Etiket arşivi: James Nesbitt

The Hobbit: The Desolation of Smaug

Hobbit’i arık IMAX’de izlemek görev oldu hal böyle olunca ve Türkiye’de IMAX salon sayısı az olunca yer bulmak biraz zordu. Neyse ki İstanbul’a ikinci bir IMAX salonu açılmış. Kendisi aslında İsatanbul’un bir ucu olan Marmara Park’ta. Tabi ben filmi IMAX 3D izlemek için kıvransam da ilk Hobbit yazımda belirttiğim gibi düşünmüyorum artık. Filmlerin çoğu derinlik hissi vererek çekiliyor. Yani önümüzde uçuşan şeyler pek yok. Bu da açıkçası beni ilk test gösterimindeki IMAX demosu gibi tatmin etmiyor. Bu arada Hobbit ile birlikte yeni bir teknoloji ile de tanıştık bunun adı da HFR, diğerinden farkı ise 48 fps kare hızı olması. Tabi nedir ne değildir bu şekilde izlediğim bir film yazısında açıklama yapacağım. Şimdi gelelim The Hobbit: The Desolation of Smaug’a yani,Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları’na.
Okumaya devam et

The Hobbit: An Unexpected Journey

Sonunda Hobbit’i izleme fırsatı buldum. Tabi bu fırsatı daha önce de yakalayabilirdim ama birazda filmi IMAX 3D izlemek isteyince yer bulmak biraz zor oluyordu. Aslında şimdi düşünüyorum IMAX 3D bana ne verdi? Sanki bizim IMAX olayımızda bir eksiklik var. Tabi bunu yurt dışında bir IMAX filme gidersem anlayabileceğim. Bana verdiği ise dev ekranda filmi izleme zevkiydi. Ancak filmi izlediğim İstinye Park sinemalarında bir yerleşim sorunu olduğunu düşünüyorum. Neyse filme dönelim.

Tabi Lord Of The Rings’ten sonra herkes gibi benimde çok fazla beklentim vardı filmden. Ancak o bilindik giriş ve müzikler kulağıma takılınca film hakkında ilk düşüncem Lord Of The Rings’in gerisinde ve etkisinde kalacağı oldu. Bunda yanılmadım da. Peter Jackson pek riske girmeyerek yeni şeyler denemeye çalışamadan, Lord Of The Rings arkasından giden bir film olarak çıktı karşıma. Hatta müzikler bile Lord Of The Rings’i hatırlatıyordu.

Okumaya devam et

Cherrybomb

 

 

Misfits, izlediğim bir kaç film, dizi sonunda İngiliz gençliğindeki amaçsız boşlukları hissetmeye başlamıştım. Akabinde Cherrybomb’u da izleyince aslında İngiliz gençlerinin amaçsızlıklarını daha iyi anladım. Demek ki İngiltere gençliği son dönem dizi ve filmlerde gördüğümüz genç kriterlerine birebir uyuyor. Filmin baş rollerinde Robert Sheehan‘i görüyoruz. Burada ki karakteri de Misfits’de ki karakterine çok yakın ve biraz daha günümüz gerçeğine uygun. Robert Sheehan’e yine başarılı bir şekilde kıvırabileceği bir rol verilmiş ve Sheehan’de bu rolün altından başarıyla kalkmış.

 

Bir diğer başrol oyuncusu Rupert Grint‘i ise Harry Potter’dan tanıyoruz. Daniel Radcliffe’e oranla Rupert Grint’in daha başarılı bir oyuncu olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki bu filmdeki başarılı oyunculuğu da her şeyi ispatlıyor zaten. Film her ne kadar çok iyi oyunculuk gerektirmese de, oyuncular karakter yapılarına iyi bürünmüş.

 

 

Filmin anlı görüntüleri izleme zevkine zevk katıyor. Mekanlar fazla boğucu değil. James Nesbitt bu yine oyunculuğun altından başarılı bir şekilde kalkmış. Filmin en güzel yanı ise müzikleri. Güzel müzikler eşliğinde klip izliyormuş gibi hissettiriyor film. Filmin esas kızı her şeyin ana kaynağına geldiğimizde Sheehan ve Grint kadar başarılı bulmadım Kimberley Nixon‘ın oyunculuğunu filmde göze çarpan tek oyunculuk oydu.

 

Filmde oldukça basit bir hikaye işlenmiş. Filmin kurgusu ise biraz anlamsız. Bazı bölümlerdeki geçişler çok ani ve anlamsızca olmuş. Yer yer ne oldu demekten kendinizi alamıyorsunuz. Bu bağları birleştirmek için ise müzikler kullanılmış. Film iyi ve kötü ailenin çocuklarının bile bir kız yüzünden zıvanadan çıkabileceklerini ispat etmek istemiş film. Filmin başında iki karakterimizin dayak yemiş şekilde sorgudaki halini görüyoruz.  Bu da filmin sonunda mı başında mı olduğumuzu anlamamızı engelliyor. Sonra görüyoruz ki olanlar anlatılacak bize.

 

 

Malachy ve Luke iki yakın arkadaştır ancak bir o kadar da zıt ailelerden gelme zıt kişiliklere sahiptirler. Luke derslerinde başarılı düzgün bir ailesi olan çocuktur. Malachy ise uyuşturucu satıcısı ve bağımlısı olan bir babanın oğludur. Abisinin çalıştığı şirketin evlerinin birinde yaşamaktadır. Luke yaz tatilinde, Crilly’in işlettiği spor salonunda çalışmaktadır. Malachy ise onu sık sık ziyarete gider. Tatil sebebi ile Crilly’in kızı Michelle buraya gelir. Malachy ve Luke ise ilk seferde gördükleri Michelle’den hoşlanırlar ve onunla birlikte olmak için iddiaya girerler.

