Etiket arşivi: Jennifer Lawrence

Mother! 

Darren Aronofsky’nin son filmini bekliyordum. Bu aralar pek kim ne yapmış takip etmediğimden filmden geç haberim oldu. Geçem hafta yorgunluktan izleyemedim şimdiye fırsat oldu. Hiç yorum da okumadım, sadece fragman. Bakalım ne ile karşılaşacağımı.

Bir de Allah rızası için şu Karaca reklamlarını yayınlamayın sinemada. Berbat ya!

Arada görüşürüz…

Arada ne yazsam bilemedim. Hikaye ilginç gidiyor. Nasıl bağlanacak merak ediyorum. Tam anlamıyla anlam verilen olaylar kurgusu yok. Ancak imgeler oldukça iyi. Hem görsellik, hem çekim tekniği alıştığımız gibi. Dikkatimi çeken bir hususta sürekli müzikle bağdaştırdığımız Aronofsky filminde müzik olmaması. Ben filmin baş rolüne Jennifer Lawrence’ı pek yakıştıramadım.

Film bitti. Filmin ikinci bölümü tam anlamıyla bir kaostu. İlk bölüm ne kadar sakinse ikinci bölüm o kadar karışık ve hareketliydi. Filmden çıktığımda sevdim mi sevmedim mi diye düşündüm. Zaten film herkesin seveceği türden değil. Bir çok kişiye hitap etmiyor. Eve dönerken yol boyuncada düşündüm. eve girdiğimde ise elime bilgisayarı alıp tuvalete geçip yazmaya başladım. Ne kadar yazarım bilmiyorum.

Jennifer Lawrence’dan bahsediyordum. Filmin ikinci yarısında da fikrim değişmedi. Daha iyi bir karakter seçilebilirmiş film için. Sert surat ifadesinde yada seksi kadın rollerinde olabilir ama bu film ona çok gelmiş bence. Neyse olan olmuş artık.

Film aslında Darren Aonofski’nin ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu ortaya koyuyor. Anlatım bakımından oldukça başarılıydı. Filmin ikinci yarısından itibaren, ilk bölümde dahil olan bitenlere anlam veriyor imgeleri daha iyi oturtuyorsunuz. Gerçi şu soruyu sormadım da değil, biraz daha sindirilebilir miydi ikinci bölüm?

Konuya dönersek. Aslına film bir tanrı eleştirisi. Yönetmen bu eleştiriyi yazar üzerinden yaparken yaratmak ve yaratamamak eleştirilerini yapmış. Bir yerde tanrının insanlara, onların sevgisine olan ihtiyacına değinmiş. Film dört dinide kapsayan efsane/hikayelerin her birine de değinmiş. Adem ile Havva, Habil İle Kabil, yasak elma, cennetten kovulma, din savaşları vs… Bunların aynı sıra insanların dünyayı ne hale getirdiği, bunların kıyamete etkileri, kıyametin dini efsane ve hikayelerle birleşmesi… Darren Aronofsky kendi bakış açısıyla bunları çok iyi anlatmış.

Kendi bakış açısı diyorum, çünkü inanan her insan, inancına göre filmi değerlendireceği için filmi eksik ve abartı görebilir. Ancak odaklanmak gereken nokta, Yönetmenin düz bir bakış açısıya olayları nasıl yorumladığı.

kısacası film tüm dünya hayatının bir özeti olarak çıkıyor karşımıza ve yönetmen bunu çok cesurca dile getirmiş. İlk dönemlerinde de aynı cesaret kendisinde mevcuttu ama bu kadar ünlendikten sonra çok etliye sütlüye karışmaz diye düşünüyordum kendisini.

Filmin derin analizine girmeyeceğim. Zaten yapanlar vardır. Muhtemelen yazı ile işim bitince bende gidip o yorumları okuyacağım. Filmi bir kez daha izlemek şart. Aslında siz de izleyebilirsiniz. Son dönemin abuk filmlerinden sonra iyi geldi.

