Madeo / Mother

İşte biz neden böyle filmler çekemiyoruz dedirten bir Kore yapımı daha karşımızda. Yönetmen koltuğunda yine aklımıza kazınan Joon-ho Bong var. Artık kendisine iyiden iyiye bağlanmaya başladık. Film aldığı ödüller ve tepkilerle de dünya çapındaki kalitesini gözler önüne seriyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben bu filmi bir Türk filmi edası ile izledim. Çünkü anlatılan hikaye, mekanlar bize ve bizim kültürümüze o kadar uyuyor ki bunu biz yapmışız diye düşünüyor insan.

Film baktığımızda bizden farklı bir şey görmüyoruz ancak biz böyle filmler yapamıyoruz acaba bunun nedeni nedir diye soruyorum kendime. Özenti olmamızdan kaynaklı mı yada neye özeneceğimizi bilmememizden kaynaklı mı iki arada bir derede kaldım. Film her yönü ile ders olacak şekilde. Keşke diyorum söyle akılcı bir senaryo ile çıksaydı karşımıza Yavuz Turgul “Av Mevsimi”nde.

Oldukça başarılı bir film demiştim. Tabi film her şeyi ile başarılı. Ana hattıyla film anne ile oğlu arasında geçenleri anlatıyor. Ancak güzel kurgu filmi son dakikasına kadar merakla izlettiriyor bize. Yoon Do-joon akıl sağlığı çok yerinde olmayan bir gençtir. Tabi bunun sebebini de görüyoruz filmde. Bunun olma sebebi de annesi. Vicdana azabı mıdır artık bilinmez kadın Yoon Do-joon’un üzerine aşırı derecede düşer ve çocuğunu da sürekli karakoldan toplar.

Yoon Do-joon yine bir olayın akşamında yakın arkadaşı ile buluşmaya gider. Ancak çocuk gelmez. Yoon Do-joon yaşından dolayı kanı da kaynamaktadır. O gece çok fazla içer ve eve geçer. Eve giderken ise önünde bir kız vardır. Eve gider annesinin yanına yatar uyur. Ertesi gün bir evin çatısında genç bir kız cesedi bulunur. Tüm deliller ise Yoon Do-joon’u gösterir. Yoon Do-joon ise o gece hakkında hiç bir şey hatırlamamaktadır. Zaten aklı gidip geldiğinden hatırlamaması da normal bir şey.

Tabi annesi oğlunun cinayet işlediğine inanmaz. Bunu kanıtlamak içinse olayları kendisi araştırmaya başlar. Tüm izleri takip eder. O gece olan olayları, orada olanları herkesi bulur araştırır. Oğlunu kurtarmak için en iyi avukata gider. Ancak onunda para gelmeyeceğini bilmesi yüzünden davayı sallaması kadının olaylara daha iyi eğilmesini ve olayları çözmesini anlatır. Kadın olayları çözer çözmesine ancak bir tesadüf müdür, yoksa bir yanılgı mıdır içimizde kalır. Tabi burada kadının yaptıkları haklı mıdır o soruyu da soruyoruz? Film insanı kendine öyle bir bağlıyor ki aslında biz filmi dışarıdan izlerken bir yandan anne yerine koyuyoruz kendimizi, bir yandan da tarafsız bakıyoruz olaylara. Derin bir konu ve karmaşa çıkıyor karşımıza…

Kesinlikle çok başarılı ve Kore sinemasının yüz aklarından olan bir film. Yani gönül rahatlığıyla diyebilirim ki En iyi Kore filmleri listesine yeni bir film daha eklendi. Görsellik, oyunculuk, çekimler, kurgu her şey tek kelime ile mükemmel. Kesinlikle tavsiye ettiğim yapımlar arasında…

Yönetmen: Joon-ho Bong

Senaryo:

Eun-kyo Park
Joon-ho Bong
Wun-kyo Park

Oyuncular:

Hye-ja Kim Anne
Bin Won Yoon Do-joon

Ku Jin Jin-tae

Je-mun Yun Je-mun

Mi-sun Jun Mi-sun

Young-Suck Lee Ragman

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1216496/

Salinui Chueok / Memories of Murder / Cinayet Günlüğü

Bu filme En İyi 10 (beş) Kore Film (Tabi ki bence) adlı yazımda üçüncü sıraya koymuş ancak blogta değinmemiştim. Geçen gün bilgisayarımdaki filmleri taşırken bir köşeye sıkışmış olarak buldum kendisini evet bu bir mesajdı bu filme değinmem için. Şu an ben de öyle yapıyorum. (Belli oluyor değil mi?) Ayni listede yönetmen, ‘nun adlı filmine de yer vermiştim. aslında her iki filmde de ortak nokta yönetmenin toplumsal eleştiriyi perdeye tek anlamıyla mükemmel yansıtması.

