Aragami!

Goddess Arthemis‘in gönderdiği paket içerisinden çıkan bir film daha vardı. Ryûhei Kitamura‘nın Aragamisi. Doğruyu söylemek gerekirse filmi izlemeye hiç niyetim yoktu. Sadece şöyle bir koymuş, biraz bakındıktan sonra ağırlaşan göz kapaklarımı fazla zorlamadan dinlendiremeye koyulacaktım. Velhasıl film başlamış oldu.  Öncelikle dikkatimi çeken müziklerdi. Çünkü jenerik girdiğinde çalan müzik beni iyice meraklandırıyordu. Sonra her şimşek çakışında aydınlanan sahneler bana filmin devamını izlemek gibi bir yükümlülük getiriyordu sanki. Belirttiğim gibi gerek müzik olsun, gerek sahne ve dekor tasarımları, gerekse kostümler bakımından tamamıyla başarılı bir yapım beni kendine iyice çekti. Donuk diyaloglar, çoğu kez havada kalan repliklere ve askıda kalmış bir konuya rağmen, bu sıradan hikayenin işleyişi zamanın nasıl geçtiğini unutturuyordu. Öyle ki filme ara verdiğimde yarısını geçmiştim bile. Şimdi geriye ne kalmıştı, sadece tahmin ettiğim bir düello sahnesi… Evet aslında sadece sahneyi tahmin etmiştim. Kılıç düellosundaki koreografi beni kendisine hayran bırakacak şekildeydi ve sahnelerdeki ışığın kullanımı, renkler gerçekten filmi izletmeden geçmiyordu. Sonuç …

Kiki’s Delivery Service (魔女の宅急便, Majo no Takkyūbin (Witch’s Delivery Service), Küçük Cadı Kiki)

1989’da yapılmasına rağmen Türkiye’de 2007 yılında satışa sunulmuş Majo no Takkyūbin’i Goddess Artemis sayesinde izleme fırsatım oldu. Filmi izledikten sonra aklıma ilk gelen şeylerden biri de yıllar önce indirmiş olduğum İspanyolca yada Japonca dublajlı Miyazaki animelerini topladığım bir dvd oldu. Sanıyorum yavaş yavaş onlara el atma vakti geldi.  Majo no Takkyūbin yada İngilizcesi ile söylersek Witch’s Delivery Service hatta bunu biraz daha kişiselleştirirsek Kiki’s Delivery Service 13 yaşına basmış küçük bir cadının evden ayrılışını ve büyük bir şehride yaşamaya çalışmasını anlatmakta.  Bir Miyazaki animesi dediğinizde anlayacak çok şey vardır. Kiki’s Delivery Service’inde en büyük özelliği anlatılacak şeyinin çok olması. Her zamanki gibi Miyazaki bu animede de uçmaya, trenlere, kedilere, ana karakterlerin kadın olmasına yer vermiş. Bu demek olmuyorki filmde bir Miyazaki sıradanlığı var. Gerek çizgiler, gerek her zaman ki gibi Joe Hisaishi’nin yaptığı müzikler büyük bir uyumluluk içerisinde. Tabi Miyazaki gibi bir usta anlatmakla bitmez. Dünya üzerindeki hiç bir yeti …

Lovely Complex / Love★com / ラブ★コン, Rabu★Kon

Saat 12 nolmuş ben kahvaltımı (aslında oğle yemeğim) simit, beyaz peynir ve domatesle yapıyorum. Her ne kadar Risa “Ben Japon’um elbetteki kahvaltıda saçıma pirinç tanesi yapışacak” dese de efendim ben de Türk’üm elbette ki susamlar ağzımın kenarlarına yapışıp üzerime dökülecek… Şimdi “Risa” kimdir diye bir soru işareti gelebilir aklınıza…  Başlıkta da yazdığı gibi Lovely Complex’in ana karakteri. Lovely Complex/Love★com yada orjinal adıyla ラブ★コン, Rabu★Kon mangaka Aya Nakahara tarafından çizilen bir shōjo manga serisidir. Bu eğlenceli manga bir sinema filmine ve anime serisine uyarlandı. Şimdilik benim üzerinde duracağım da belirttiğim anime serisi (bu arada mangatu da aradan çıkarmış oluyorum :)). Rabu★Kon lise öğrenisi bir kız ve erkeğin aşk hikayesini anlatmakta. Baş kahramanımız Koizumi Risa (小泉リサ,) Japon kızlarının boy ortalamasına göre çok uzun boyludur. Aşık olduğu Ootani Atsuşi (大谷敦士,) ise Japon erkeklerin boy ortalamasına göre çok kısadır. Aralarında yaklaşık 16 cm fark vardır ve bu yüzden Japonya’da aynı boy farkına sahip olan …

Låt den rätte komma in (Let the Right One In)

