yok…

Yönetmen: Tom Hooper

Senaryo: David Seidler

Oyuncular:

Colin Firth
King George VI
Geoffrey Rush
Lionel Logue
Helena Bonham Carter
Queen Elizabeth
Guy Pearce
King Edward VIII
Jennifer Ehle
Myrtle Logue

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1504320/

http://www.kingsspeech.com/

Karanlıktan Korkma (Don’t Be Afraid Of The Dark) (Tanıtım)

Bu gün hangi filmi yazsam zamanım da yok diyordum ki, posta kutumda bir tanıtım postası gördüm. Hemen araya sıkıştırayım dedim. Filmimizin adı başlıktan da görülebileceği gibi, Don’t Be Afraid Of The Dark. Disney yapımı bir korku filmi karşımızda. Disney’de korku filmlerine el attı ya diyecek bir şey yok. Ancak Disney korkuları bize ne getirir bilmiyorum. Önce tanıtım metnini bir okuyalım.

Sally Hurst (Bailee Madison), yalnız, içine kapanık bir çocuktur. Babası Alex (Guy Pearce) ve babasının yeni kız arkadaşı Kim (Katie Holmes) ile birlikte restore ettikleri 19. yüzyıldan kalma bir malikanede yaşamak üzere Rhode Island’a yeni gelmiştir. Genç kız büyük malikaneyi araştırırken, yüz yıl önce orayı yapan kişinin ortadan kaybolmasından beri rahatsız edilmemiş gizli bir bodrum katı keşfeder. Sally, kendisini gizemli evin dipsiz derinliklerine çekmeyi planlayan eski zamanlardan kalma yaratık ırkını farkında olmadan serbest bırakır. Karanlığa gizlenmiş kötülük hepsini yok etmeden önce Sally, Alex ve Kim’i bunun bir hayal ürünü olmadığına ikna etmek zorundadır.

Sizin de okuduğunuz gibi film bize konu olarak farklı bir şey vermiyor. Yani yine konuyu ısıtıp ısıtıp bize sunmuşlar. Zaten film 1973 yapımı televizyon filmi uyarlaması. Ancak senaryoda Guillermo del Toro yu görmek ister istemez insanı heyecanlandırıyor. Görsellik ve oyunculuk hakkında bir şey diyemeyeceğim izlemeden. Ancak korku meraklısı olarak, filmi izlemeden geçmeyeceğimi söylemek isterim.

Filmin fragmanına bu (https://filegen.com/getfile/?8C0F4F96ADF8C7E910) linkten ulaşabilirsiniz.

Yönetmen: Troy Nixey

Senarist:

Guillermo del Toro
Matthew Robbins
Nigel McKeand (1973 yapımı)

Oyuncular:

Guy Pearce Alex Hirst
Katie Holmes Kim
Bailee Madison Sally Hirst
Alan Dale Jacoby

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1270761/