Etiket arşivi: J.J. Abrams

Kayıp Zamanların Dizi ve Film Güncesi – B1

Malum yaklaşık üç aydır bloga film, dizi vs. yazmıyorum. Bunlara kitaplarında eklendiğini düşünürsek blogda renkli-resimli bir şey kalmadı diyebiliriz. Bakıyorum da o kadar şeyi yazmak çok zaman alır, bu sebepten dolayı kısa özetler geçiyorum. Resimlerin üzerine tıklarsanız filmin/dizinin IMDB sayfasını açabilirsiniz, Resmin üzerinde beklediğinizde de benim ufak yorumlarımı okuyabilirsiniz. Filmler/diziler alfabetik olarak eklenmiştir, izlenme sırasına göre değil.

                              

Star Trek Into Darkness

Bu filmle aslında Holywood’un son dönem umutlarından olan ‘ın da kof çıktığını öğrenmiş olduk. Gerçi kendisine ben hiç bir zaman umut bağlamadım. İnsan ne kadar çok destekle girerse işin içine o kadar çabuk batıyor. Zaten yapımcılık dışında Super 8 haricinde iyi bir film görmedim J.J. Abrams’tan. Star Trek Into Darkness’ta tamamen klişelerle dolu bize ekstra hiç bir şey vermeyen bir film.

Peki filmde ne var? Aslında ekstra hiç bir şey yok. Kirk kendi kafasına göre takılan biri, Spock mantıklı ve Kutsallarla göre hareket eden biri. İki kişi karakterinden pek şaşmıyor. Gerçi arada Spock’un biraz duygulandığını görüyoruz ama film bundan ibaret. Bunun haricinde bol aksiyon efektler film tamamdır. Okumaya devam et

Super 8

Gizemli reklamları ve afişinin ardından merakla beklediğimiz, yönetmen ve senarist koltuğunda J.J. Abrams‘ı gördüğümüz, yapımcı koltuğunda ise Steven Spielberg‘e rastlayıp umutlarımızı yeşerten bir filmdi Super 8. “Di” diye sonlandırdım cümleyi doğrusunu söylemek gerekirse modern bir “E.T.” masalından başka bir şey çıkmadı karşımıza. Tabi film E.T.’ye oranla daha yeni çekim olduğu için teknolojik açıdan daha cezbediciydi. Ancak şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki film ne duygusal olarak, ne psikolojik olarak ne de teknolojik olarak bekleneni vermedi.

Hikayeye baktığımızda, altı arkadaşın başından geçenlere tanık oluyoruz. Bir çok filmde bunun benzerlerine tanık olduk. Bu arkadaşlardan birinin yakını ölmüştür, bir diğerinin ailesi ile problemleri vardır. Yani hikaye giriş itibari ile, bir çok filme ortak paydaya sahip. Bu filmde ise kahramanlarımız, kendilerine uğraş olarak zombi filmi çekmeyi uygun görmüşler. Bunun çabası içerisindeyken de olaylar cereyan ediyor.

Ailelerinden gizli kapaklı çektikleri film için prodüksiyona ihtiyaçları vardır. Bunun için bir tren istasyonuna giderler. Bir tesadüf eseri oradan hızla bir tren geçer. Bunu fırsat bilen gençler hemen kameraya sarılır ve kayda başlarlar. Ancak filmin baş kahramanı Joe hızla giden trenin önüne bir kamyonet çıktığını görür. Kaçınılmaz bir sonla kamyonet ve tren çarpışır. İşte filmin en nefes kesici sahnesi de bu çarpışma anıdır. Felaket filmlerinden farksızdır. Bu saatten sonra da sıradan gibi geçen filme, oldukça uzun gelen çarpışma sahnesinden sonra kasabadaki herkes için hayat değişir. Şans eseri çocuklara bir şey olmaz. O karmaşanın ardından kaçırdıkları arabaya da şans eseri bir şey olmaz. Kahramanlarımızın okulunda huysuz öğretmenleri ise, çarpışmanın olmasını sağlayan öğretmenleridir. Ne tesadüftür ki trenle kafa kafaya giren bu adam da ölmemiştir.

Bu gibi mantıksızlıkla eşliğinde film devam ederken, bu mantıksızlıklar film boyunca yakamızı bırakmıyor. Bu kazadan sonra Amerikan Hava Kuvvetleri olayı incelemeye başlar. Her günü sıradan geçen bu kasabada ise elektrik kesintileri başlamış, evlerdeki mikrodalga fırınlar yok olmuş, arabaların motorları da çalınmaya başlanmıştır. Bir süre sonra kasaba yangın var diye boşaltılır. Bu arada insanlarda kaybolmaktadır. Bu kaybolmaya kahramanlarımızın arkadaşı, Alice de eklenince kahramanlarımız onu kurtarmaya kasabaya inerler.

