Etiket arşivi: Jessica Chastain

The Martian

Her seneye bir bilemedin iki film sıkıştıran ‘ın bildiğiniz gibi son filmi The Martian. Filmin vizyona gireceği dönemlerde bol bol reklamı yapılmıştı. Öyle ki NASA bile filmin reklamını yaptı. bunun sebebi de filmin senaryosu aşamasında bolca NASA’dan yardım alması. Tabi hal böyle olunca benimde film dikkatimi çekmiş vizyona girdiğinde gitmek istemiştim. Tabi her şey istemekle olmuyor sevgili okur. Bir sebeptir ki filmi sinemada izleyemedim. Lakin bol bol film izleyen ben geçtiğimiz günlerde bir projektör aldım. Ses sistemini de ekleyince buna sinema ayağıma geldi resmen. Ha.. ha.. Bu konuda kısa ilerleyen günlerde -unutmazsam eğer- bir şeyler yazacağım. Neyse filme döneyim.

Filmi görsel olarak başarılı bulduğumu söylemeliyim. Hatta son dönem izlediğim bu uzay filmlerini izleyince NASA’nın uzaydan yaptığı yayınların gerçek olup olmadığını da sorgulamaya başladım. Biliyorsunuzdur NASA Youtube sayfasında bazı görevleri canlı olarak yayınlıyor. O izlediklerimle bu film arasında görsel olarak hiç bir fark yoktu. Bu da haliyle söylediğim gibi aklımda soru işaretleri uyandırdı. Bu NASA bizi mi kekliyor acaba? Okumaya devam et

A Most Violent Year / En Şiddetli Sene

A Most Violent Year için ne yazsam bilemedim. Filmin yönetmeni ve senaristi J.C. Chandor. A Most Violent Year pek tarzım olan bir film değildi. İki saatlik süresiyle de zaman zaman beni sıktı dersem yalan söylemiş olmam. Film ilk dakikalarından itibaren hızlı bir giriş yapıyor. Olayların ortasına daldığı için de başta filme odaklanmakta sıkıntı yaşıyorsunuz. Hikaye akıp giderken bir yerde filme de kaptırıyorsunuz kendinizi.

Tabi süreç sürekli bu şekilde ilerlemiyor. Bir yerden sonra film kendini tekrar etmeye başlıyor. Tankerlerin kaçırılması, sürekli yapılacak kontrol ve baskın her ne kadar farklı gelişsede olaylar yemel oalrak aynı mantıkta gidiyordu. Bu da bir yerde sıkıcı bir hal alıyordu. Okumaya devam et

Interstellar

Bir  filmi daha karşımızda. Tabi söz konusu isim Nolan olunca, parmakları çıtırdatıp yazıya öyle başlamanın faydası var. İster istemez yazı bir hayli uzun oluyor. Bunun sebebi belkide Nolan’ın kafa yoracak, beklentiyi zorlayacak işlere adım atması. Interstellar’da bunlardan biri. Şimdi kısa bir yorum yapmak gerekirse, Interstellar beni tatmin etti mi? Evet etti. Ancak filmi izlerken aklımda sürekli Arthur C. Clarke’in Bir Uzay Efsanesi vardı. Hikaye bu seri ile paralel giderken, sosyal medyada film ile ilgili sorulan bir çok soruya Bir Uzay Efsanesini kendime referans göstererek yanıt verdim. Bu yazıda da belki kıyaslamalara gireceğim ancak bu ister istemez olacak. Dedim ya uzun oluyor Nolan yazıları diye, buyurun ilk paragraftan başladık. Yazıya devam ederken baştan söyleyeyim, yazı film hakkında açık seçik anlatımlar ve yargılar içerir, bu sebepten dolayı izlememiş olanlar bulaşmasın. Okumaya devam et

Take Shelter

Film 2011 yılının en iyi bağımsız filmlerinden biri. Yakaladığı atmosfer anlatım dili bakımından film, 120 dakikalık süresi boyunca, insanı germeyi ve meraklandırmayı başarıyor. Başta fırtına sahneleri olmak üzere görüntüler oldukça başarılı. Buna başarılı oyunculuklar da eklenince film tadından yenmiyor.

