Les Misérables

Performans bakından oldukça başarılı bulduğum filmdi Les Misérables. Oyunculuklar çok iyiydi. Ancak buna rağmen Anne Hathaway‘in en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülü almasına biraz takıldım. Tabi diğer adayları da izlemeden bu konuda pek yorum yapmayacağım. Film zaten şöhretler geçidiydi ve her biri çok iyi performans sergilemişler. Sefiller ağır bir roman aynı zamanda etkileyici. Bir çok uyarlamasını izledik ama Tom Hooper‘ın yaptığı biraz daha farklı bir şey. Sefilleri müzikal yapma fikri başta zor bir fikir. Filmin süresinin de iki buçuk saatten fazla olduğunu düşünürsek meraklısı olmayan için sıkıcı olma ihtimali oldukça yüksek. Burada film çıkmaza girmeye başladığında burada devreye Bay ve Bayan Thénardier devreye giriyor. Sacha Baron Cohen ve Helena Bonham Carter burada mükemmel bir ikili oluşturmuşlar. 

Dark Shadows

Yazının başında  belirtmeliyim ki bir Tim Burton hayranı olarak tüm filmlerini keyifle izlemekteyim. Ancak şu da bir gerçek ki, son dönem filmleri eskileri kadar iyi değil. Bir yerde aslında Big Fish ile benim için Burton’un klasiği filmleri bitmiş, sonrası para odaklı film olma yönünde ilerlemiştir. Bu filmde para için yapılmış, film ortasındaki koca koca reklamlarıyla da bunu gözümüze sokan bir film. Film Dan Curtis‘in dizisinden uyarlanmış. Film karşımıza oldukça iyi bir kadroyla çıkıyor. Tabi bu kadro Burton’un klasik kadrosunun yanı sıra Michelle Pfeiffer, Eva Green gibi isimleri de kadroya renk katıyor. Tabi bu kadro filin izlenmesi için başlıca sebebi oluşturuyor. Yani film bir konu dahilinde olmasa bile oyuncuları ile kendini izlettirebilir. Tabi bu cümleyi kurunca yönetmen faktörünü biraz dışarıya itmiş oluyoruz. Aslında bu film Tim Burton haricinde biri tarafından da aynı şekilde çekilebilirmiş. Ancak bu gibi işlere adım atan sadece Burton olduğu için kendisini kamera arkasında görüyoruz.

Tost / Toast

Ünlü İngiliz aşçı ve yemek yazarı Nigel Slater‘in otobiyografisi niteliğindeki Toast’ın yönetmen koltuğunda S.J. Clarkson var. Yönetmeni dizilerden çok tanımamıza rağmen ilk kez bir uzun metrajlı yapımda görüyoruz. Zaten bu filmde bir sinema filminden çok televizyon filmi edasında. Zaten film BBC için yapılmış. Film eğlenceli gidiyor. En dramatik sahnelerde bile insanı eğlendiriyor. Ancak komik sahnelerde abartılı bir şey yok. Yani film oldukça düz bir film. Hikaye bir aşçı ve yemek yazarının hayat hikayesi olunca ister istemez bol bol yemek karşınıza çıkacak diye bekliyorsunuz ancak bunların hiç biri filmde olmuyor. Tabi bu, yemek görme amacı ile filmi izleyeni hayal kırıklığına uğratıyor. Oyunculuklar ve kullanılan müzikler güzel. Ancak hikaye kurgu havada. Yönetmen neyi anlatmak istemiş belli değil. Hikaye daha yalnızlığı ve aile dramını yemeğe olan ilgiden daha fazla anlatmış. Bu sebepten karşınıza eğlenceli bir dram çıkıyor. Nigel küçük yaştan itibaren yemeğe meraklıdır. Yemeğe merakının sebebi de aslında hiç yemek yiyememesidir. Annesi tost yapmaktan başka bir şey bilmemektedir. …

Harry Potter and the Deathly Hallows / Harry Potter Ve Ölüm Yadigarları

Ben filmi bir yada ikinci bölüm diye ayırmayacağım. Sonuçta hepsi, Harry Potter and the Deathly Hallows. Bence hiç filmi bölmeselerde olurmuş. İlk film 2 saat 26 dakika, ikinci film ise 2 saat 10 dakika. İki filmin toplamından 3 saat 10 dakikalık tek bir filmi (hatta daha da kısasını) rahatlıkla yapabilirlermiş bence. Ama gişeyi bir anca bitirmemek lazım değil mi? Ben Harry Potter hayranı değilim, kitaplarını da bilmem nedense filmleri de bana pek cazip gelmemiştir. Ancak buna rağmen her bölümü izledim. İzledim ama sorsanız ne kadar hatırlıyorum o da ayrı bir mesele. Potter serisinden tek aklımda kalan film “Melez Prens”. Hafta sonu “Ölüm Yadigarları”nı izlememe rağmen üç gün içerisinde izlediğim aklımdan çıkmış. Bu da demek oluyor ki koy efendim benim açımdan en başarılı Potter filmi Melez Prensti. Bu arada ilk filmi BR olarak ikinci filmi ise Imax 3D olarak izlediğimi belirtmem lazım ki bu konuya da değineceğim. İlk filme bir göz atacak …