Bu arada tren kazasındaki, yaptıkları kayıtları banyo ettirmiş ve orada bir yaratığın olduğunu görmüşlerdir. Kasabaya indiklerinde ise neyle karşılaşacaklarının farkındadırlar. Ancak kızı kurtarmayı kafalarına koymuşlardır. Askeriyenin her tarafı talan ettiği kasabaya indiklerinde öğretmenlerinin gizli sığınağına giderler. Buradaki dökümanları ve videoları incelediklerinde aslında ortalıkta terör estiren bu yaratığın bir uzaylı olduğunu öğrenirler. Öğretmenlerinin dediğine göre bu yaratık insanlara zarar vermek için değil sadece kaza ile düştüğü bu dünyadan kurtulmak için çabalamaktadır. Ancak insanların eline düşünce bir denekten farkı kalmamıştır. Bu yaratık adama dokunduğunda onunla iletişime geçmiş ve onu anlamıştır. O günden sonra yaratığı serbest bırakmak için çabalamaya başlamış ve bu sebepten dolayı ordudan atılmıştır.

Tabi bizim çocuklar bunu öğrenir öğrenmez askeriye onları göz altına alır. Bindikleri otobüs yaratık tarafından, saldırıya uğrayınca kaçarlar ve yarattığın inine girerler. Burada kızı ve diğer insanları bulurlar. Burada görürüz ki yaratık çaldığı malzemelerle bir şeyler yapmaktadır. Üç genç tam yaratığa yakalanacakken Joe bir konuşma yapar. Bunun üzerine de yaratığın yaptığı makine de çalışınca yaratık onları bırakır gider. Burada ben yaratığın yaptığı şeye anlam veremedim. Gemisini oluşturan, parçacıklar su deposunda toplanıyorlar. Acaba o yaptığı şey onların bir araya toplanmasını mı sağlıyor?

Neyse sonuçta film mutlu sona yelken açıyor. Babaları ile araları açık olan çocukların araları düzeliyor. Tabi ben filmleri ana hatları ile anlattım. Efektler filmi izlenilebilir kılan. Bir diğer olay ise belkide ömürleri boyunca göremeyecekleri bir olay olurken, babalar ve çocukların birbirlerine sarılması ve bizim de bu  içine giremediğimiz duygusallığı izlemek zorunda kalmamız. Film ne filmi idi ne anlatmaya çalıştı bunlara cevap bulamıyorsunuz.

Filme genel hatları ile baktığımda bana senaryo, kurgu ve asıl üstüne değinmek istediği duygusallık açısından, yetersiz geldi. Buna rağmen beklentisiz izlendiğinde eğlenceli bir film olarak karşımıza çıkıyor. Sadece ses efektleri için sinemada izlenebilir, ancak evde iyi bir ses sisteminiz varsa ona da gerek yok… Bu arada ben Super 8 ismine bir anlam yükleyemedim.

Yönetmen – Senarist: J.J. Abrams

Oyuncular:

Joel Courtney Joe Lamb
Kyle Chandler Jackson Lamb
Elle Fanning Alice Dainard
Joel McKinnon Miller Mr. Kaznyk
Riley Griffiths Charles
Ryan Lee Cary
Gabriel Basso Martin
Zach Mills Preston

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1650062/

http://www.super8-movie.com/

Star Trek

Star Trek serisini bilmeyen yoktur. Hani yaşı yetmeyenler bile adını duymuştur. Açıkşası filmi de izlerken aklıma Sadri Alışık gelmedi desem yalan olur. Onu da saygıyla anıyorum.

“Mission: Impossible III”, “Lost” ve “Alias”ın yönetmenlik koltuğundan tanıdığımız, Transofners, Lost, Alias ve merakla beklediğimiz Super 8’in senaristi olan J.J. Abrams yönetmen koltuğunda. Öncelikle belirterek cümlelerime başlamalıyım, 1966 yılından itibaren dünyada tüm insanları ekrana bağlayan dizinin etinden sütünden herkes faydalandı, bu son faydalanma ise diğerlerinden biraz farklı. Eh tabi teknoloji gelişince oyuncakları, efektleri, görselliği daha bir ileriye giderek iyi yorumlanmak gibi bir özelliğe sahip.