Filmin tek problemi ise aşırı durağan olması. İlerleyen her saniyede bir şeylerin patlayacağını düşünüyorsunuz ama beklenen olmuyor. Film uzun bir müddet durağanlık çizgisinden şaşmıyor. Bu da bir aksiyon beklediğimiz filmden aldığımız tadın dozunu biraz düşürüyor. Filmin görselleri ve atmosferi oldukça başarılı. İnsan hemen kendini bu atmosfere kaptırıyor. İzleyici o ortama aitmiş gibi hissediyor kendini. Filmin en büyük başarısı da bu.

Curtis karakteri ile birlikte siz de gerçeğin ne olduğunu sorguluyorsunuz. Oyunculuk oldukça başarılı. Karakterin yaşadıkları izleyiciye iyi aktarılıyor. Fırtına sahneleri oldukça başarılı ve gerçekçi bir şekilde çekilmiş. Müziklerde tüm atmosferleirn duygu ve düşüncelerini yansıtıyor. Yan karakterler olaya başarılı bir şekilde dahil edilmiş.

Curtis büyük bir fırtınanın yaklaştığına dair hayaller görmektedir. Bu hayaller / rüyalar  arasında kalır ve onları gerçekmiş gibi algılar. Bu hayalleri uyanıkken de görmesi, gerçek olduğu hissini arttırır. Curtis doktora gider ve ilaç kullanmaya başlar. Ancak hayaller onu terk etmez. Büyük bir fırtına geleceğini düşünerek, bahçelerindeki sığınağı büyütür. Karısından habersiz evi ipotek eder ve banka kredisi çeker. Tabi bu davranışları dışında hem arkadaşları ile arası açılır hemde işinden olur.

Eşi Samantha ise, ev bütçesine destek olabilmek için, el yapımı ürünler satmaktadır.Aslında mutlu ve sorunsuz bir evlilikleri vardır. Ancak kocasının bu davranışları onunda mutsuz olmasını sağlar. Etrafındaki herkes Curtis’in deli olduğunu düşünmektedir. Çünkü annesi de aynı sorunlardan dolayı hastanede yapmaktadır. Curtis delirmek ve gelecek fırtınadan ailesini korumak arasında hem kendisi ile hemde insanlarla çatışır.

Her dakikası gerilim yüklü ve yönetmen bunu oldukça sade bir şekilde yapmış. Görüntüler göz yormuyor, dikkat farklı yönlere çekilmiyor. Film kesinlikle izlenmesi gereken başarılı filmler arasında.Jeff Nichols bu filmle takibe alınmayı hak etti.

Yönetmen – Senaryo: Jeff Nichols

Oyuncular:

Michael Shannon
Curtis
Jessica Chastain
Samantha
Tova Stewart
Hannah
Shea Whigham
Dewart
Katy Mixon
Nat
Natasha Randall
Cammie

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1675192/

http://www.sonyclassics.com/takeshelter/

The Help

 

 

Kathryn Stockett‘un aynı adlı romanından uyarlanan filmin yönetmeni Tate Taylor. Kitabı okumuş ve kitap hakkındaki görüşlerimi yazmıştım. Bu sebepten dolayı filmin konusuna pek fazla girmeyi düşünmüyorum. Tabi bu yazı kitap ve film arasında kıyaslamalar içerecektir ancak mükümkün oluğunca kitaba bulaşmadan filmi değerlendirmeye çalışacağım.

 

Öncelikle kitapla filmi göz önünde bulundurduğumda filmin başarılı bir uyarlama olduğunu düşünmüyorum. Kitap zaten bayanlar için yazılmış olmakla birlikte konular oldukça yumuşak biçimde işlenmişti. Film ise bu dozu biraz daha düşürüyor. Hikaye örgüsü kitapla paralel işlenmeye çalışılmış ancak, bazı önemli gördüğüm noktalar filmde atlanmış. Kitabı okuyan biri olarak filmi izlediğinizde ise bu eksikler sizi rahatsız ediyor.

 

 

Filmin örgüsünün kitapla aynı şekilde işlenmeye çalıştığını söylemiştim. Tabi yer yer bu kurgunun duşuna çıkıldığı oluyor. Kitapta herkes kendi dilinden hikayeyi anlatırken film genelde Aibileen karakterinin dilinden anlatılmış. Ancak farklı ağızlardan anlatılmasına rağmen düz kurgusu basit olabilecek film biraz daha karmaşık bir hal almış.