 

Michelle’in ise psikolojik sorunları vardır. İki arkadaşa adrenalin yaşamak için bu iki kardeşi birbirine düşürür ve onlarda küçük çaplı suçlar işlemelerini ister. İki arkadaş birbirlerini rakip gibi görerek kendilerini kıza ispat etmek için türlü oyun çevirirler. Tabi oyunların dozu giderek artar. Bir gün Crilly bu işe dur der ve kızını annesinin yanına göndermek ister. Son gece Michelle hem babasından intikam almak hem de iyi vakit geçirmek için spor salonuna izinsiz girerler ve büyük bir parti düzenlerler. Ancak sabahında Crilly onları yakalar ve olanlar olur.

 

 

Filmde Michelle’in psikolojik sorunları tam olarak yansıtılamamış. Daha çok iki arkadaşın çekişmeleri gibi duruyor film. İki arkadaşın ailelerine de film değiniyor ancak bu konuda da pek fazla ayrıntı verilmemiş. Özetle film insanı sıkmayan, kolayca vakit geçirten bir film. Çok şey beklememek lazım.

 

Yönetmen: Lisa Barros D’SaGlenn Leyburn

 

Senaryo: Daragh Carville

 

Oyuncular:

Rupert Grint
Malachy
Robert Sheehan
Luke
James Nesbitt
Crilly
Niamh Quinn
Donna
Kimberley Nixon
Michelle
Kathy Kiera Clarke
Emma

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1248971/

http://www.cherrybombmovie.net/

 

Five Minutes of Heaven

 

 

Der UntergangThe Invasion gibi filmlerle tanıdığımız yönetmen Oliver Hirschbiegel‘in 2009 yapımı filmi Five Minutes of Heaven. Sade bir konuya sahip film, oyunculuklar ve sosyal yaklaşımların irdelenmesi bakımından oldukça başarılı. Öncelikle belirtmeliyim ki film yavaş bir tempoya kısa cümleler ile uzun diyaloglara sahip. Bu bağlamda film biraz izleyiciyi sıkıyor. Ancak türü seven için başarılı bir film.

 

Film karakter analizlerini çok iyi yapmış ve oyuncular bu karakterlerin duygu ve düşüncelerini yansıtmakta oldukça başarılı. Filmi her ne kadar filmi dinsel hoşgörüsüzlük, ayrım üzerine oturtulan bir temelle gelişse de karakterlerin sonraki hayatlarındaki yaşadıkları ve yaklaşımları, onları malzeme etmeye çabalayan medyanın yüzünü görüyoruz.

 

 

Film 1975 yılında geçiyor. İngiltere’yle birleşme yanlısı olan Ulster Gönüllüleri’nden 17 yaşındaki Alistair Little adında bir genç, hem bu grup içerisinde yükselmek hemde insanlar içerisinde kendini ispatlamak için arkadaşları ile bir plan yapıyor ve kendi görüşlerinden farklı, 19 yaşındaki Katolik Jim Griffin’i öldürür. Tüm planı kendisi yapmış ve Jim’i bazı duyumlara göre kendi isteği ile seçerek öldürmüştür. Alistair, cinayeti işlerken, Jim’in 11 yaşındaki kardeşi Joe’da evin kapısının dışında top oynamaktadır ve cinayete tanık olur.

 

İki hafta sonra ise Alistair tutuklanarak ceza evine gönderilir. Alistair, cezasını çekerken, Joe’da annesi tarafından cezalandırılır. Annesi abisinin ölümünü Joe’nin üstüne yıkmakta ve sürekli bunu onun başına kakmaktadır. Joe annesi tarafından psikolojik dengesizlikler yaşamaktadır ve bu yükü de 33 sene üstünde taşır. Film bu iki karakterin psikolojik durumlarına başarılı şekilde değinirken, bu durumu reytinge çevirmeye çalışan medyayı da işin içinde görüyoruz.

 

 

Karakterler, neyin nasıl olması gerektiğini başarılı bir şekilde ekrana yansıtırken, hikayenin yavaş akışı, belirttiğim gibi bir nebze olsun insanı sıkıyor. Final başarılı bir şekilde yapmış ve film anlatmak istediğini başarılı bir şekilde anlatmış. Ancak filmden de çok şey beklememek gerek. Ortalama bir film var karşımızda. Basit bir konu üzerine diyaloglar ve monologlar başarılı olsa da, bazen fazla uzatılmış olması izleyicide dikkat kaybına sebep oluyor. Filmin geçtiği mekanlar ve atmosferler, sanki biraz filme yapıştırma gibi durmuş.

 

Film, karakterlerin sonralarına değinirken, asıl çıkış noktası olan, din ve mezhepler üzerinden işlenen cinayetlerin masaya yatırılma işini pek başaramamış. Alistair karakteri bunun pişmanlığı yüzünü biraz yansıtsa da sönük kalmış. Joe Griffin karakteri ise abisinin intikamı üzerine kurulu kendi acıları ile uğraşmakta.

 

 

Özetle, kendi alanında başarılı bir film Five Minutes of Heaven. Anlatılan konu basit ama ilginç ama filmde kurgusal sıkıntılar mevcut. Filmin herkese hitap etmeyeceği,  çoğu izleyiciyi de sıkacağını da belirtmekte fayda var.

 

Yönetmen: Oliver Hirschbiegel

 

Senaryo: Guy Hibbert

 

Oyuncular:

James Nesbitt Joe Griffin
Barry McEvoy Joe’s Chauffeur
Liam Neeson Alistair Little
Mark Ryder genç Alistair
Diarmuid Noyes Andy
Niamh Cusack Alistair’s Mum

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1238291/