The Kings Speech

Başarılı bir film, The Kings Speech. Ancak hemen filme başlamadan filmin isin çevirisine çatmadan edemeyeceğim. “Zoraki Kral nedir arkadaşlar, bu nasıl bir çeviridir. Kralın Konuşması ismini filmi yapanlar layık görmüş bizim çevirenler filme bu adı layık görememiş mi? Filmin adı basit mi kaçmış? Yoksa bizimkiler mi basitleştirmeye çalışmış… Öyle ki bu isimden dolayı insanın aklına basit bir film olduğu yer ediyor. Nitekim filmi, bu duygu içerisinde izliyorsunuz. Film oldukça akıllı bir kurguya sahip. Senaryo yere sağlam basıyor oyunculuklar da keza aynı şekilde. Yönetim de oldukça başarılı. Dönem filmi olmasına rağmen film sıkmadan başarı ile ilerliyor. Merak uyandırıyor. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse o kadar çok ödül koparacak vasıfta da bir film değil… Bunun gibi filmleri çok çok izledik desem yalan söylemiş olmam. Ancak Oscar kriterlerini tam anlamıyla karşıladığını da söylemekte fayda var. Tabi şimdi okur “e filmin her şeyi iyi diyorsun daha ne olsun” diyecektir. Evet, doğru ancak film etkili, çarpıcı bir …

Alice in Wonderland

Bir Tim Burton dehasını daha beklerken heyecan içindeydik. Nasıl diyeyim beklentilerimiz vardı, umutlarımız vardı, hayallerimiz vardı. Lakin bu hayallerin tamamının suya düştüğünü söylesem de yalan olur. Yani hayatımdaki kararsızlık hali film hakkındaki görüşlerime de yansıdı. Sanıyorum filmi bir kez daha izleyip öyle kanısına varacağım… Öncelikle dağıtım şirketlerine çatmak istiyorum. Efendim filmi 3D olarak sayılı sinemada gösterime soktular bu nasıl bir ilgisizliktir. O 3D’lerin tümü de Türkçe alt yazılı. Tamam film çocuk filmi edası estiriyor olabilir ancak bir sinema da Tim Burton hayranları vardır 3D ve orjinal koyayım bu filmi dememiş. Yazıklar olsun yani. Belki de bu hayal kırıklığı ile filmi izlediğim için çok büyük zevk alamadım. Ancak efekler ve kamera hareketleri kesinlikle 3D olarak hazırlanmış. Bunu kameranın gezişinden açılardan anlıyorsunuz. Onun haricinde film zaten o karakterler ve olay ile iki boyutlu izlenecek kapasitede değil… Tim Burton’un Alice in Wonderland yorumu aslında bana beklediğimi vermedi. Zaten Hikaye önceleri de çok çok …

Harry Potter and the Half-Blood Prince

Evet yemiyor içmiyor okuyucu için yazıyorum efendim… Bu blogda yayınlanan ilk Harry Potter yazısıdır. Devrim mi yapıyorum blogta ne… Aslında Harry Potterlerin hepsini izlemişimdir ancak kim kimdir ne nedir hatırlamam etmem. Zaten gerekli de görmüyorum. Biraz sinemaloji olarak bakmaya çalışacağım filme… Ben ne anlarsam sinemadan hele sinemalojiden. Açıkşası filmi biraz hareket olur diye izlemiştim. İlk başlarda hareket eden dumanlar haricinde pek bir hareket yok. Bizim ufaklıkların kanları kaynamaya başlamış, hormonları yerinde durmaz olmuş… Harry kafedeki kızlarla randevulaşır, onunla bununla öpüşür durumda. Vah halimize… Flm cidden sıkıcı, tamam efektler ve görsellik konusunda birşey demiyeceğim ama hiç iç açıcı bir film çıkmıyor karşımıza. bana biraz izlerken zaman kaybıymış gibi geldi. Kitabı okumadığım için nasıl bir uyarlama olmuş bilemeyeceğim. Bu konuda yorumum yok. Lakin bölümün adı Melez Prens olmasına rağmen ben ortada melez prens göremedim sadece adı vardı. Senaryo da birşeyler eksikti. Sanki konu oradan oraya atlıyordu. Bölümler arası uçuşlar n’oldu noluyoruz etkisi …

Back to Top