Yönetmen – Senarist:  Darren Aronofsky

Not: Sanırım Jennifer’i beğenmeyen bir ben varım 🙂

The Hunger Games: Mockingjay – Part 1

İkinci filmde de bir düşüşün olduğunu beni pek tatmin etmediğini belirtmiştim. Aynı tatminsizlik bu filmde de beni sardı. Zaten finali ikiye bölmenin tek mantığı bunun üzerinden daha fazla para kazanırızdan başka bir şey değil. Diğer izleyiciler de benimle aynı düşünüyor olacak ki her bölümde filmin IMDB puanı düşmüş. Açıkçası filmi bir kaç hafta önce izlememe rağmen aklımda film ile ilgili bir şey kalmadı. Ama daha eski izlediğim filmleri hatırlıyorum. Demek ki bu film hakikatten olmamış bir film.

İlk iki film oyunlar üzerinden dönerken bu kez hikaye gerçeğe, bir ayaklanmaya tanık oluyoruz. Yada bu ayaklanmanın şekillenmesine. Belirttiğim gibi bu film sadece arayı uzatalım filmi olmuş. Jennifer Lawrence iyi oyuncu ama ben filmler arasında kıyaslarsam bu filmden o diğer iki filmden izlediğim oyun zevkini alamadım. Performansı bence düşmüştü. Tabi asıl savaş sahnelerinin filmin ikinci bölümünde olacağı söyleniyor ama karşımıza nasıl çıkar bilmem ama bu bölüm sıradan bir dizinin herhangi bir bölümü gibiydi. Okumaya devam et

X-Men: Days of Future Past

X-Men serisinin son filmi de X-Men: Days of Future Past. Filmin yönetmenliğini yine Bryan Singer yapmış. Bu yönetmenin üçüncü X-Men filmi. Filmin en büyük özelliği ‘un yönettiği X-Men: First Class ile bağdaşıyor olması. Yani X-Menlerin gençlik yıllarına bu film değinmiş ve aynı karakterler bu kahramanlara can vermiş. Bu da filmin devamlılığı konusunda göze batan en büyük ayrıntılardan biri. Okumaya devam et

American Hustle

Yönetmenliğini ‘ın yaptığı American Hustle 2014 Oscar ödüllerine 1o dalda aday. Bunların içinde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Yardımcı Kadın – Erkek Oyuncu yani anlayacağınız bir çok iddialı adaylık var. Tabi bunların ne kadarını alır bilemiyorum ama bana kalırsa filmin bu kadar da iddialı olması biraz şişirme gibi geldi.

Yönetmenin daha önce sadece Fighter filmini izledim ve açıkçası o filmi bundan daha başarılı buldum. Diğer filmlerine de açıkçası pek denk gelmedim. Yönetim konusunda aslında çok farklı bir şeye rastlamadım. Bu bağlamda açıkçası filmin en iyi yönetmen ödülü alacağını düşünmüyorum. Filmin kadrosuna baktığımızda ise aslında göz dolduruyor.  filmin aslında karşımıza nasıl bir oyunculukla çıkacağını belli ediyor. Evet oyunculuklar iyi oldukça başarılı ama açıkçası ben hiç bir oyuncudan çok yüksek bir performans görmedim. Hepsi iyi ama düz bir oyunculuk sergilemişti. Okumaya devam et

The Hunger Games: Catching Fire

Başarılı bulmadığım devam filmleri arasında The Hunger Games: Catching Fire’da var. İlk film olan The Hunger Games‘te de bazı sorunlar olduğunu ve başarılı bir oyuarlama olmadığını belirtmiştim. Hikayede oldukça fazla eksiklikler vardı. Bu eksikliklerin üstüne The Hunger Games: Catching Fire’da bir şeyle inşa etmeye çalışmış ama bu inşa çalışmasında da bir çok havada şey var. Yani pek mantık yürüyemiyorsunuz.

Bu filmde de yönetmen değişikliği yaşanmış. İlk filmde hem senaryoya katkısı olan hemde yönetmenlik koltuğunda oturan Gary Rose bu filmde yok. Yerine Constantine ve I Am Legend gibi filmlerden tanıdığımız  oturmuş yönetmen koltuğuna. Bu iki filmde de gördüğümüz yönetim dağınıklığının The Hunger Games: Catching Fire’e de ekti ettiğini görüyoruz. Okumaya devam et