 

Filmde kitap ile bağdaştıramadığım bir diğer şey ise karakterler oldu. Cast sanki biraz kitaba göre yapılamamış gibi geldi bana. Yada benim kafamda canlandırdığım kişiler çok daha farklıydı. Oscar’da en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülü alan Octavia Spencer‘in canlandırdığı Minny karakteri daha sert, daha dediğim dedik, daha sorunlu bir kişi çizgisi çizerken, filmde bu karakter filmin komedi unsuru gibi duruyor. Tabi karakterler ile ilgili fazla ayrıntılara yer verilmemesi karakterler ile etkileşime girmeyi zorlaştırmış.

 

 

Filme baktığımızda ise aslında bir dram filmi olarak karşımıza çıkması gereken filmin, biraz daha komedi filmi edasıyla karşımıza çıktığını görüyoruz. Film hikayenin doğal dramasının dışında filme pek bir şey katamamış. Ana karakterlerin oyunculuklarına bir şey diyemeyeceğim ama yan karakterlerin oyunculukları çok göze batıyor. Bilhassa kötü karakter Hilly her filmde gördüğümüz kötü kadın betimlemesine fazlasıyla uyarak çok karikatürize bir hal almış. Aynı şekilde bir yerde  Minny’nin güçlü olmasına sebep olan Celia karakteri sönük bırakılmış. Editör ise tam anlamıyla kitaptakiyle farklı bir çizgi çizmekte.

 

Ana karakterlerin oyunculukları fena değil demiştim. Bir filmde bu kadar karakter olunca ister istemez hangisi ana hangisi yan karakter kestiremiyorsunuz. Aslında Minny Jackson karakteri ana karakter ancak Oscar törenlerinde böyle bir filmi es geçmek istemediklerinden olsa gerek Octavia Spencer‘a en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü vermişler. Diğer Oscar adayları filmleri izlemedim ama bu film sinema gözüyle baktığımızda aslında ödül alabilecek bir film değil. Yani film aslında oyuncuların oyunculuk güçlerini  tam anlamıyla gösterebilecek bir film değil.

 

 

Film oldukça düz bir şekilde çekilmiş. Görüntü yönetmenine pek fazla iş düşmemiş. Aynı şekilde kostümlerde bildiğimiz, bu dönem böyledir dediğimiz kostümler ancak kitapta anlatılanlarla biraz farklı. Aslında yönetmen filme kendinden pek fazla bir şey katmamış. Duygu yoğunluğunu bunu hissetmeyi izleyiciye bırakmış. Yani olan biten olaylardan, hayal gücünüzle çok fazla pay çıkartabilirsiniz. İnsanı etkileyen bir yada iki sahne vardır filmde. Aibileen’in bir zenci öldürüldükten sonra çıkan olaylardan kaçması filmin en etkili sahnesi.

 

Film uzun süresine rağmen sıkmıyor. Bunun en başlıca sebebi de filmin hatta kitabın da ırkçılık yapmak yada bunu ajitasyona dökmek yerine sadece gözler önüne sermesi. Bu doğallık içerisine karakterleri karükatürize ederek yerleştirmeselermiş daha iyi olurmuş. Filmi ana karakterleirnin oyunculuklarına ve hikayesine bir şey demiyorum ama sinema dili olarak baktığımızda bence olmamış bir film. Filmin temel direkleri ise Viola Davis ve Octavia Spencer‘ın oyunculukları.

Şimdi tüm bu olumsuz yorumlarıma rağmen şöyle bir durup baktığımda insanı sıkmayan izlenebilecek bir film diyebilirim. Erkekleri çok fazla etkileyeceğini düşünmemekle beraber bayan izleyiciler için dozu düşükte olsa göz yaşlarına sebep olabilir. Gerçi 2011’in filmlerine göz attığımda kendi klasmanında başarılı bir film.

 

Yönetmen: Tate Taylor

 

Senaryo: Tate TaylorKathryn Stockett (roman)

 

Oyuncular:

Emma Stone
Skeeter Phelan
Viola Davis
Aibileen Clark
Bryce Dallas Howard
Hilly Holbrook
Octavia Spencer
Minny Jackson
Jessica Chastain
Celia Foote
Ahna O’Reilly
Elizabeth Leefolt

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1454029/

http://thehelpmovie.com/us/