Efendim bu gün uzak doğu filmlerinden biraz uzaklaşıp şöyle batıya İsveç’e doğru uzanıyorum. Bu zamana kadar izlediğim en etkileyici ve değişik varmpir filmleirnden biri Låt den rätte komma in. Yönetmenliğini Tomas Alfredson yapmış. Aynı zamanlarda filmi John Ajvide Lindqvist kendi kitabından senaryoya uyarlamış. Film boyunca İsveç’in soğuk ikliminin ve kar manzarasının tadını çıkartıyorsunuz. Söz konusu vampir filmi olunca korku unsurlarından da bahsetmek lazım. Ancak bu filmde bahsedebileceğim korku unsurları yok. Yani bir kaç ısırma sahnesi dışında ki onlarda rahatsız edici değil. Film farklı bir vinpir fantazisini önümüze sunuyor. Stockholm’de geçen hikaye iki çocuk arasındaki sıradışı ilişkiyi anlatıyor. Oscar evlerinin önündeki parkta bir gün Eli diye bir kızla tanışır ve onunla yakınlaşmaya başlar. Onların arkadaşlığı sürerken civarda çeşitli cinayetler işlenir. Oscar sessiz sakin içine kapanık bir çocuktur ve sınıf arkadaşları tarafından sürekli hırpalanmaktadır. Eli ise bir vampirdir ve kan ihtiyacı babası tarafından karşılanmaktadır. İki çocuk yakınlaşında birbirlerine destek olmaya başlarlar. Ancak …

İz (Scar) (Bu bir film tanıtımı değildir.)

Efendim Real3D teknolojisinin yeni insanlı filmelrinden olan, Scar’ı izledik dün gece. Amanın benim gibi korku, gerilim, kesme biçme hastası adam filmin yarısında sıkıldı. Han bi çıkalım dedik ben yok yahu o kadar para vermişiz hemde 3D diyerek durdum oturdum kıçımın üzerine. Anladım ki bazı filmleri üç d, müç d kurtaramıyor.  Artık Ice Age’i bekleyeceğiz 3D için… ufff…

데이지 (De-i-ji) / Daisy

Efendim bu günkü Kore filmleri kuşağında -ki uzun zamandır Kore film ve dizileri hakkında yazıyorum-  senaristleri içerisinde Kore’nin Ünlü yönetmen ve senaristi, Kwak Jae-Yong (곽재용), (My Sassy Girl (엽기적인 그녀) (kda link) Windstruck (내 여자친구를 소개합니다 , The Classic (클래식)’un da bulunduğu bir film var. Filmin yönetmenliğini Wai-keung Lau(劉偉强) yapmış.  (Andrew Lau Tabi hal böyle olunca o Jae-Yong genelde çalıştığı isimlere yer veriyor filminde. Mesela bunlardan biri hemen hemen her Jae-Yong filminde rastladığımız Jeon Ji-hyeon (전지현) (A Man Who Was Superman (슈퍼맨이었던 사나이), Windstruck (내 여자친구를 소개합니다), Happy Together (해피 투게) çıkıyor karşımıza ve rol arkadaşı da Sad Movie (새드무비), Born To Kill (본 투 킬) , A Moment to Remember (내 머리 속의 지우개) (kda link)’dan aklımıza işlenmiş Jeong Woo-seong (정우성). Tabi bu kadroya birde Lee Seong-jae (이성재) dahil edilmiş. Eh kadroda bolca link kalabalığı yaptıktan sonra filmin konusuna değinelim biraz.  Amsterdam’da meydanda resim yaparak geçimini sağlayan genç bir …

이 죽일놈의 사랑 / I Jukilnomui Sarang / A Love To Kİll

Lee Kyung Hee, ismini duyunca artık krizlere girer oldum. Biz alışmamışız canım öyle hüzünlü biten filmlere. Bir değil iki değil bu. Zaten damar damar senaryo yazıyor bir de finalde hepten kahrediyor insanı. Canım Shin Min Ah‘cığım kahroldu ağlamaktan on altı bölüm boyunca. Hadi onu düşünmüyorsan onu sevenleri düşün. İçim parçalandı vallahi. Zaten Mianhada Saranghanda‘da da baya bi felakete uğratmıştı (Ben blog tanıtımını yapmamıştım), şimdi de pek aksini yaşatmadı bana. On altı bölüm boyunca kıvrım kıvrım kıvrandım. Zaten iki intihara teşebbüs ile başlayan dizi akabinde gelen bir intihar ve intikamla yoğrulan aşk ile birlikte, umutsuz hal alıp üstüne üstlük tam oldu derken yine tabiri caiz ise boka saran durumla ayrılmaları. Ama ne ayrılış. Elbette her ayrılığın bir kavuşması vardır ama bizimkilerin biraz farklı.

Back to Top