Elysium

District 9 ile gönlümüzde taht kurmayı başaran  dört yıl aradan sonra yeni filmi Elysium ile aramızda. Ancak baştan söylemem lazım ki merakla izlemeyi beklediğim film beni biraz hayal kırıklığa uğrattı. Zamanında sinemada izlemeyi düşündüğüm ve iş planı yüzünden vakit ayıramadığım film için şimdi iyi ki evimde oturup izlemişim diyorum. Bunun başlıca sebeplerinden biri filmin kurgusundaki eksikler.

Filmde  gibi isimler dikkat çekiyor. Ancak ikisininde performansını beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Hatta  varla yok arası bir şeydi filmde. Tamam film görsel efekt olarak tatmin ediyordu belki ama, bu görsellik ne karakterlerin işlenişi ne filmin kurgusunu toparlayacak haldeydi. Continue reading “Elysium”

Carnage

Roman Polanski‘nin tek odaya sıkıştırdığı, 2011 yapımı son filmi Carnage. Film Yasmina Reza‘nın Le Dieu du carnage adlı tiyatro oyunundan uyarlanmış ve bu sebeptendir ki bazı bölümlerde uyarlama sıkıntısını hissettiriyor. Bu sıkıntı doğallıktan çok yapay bir atmosferin içerisine sokuyor bizi. Bu yapaylıkta güzel oyunculuklara rağmen hikayenin doğallığını etkiliyor.

Tek mekan olması sebebi ile filmde özellikle renk ve kamera açıları konusunda çok fazla yenilik görmüyoruz. Film zaten diyaloglar üzerine kurulu. Ancak diyaloglar uzun ve güzel olmasına rağmen film karesinde olmasının verdiği durgunluk ve saçmalıkları gözümüze daha çok batırıyor. Bu kareleri tiyatro sahnesinde gördüğümüzde sahnedeki hareket odaklanmamızı sağlarken filmdeki durgunluk konudan kopmamızı sağlıyor. Continue reading “Carnage”

Un long dimanche de fiançailles

Artık kötü film yapmaz dediğimiz Jean-Pierre JeunetSébastien Japrisot‘in aynı adlı romanından uyarlanan bir film Un long dimanche de fiançailles. Türkiye’ye vizyona giren adıyla ise Kayıp Nişanlı. Un long dimanche de fiançailles klasik Jean-Pierre Jeunet filmi olarak çıkıyor karşımıza. Romanı okumadım ama filmi izlerken rastladığım ayrıntılar, hikaye örgüsünün de oldukça karışık olması kitabın dikkatli okuması gerektiği sinyallerini verdi bana. Tabi filmi izlerken de aynı şekilde olmalı.

Ancak Un long dimanche de fiançailles, savaş fonu altında ilerlemesine rağmen ne bir savaş filmi, ne de tam anlamıyla romantik dram. Amelie’deki yalnızlık teması burada da başarılı bir şekilde işlenmiş. Filmin görselliği, çekim teknikleri, oyunculukları, ışığı, müzikleri, kostümleri vs… hakkında aslında söylenecek pek bir şey yok. Ancak sanki Manech rolünü oynayan Gaspard Ulliel bu rol için bana biraz fazla sönük geldi. Tamam belki baş rol oyuncusu değil ama adının çok geçmesi, bu karaktere verilen değeri taşıyamamış gibiydi.

Film 1. Dünya Savaşı sonlarına doğru Mathilde adlı genç bir kızın savaş sonunda haber alamadığı sevgilisini aramasını anlatıyor. Tabi film kurgusuyla bu iki karakterin tanışmaları, sevgili olmaları ve sevgilisi Manech’in askere gitmesini de kapsıyor. Genç yaşta anne ve babasını kaybeden Mathilde, onlardan kalan mirasını nişanlısı Manech’i bulmak için harcar.

Araştırmaları sonunda Mathilde, nişanlısı Manech’in savaş mahkemesinde hüküm giyerek Fransa-Almanya ordularının arasında kalan tarafsız bölgeye gönderilen beş adamdan biri olduğunu öğrenir. Bunun aslında kısaca ölüm olduğunu bilmektedirde. Ancak içindeki umut bitmez. Bunu da Mathilde’nin ufak olasılık oyunları ile görürüz. Ancak bu oyunlarda tam anlamıyla ona cevap veremez.

Tüm olumsuzluklara rağmen Mathilde sevgilisini aramaya devam eder. Bu işlerle ilgilenen bir dedektif tutar. Kendisi de ufak yolculuklarla nişanlısını hakkında bilgi toplamaya çalışır. Ancak duyduğu her şey, Manech’in bu son günlerine dair farklı şeyler içermektedir. Ancak tüm bu farklı olayların sonu ölüm ile bitmektedir. Buna rağmen Mathilde inatla sevgilisini aramaktan vazgeçmez. Umutlarının tükendiği anda bir şey olur ve aramaya koyulur.

Ceza alan beş askere odaklanır onların ayrı ayrı hikayesini öğrenir. Sonunda onunla birlikte son dakikalarını geçiren birilerini bulur. Ancak bir yerden sonrası için Manech sanki yer yarılıp içine girmiştir.

Film bu kovalamaca ile sürüp gidiyor. Ara ara filmin temposunun düştüğünü söyleyebilirim. Ancak burada da görsellik filme adapte olmaya yetiyor. Yan karakterler onların hikayeleri, Mathilde gibi arayışta ve ya intikam peşinde olan kadınlar hikayenin örgüsünün ilerlemesinde oldukça etkili.

Kısa bir özet geçmek gerekirse çok iyi bir film değil, ancak izlenmesi gereken iyi bir film, Un long dimanche de fiançailles.

Yönetmen: Jean-Pierre Jeunet

Senarist:

Sébastien Japrisot (kitap)
Jean-Pierre Jeunet
Guillaume Laurant

Oyuncular:

Audrey Tautou Mathilde
Gaspard Ulliel Manech
Dominique Pinon Sylvain
Chantal Neuwirth Bénédicte
André Dussollier Pierre-Marie Rouvières
Ticky Holgado Germain Pire
Marion Cotillard Tina Lombardi
Dominique Bettenfeld Ange Bassignano
Jodie Foster Elodie Gordes

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0344510/

Nim’s Island

Nim’s Island

Hep büyük filmleri izleyecek değiliz ya, arada sıra çocuk filmlerini de izleyip çocukluğa dönmekte yarar var. Fantastik macera yapısına ait Nim’s Island’ın başrollerinde Jodie Foster, Gerard Butler ve Abigail Breslin rol almakta. Fİlmin yönetmenliğini ise Jennifer Flackett ve Mark Levin paylaşmış.
Nim, efsanelere inanan, günlük hayatı kitaplardan öğrenen hayal gücü geniş, babası ile birlikte okyanusta bilinmeyen bir adada yaşayan küçük bir kızdır. Babası National Geographic yazarı aynı zamanda bir bilim adamıdır. Bir gün araştırma için okyanusa açılır ve aniden patlak veren fırtınada kaybolur. Nim adada yalnız kalmıştır ve sütüne üstlük ada insanar tarafından keşfedilmiştir. Onları kovmak ve babasını bulmak için hayranı olduğu yazar ve maceraperest olan Alex Rover’dan yardım ister. Oysa Alex Rover hite düşündüğü gibi bir kişi değildir ama adaya gelmiştir.
Eğlenceli İzleyebileceğiniz bir film.
www.nimsisland.com/
http://www.imdb.com/title/tt0410377/