Bu açıklamaya da ilave etmek lazım ki, bu film öyle ortalardan değilde, tam baştan başlıyor. Yani bu filmi izlemek için, serinin ilk filmlerini izlemeye gerek yok. Bu film, Tüm ekibin ilk tanışma faslını anlatıyor. Film, Spock üzerine kurulmuş biraz da…

Tabi filmin beklentisi insan üzerinde yüksek. Bunun sebebi ise son dönemlerin yükselen isimlerinden olan J.J. Abrams’ın az öncede belirttiğim gibi, yönetmen koltuğunda olması. Bu beklenti aslında insanı biraz ikileme düşüyor. Film ne kadar iyi olsa da, iyi işlense de sanki eksiklikler yarmış izlenimi bırakıyor insan üstünde. Zaten sanıyorum bu bir deney filmi olmuş, yani eğer tutarsa devamını çekeriz tarzında…

USS Kelvin gemisi uzayın derinliklerinde bir tür yıldırım bulutu olduğunu düşündükleri bir şeye rastlarlar. Ancak bulutun içinden çok büyük bir savaş gemisi çıkar ve USS Kelvin’e saldırır. Şartlar arasında USS Kelvin’in kaptanının rehin alınması ve başına gelen olaylardan sonra, olaylar biraz karışır. Tabi türlü fedakarlıklar mürettebatı kurtarmak için, ardı ardına yapılır.

Oyuncu kadrosu gayet başarılı. Spock karakterini Heroes’un Syler’ı canlandırınca daha bir ilgi çekici olmuş film. Efektler ve konusu ile bir çırpıda bitirilen eğlencelik bir film. Ama akıllarda çok kalıcı olur mu bilinmez. Zaten vizyonda olduğu dönem de pek adından bahsettiremedi. Fİlm herşeyi baştan alması açısından her yaşa hitap ediyor. Uzay içerikli bütün filmlerde rastlayacağımız olaylar bizi karşılasada, oyunculuk ve çekim açısından film bizi içe çekiyor ve filmi izlettiriyor. Hikaye gayet net ve ve göze çarpan bir olumsuzluk yok. Ama yine belirteyim filmi eskileri ile birleştirip izlememek lazım, algı problemleri bu durumda başlayabilir.

Birde filmde göze çarpan zaman kavramı olgusu. İnsanın algısını zorlayan kısımsa bu. Yönetmen zaman çizgisi ile risk alarak fazla oynamış. Arada bazı noktalar da zaman kavramı geçiştirilerek olay başka noktalara çekilmiş. Eğer film esnasında bu noktaya taktığınızda (benim gibi) film biraz zor akacaktır. Ama bunu dert etmeyenler için, şeker gibi bir film.

Müzikler gayet başarılı, derinden insanı rahatsız etmeden ilerliyor. Ancak filmin sesleri konusunda, aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ses efektleri, konuşmalar, sesler biraz havada tatmin edilir gibi değil… Oyunculuk iyi demiştim, yani filme göre iyi oyunculuklar sergilenmiş. Oyuncular, filme iyi oturmuş her birininde yeni yüzlerden oluşması. Ancak eskiler devreye girdiğinde filmin akışı birden değişiyor.

Hem eskiler, hem yeniler için, izlenebilir bir film…

Yönetmen: J.J. Abrams

Senaristler:

Roberto Orci
Alex Kurtzman
Gene Roddenberry (televizyon dizisi)

Oyuncular:

Chris Pine James T. Kirk
Zachary Quinto Spock
Leonard Nimoy Spock Prime
Eric Bana Nero
Bruce Greenwood Christopher Pike
Karl Urban Dr. Leonard ‘Bones’ McCoy
Zoe Saldana Nyota Uhura
Simon Pegg Montgomery ‘Scotty’ Scott

Linkler:

www.startrekmovie.com/

http://www.imdb.com/title/tt0796366/

Lost

Nihayet final yapıldı. Peki finalde elimize ne geçti sormak lazım. Koskocaman bir hiç. Aslında beklemiyorum desem yalan olurdu ama altı senedir insanları sürükle, üstünden para kazan final olarak ilk okul çocuklarının yazabileceğinden daha berbat bir final yap…

Zaten üçüncü sezondan sonra dağıtmaya başlamıştı ki dizi ben bu dönem izlemeye başladım. O da pek istekli olmadı. Başladık madem dedik ki şartlarda uygundu devam edelim. nitekim ettik. Dizinin başından itibaren, Jacob’s Ladder çakması olduğunu söyleyip durdum tabi, Jacob’s Ladder’ı büyük bir çoğunluk izlemediği için ne demek istediğimi anlayamadı. Aslında bunlar ölmüş ve o ölme arasında yaşanılanlar anlatılmaktaydı. Evet aslında, Lost’ta bu oldu ancak hikaye o kadar karışmıştı ki nasıl toplayacaklarını bilemediler. Bir final yapıldı herkes sevdiğine kavuştu ama diğer karakterler ne oldu?

