Spectre

Son James Bond filmi olan Spectre aynı zamanda yirmi dördüncü James Bond filmiymiş. En iyi Bond filmlerinin en eskileri olduğunu düşünen ben bu film sonrasında da fikrimin değişmediğine takıl oldum. Bu filmin bir öncekinden ne farkı vardı diye sorarsanız aslında yoktu. Ama son deride biraz daha iç hesaplaşmaya dönerek kendi içinde kurgusu oturmaya başladı. Ancak aksiyonun yanında konunun pek bir değeri kalmıyor. Birden aksiyon içinde kayboluyorsunuz.

Aksiyon dedim de aslında görmediğimiz James Bond serisini James Bond yapan dudak uçuklatıcı aksiyon sahneleri yoktu. Tamam aksiyon sahneleri olmayabilir ama kamera kullanımıyla bunları farklı hale getirmek farklı haz vermek gibi bir durum da yoktu. Şimdi yiğidi öldürüp hakkını da yemeyelim. Filmde bu zamana kadarki yapılmış en büyük patlama sahnesi mevcut. Güzel de patlamış, ancak patlama sahnesi artık montajdan mıdır nedir ortada çok yapay durmuş. Zaten bu yapaylığı bir kaç sahnede de hissettim. Bence film montaj konusunda sınıfta kalmış. Continue reading “Spectre”

Penny Dreadful

Bir çok dizim bitti araştırsam da yerlerine izleyecek ne bulsam kıvamına gezinirken arkadaşımın önerisiyle başladım diziye. Tabi öneriden sonra küçük bir araştırma yaptım ve dizide ve dizinin kapı gibi afişinde Eva Green‘i görünce kendimi birden diziyi izler buldum. Olsun dizi olmamış olsa bile izlenmesi için Eva Green yeter artardı bile. Nitekim yanılmadımda. Diziyi alıp götüren Eva Green ve onu izlemekte büyük bir zevk. Continue reading “Penny Dreadful”