Etiket arşivi: Joe Wright

Pan

Şöyle blogta geçmişe doğru gittiğimde bu zamana kadar iki  filmi izlediğimi görüyorum. Bu iki film ile birlikte yönetmenin diğer filmleri de aslında izleme listemde olan ve vakit bulmadığım filmler. Hanna iyi başlayıp sonu tam olarak bekleneni vermemişti ama Anna Karenina‘yı oldukça başarılı bulmuştum. Aslında yönetmenden Pan gibi bir film de beklemiyordum. Bu film ile yönetmen sanki biraz tarzının dışına çıkmış gibi.

Filme baktığımızda Pan aslında yine çok uyarlanan Peter Pan hikayesinin yeniden uyarlanması. Ancak bu kez klasik hikayeden biraz daha farklı olarak işlenmiş. Ben hikayeyi fena bulmadım ama yine iyi başlayıp güzel ilerlerken final sanki yine birden olmuş hissi uyandırdı bende. Biraz fazla açık vardı senaryoda bunlarda can sıkıyordu. Okumaya devam et

Anna Karenina

Beyaz perdeye ve ekrana onlarca kez uyarlanan Lev Nikolayeviç Tolstoy‘un ünlü romanı Anna Karenina’nın 2012 yapımı yeni versiyonun yönetmen koltuğunda  var. Wright başarılı bir iş çıkarmış diyebilirim. Tabi zor bir roman ve defalarca uyarlanan bir hikaye olduğu için filmin yeni bir şeyler vaat etmesi gerekiyordu. Görsel olarakta bunu başarmış. Bunun karşılığını da 85. Akademi Ödüllerinde, En İyi Kostüm Tasarımı dalında ödül alarak göstermiş. Gerçi bu filmi izledikten sonra Les Misérables için verilen En iyi makyaj ödülünü de bu filme verebilirlermiş diye düşündüm.

Kurgu, geçişler, görsellik çok güzel film görsel olarak kesinlikle tatmin edici. Her bir karesi bir fotoğraf gibi. Hikayenin bir tiyatro salonunda canlandırılarak geçmesi zaman zaman derinlikte yaşadığım gelgitler dışında yönetmen yeni bir şey denemiş ve bunun altından başarılı bir şekilde kalkmış. Okumaya devam et

Hanna

Bekleneni vermeyen filmlerden biri de Hanna. Başta Cate BlanchettEric Bana gibi isimleri kadroda görmek sizi heyecanlandırıyor. Fragmanı izlediğinizdeyse işte bu diyorsunuz. Filmin müziklerini ise çok başarılı bir şekilde The Chemical Brothers yapmış. Öyle ki müzikler filmin biraz önüne geçmiş. Filmden sonra sanki  The Chemical Brothers klibi izlemişsiniz gibi geliyor size.

Film gerçekten iyi başlıyor hakkını yememek lazım. Eric büyük bir özveri ve disiplinle Hanna’yı insanlardan uzak bir yerde ölüm makinesi gibi yetiştirmesi içimizdeki merakı korluyor. Bunun yanı sıra Hanna’nın bildiğimiz dünyaya olan merakı filmin ilerleyen dakikalarında Hanna’nın hayat konusunda ikileme düşeceğinin haberini veriyor bize. Bu dakikalardan itibaren Hanna’nın kim olduğuna, nerede ne amaçlı bulunduğuna aklımızca yanıt getirmeye çalışıyoruz.

Daha ilk dakikalardan filmin sonu hakkında bir sürü yorum yapıyorsunuz. Ancak adamın neden kızı gözlerden uzak bir yere getirip onu bir ölüm makinesiymiş gibi yetiştirdiğine bir sonuç bulamıyorsunuz. İşte bu da filmin ilerleyen kısmını oluşturuyor. Ortada Marissa diye bir kadın vardır kimdir, nedir, soruları aklımızı kurcalar. Hanna hazır olduğunu söylediği anda yerlerini belirleyen bir cihazı çalıştırırlar. Eric, Hanna’yı bırakıp kaçar. Hanna ise görevlilerin, eline geçer.

Hanna götürüldüğü yerde Marissa ile görüşmek ister. Marissa’nın yerine ise bir başkası gönderilir. Hanna onu öldürür ve bulunduğu yerden tüm güvenlik tedbirlerini aşarak kaçar. İşte filmin en iyi sahnelerinden biri burasıdır. Hanna, Eric ile buluşmaya giderken, yaşıtı bir kızın ailesinin peşine takılır. Kız ile arkadaşta olmuştur. Hanna görmediği merak ettiği hayata bir nebze olsa da burada yaklaşır.

Biz Hanna hakkında soru işaretleri ile boğuşurken film de bu saatten sonra yakalamış olduğu gizemi kaybetmeye sıradan bir hikaye olma yolunda ilerlemeye başlıyor. Daha kim olduğunu kestiremediğimiz Marissa, Hanna’yı bulması için beyaz saçlı psikopat Isaacs ve adamlarını tutar. Bu adamlar kimdir nedir neyin nesidir, bilmeden ilerlemelerini ve yaptıkları işkenceleri izliyoruz. Tahminlerimiz bu Marissa, Isaacs, Erik arasında bir husumet olduğu yönünde gelişiyor ama film bu konu hakkında bize sır verip ser vermiyor.

Daha sonra bu psikopatlar, Hanna’nın ilk arkadaşını ve ailesini kaçırarak ona şantaj yaparlar. Burada film sıradan bir kovalama hikayesine dönüyor. Hanna bu beyaz saçlı ve rakibini hallettikten sonra, Marissa’nın peşine düşüyor. Aslında burada kim av kim avcı o da belli değil. Herkes birbirinin peşinde gibi bir durum var ortada. Ancak ne nedir hala haberimiz yok.

Birden final oluyor filmde. Bir kaç kelime ile olan biten özetleniyor. İyi askerler yaratmak için bir projede genetiği değiştirilen bebekler söz konusu. Erik’in sevgilisi de bu projeye katılınca bebeklerini korumak için kaçıyorlar. Proje sorumlusu olan Marissa ise genç kadını kaçarlarken öldürüyor. Eric, Hanna’yı alarak kimsenin bulmayacağı yere saklanıyor.

Tüm bu olan biten bir kaç dakika ve cümleye sığdırılmış. Haliyle film insanda “küt” diye bitmiş etkisi yaratıyor. Ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Her şey güzel giderken filmin başı ile sonundaki çelişkiler size sanki iki ayrı film izlemişsiniz hissi veriyor. Göze en çok batan hata ise Hanna’nın teknolojiden uzak bir ortamda her şeyden habersiz olmasına karşın, ilerleyen bölümlerde bilgisayarı bir hacker gibi kullanabilmesi. Bizim kaçırdığımız bir şey mi vardı acaba?

Film güzel başlayıp kötü bitiyor. Senaryoda açıklar çok. Yönetmen de anlatmak istemediğini anlayamamış. Filmin ne olması gerektiği konusunda tereddüte düşmüş anlaşılan. Tüm bunlara rağmen neyin ne olduğunu anlamak için filmi izliyorsunuz. Tabi bu ayrıntılı yazıdan sonra izlemediyseniz eğer, izlemenize de gerek kalmıyor.

Yönetmen: Joe Wright

Senarist:

Seth Lochhead
David Farr
Seth Lochhead hikaye

Oyuncular:

Saoirse Ronan Hanna
Eric Bana Erik
Cate Blanchett Marissa
Tom Hollander Isaacs
Paris Arrowsmith CIA
Olivia Williams Rachel

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0993842/