Dharma organizasyonuna ne oldu? Oradaki insanlar nereden çıktı ya da onlardan sonra yerleşen Benjamin karakteri onun koruduğu halkı, onları bulmaya gelenler, adayı arayan diğer insanlar… bu sayılacaklar uzatılabilir.

Dizi ilk başlarda iyi başladı düşen bir uçak, adada kalan kişilerin başına gelecekleri. Tabi bu gelişen olaylardan sonra insanlar kurgulamaya başladı. Senaristler bu kurguları aldı, aslında onlar yolun başındayken hikayenin sonu bile yoktu. İki ve üçüncü sezonda işi biraz daha karıştırıp felsefik hale getirelim derken ünlü düşünürleri kullandılar… Ancak iş felsefe kısmına yol alınca gördük ki senaristlerde bu kadar kapasite yoktu. 4 ve 5 inci sezonda işler çığırından çıkmış ne olacağı bilinmez bir hal almış ve reytingler düzmeye başlamıştı, bunun üzerine 6. sezon final sezonu diyerek olayı bitirelim dediler. 6. sezon başladı başlamasına da hikaye yine darma dağın flash backlerle gidiyordu yeni bir şey yok… Eskiyi kurgulamak ve ne yapalım endişesi hissediliyordu her bölümde. Zaten bütçede kısalmış olsa gerek efekt bile kullanılmıyor kullanılanlarsa amatörlükten öteye geçmiyordu… Bir yerde bitmesi iyi oldu…

Hepsinin ölmüş olduğunu gördük, beden öldükten sonra beyin bir süre ölmemeye direnir. İşte o süreçti, bizim adada gördüklerimiz. Hadi bir nevi araf diyelim. Diğer dünyada onlara eşlik edecek eşlerini bulmak için, adaya düşmüşlerdi aslında… Aslında içlerine eşlerini bulanlar vardı. Ne yaparsanız yapın bağlayamayacağınız hiç bir sağlam temeli olmayan bir dizi olup çıktı ve bitti Lost. Bence klasik olma yolunda en büyük kazığı kendi kendine attı…

Yönetmenler:

Jack Bender (37 episodes, 2004-2010)
Stephen Williams (26 episodes, 2004-2009)
Paul A. Edwards (9 episodes, 2005-2010)
Tucker Gates (7 episodes, 2004-2010)
Eric Laneuville (5 episodes, 2005-2008)
Greg Yaitanes (3 episodes, 2004-2009)
Bobby Roth (3 episodes, 2007-2010)
Kevin Hooks (2 episodes, 2004-2005)

Senaristler:

J.J. Abrams (114 episodes, 2004-2010)
Jeffrey Lieber (114 episodes, 2004-2010)
Damon Lindelof (114 episodes, 2004-2010)
Carlton Cuse (32 episodes, 2005-2010)
Adam Horowitz (21 episodes, 2005-2010)
Edward Kitsis (21 episodes, 2005-2010)
Elizabeth Sarnoff (19 episodes, 2005-2010)
Drew Goddard (9 episodes, 2005-2008)

Oyuncular:

Naveen Andrews Sayid Jarrah (114 episodes, 2004-2010)
Matthew Fox Jack Shephard (114 episodes, 2004-2010)
Jorge Garcia Hugo ‘Hurley’ Reyes (114 episodes, 2004-2010)
Josh Holloway James ‘Sawyer’ Ford (114 episodes, 2004-2010)
Daniel Dae Kim Jin Kwon (114 episodes, 2004-2010)
Yunjin Kim Sun Kwon (114 episodes, 2004-2010)
Evangeline Lilly Kate Austen (114 episodes, 2004-2010)
Terry O’Quinn John Locke (113 episodes, 2004-2010)
Emilie de Ravin Claire Littleton (96 episodes, 2004-2010)
Michael Emerson Ben Linus / … (75 episodes, 2006-2010)
Dominic Monaghan Charlie Pace (72 episodes, 2004-2010)
Henry Ian Cusick Desmond Hume (71 episodes, 2005-2010)

Linkler:

http://abc.go.com/shows/lost

http://www.imdb.com/title/tt0411008/

http://tr.wikipedia.org/wiki/Lost