Salinui Chueok ise bu işi çok iyi yapıyor. Film baştan sona eleştiri dolu. Anlatılan hikaye kesinlikle her an yaşanan cinsten. Filmin belki de bu kadar iyi olmasının nedenlerinden birisi filmin yabancılaşmamış olması. Yani Korenin küçük bir kasabasındaki her şeyin Koreye özgü olması. Bu bizimde karşılaştığımız bir durum. Aslında yönetmen bu doğallığı verirken, araya soktuğu büyük şehirden gelen polis karakteri ile de akılcılığa, eğitime ve modernizme eleştiride bulunmuş. Bir yerde baktığınızda ne olursanız olun, insan olduğunuz sürece yada bir yapıya ait olduğunuz sürece onların elverdiği derecede objektif olabiliyorsunuz. Film bunu çok çok iyi seriyor önümüze.

Film 1986 yılında Güney Kore’de yaşanan gerçek bir hikayeden esinlenerek yapılmış. Bu tarihte askeri yönetimde saldırıya uğrama bahanesi ile bulunan Kore, tarihinde ilk kez seri cinayet olayıyla karşılaşmıştır. Yönetmenin dönemin askeri yönetimini de yerdiğini gözümüzden kaçıramıyoruz. Seri cinayet dedik… Bu küçük kasabada on kadın yağmurlu günlerde, aynı şekilde bağlanarak, aynı gün radyodan istenen bir şarkı eşliğinde öldürülmektedir. Aslında bu birde toplumun Amerikanlaşmaya başlamasının göstergesidir bir yerde. Güney Kore polis teşkilatı olayı bir türlü çözemez. Tüm işleri askıya alır ve sadece bu dava üzerinde yoğunlaşırlar katil ise onlarla dalga geçer gibidir.

Bir çok kişi bu sebep yüzünden göz altına alınır ve sorgulanır. İyi polisi kötü polis, akılcı polis, şiddete meyilli polis tamamını bu filmde görürüz. Şüpheli oldukları düşünülen kişilere yapılan işkenceler, sorgulamalar ip ucu birleştirmeye çalışmalarına hepimiz tanık oluruz. Yönetmen olayları araştırma sürecini çok iyi değerlendirmiş ve karakter tahlillerini çok iyi yapmış.

Filmde ince noktalar gözümüze sokulmuş. Sorgulamalarda yapılan işkenceler, cinayet mahalinde insanların delileri hiçe sayarak orayı yapılan işlemleri merakla izlemesi (bunu biz çok yapıyoruz),gereksiz ve yetersiz sorgulamalar, önlemlerin alınmaması. Tabi filmde yönetimin bu işe ne kadar duyarlı baktığının da altı çizilmiş. Duyar dediysem, yanlış anlaşılmasın. Üçüncü cinayete kadar olaya kayıtsız kalan yönetim sonrasında olayı çözmek için en iyilerinden bir yönetici ve bir dedektif göndermesiyle sorgulamalar normale dönmeye başlar. Tabi bu arada kendi bölgesinde istediklerini yapan iki polis ciddi bir soruşturma kapsamına ayak uydurmaya çalışırlar. İşte filmin en komik sahneleri de bu iki karakterin olduğu sahnelerdir.

Film dozajları o kadar iyi ayarlamış ki bir yerde kahkahalara boğulurken bir kaç dakika sonra hatta dakika bile olmadan, sizi bunalıma sokabiliyor. Tabi film klişe seri katil filmlerininde ötesine geçiyor ki, biz Amerikan seri katillerini, Amerikan Polis teşkilatının başarısı ile biliyoruz. Yani her katil yakalanır. Ancak bu filmde bu olmuyor. Bu katilin başarısından mı kaynaklı yoksa Kore polis teşkilatı mı kötü tabi bunu izleyene bırakıyorum. Ancak bu filmin doğallığı sizin doğruyu seçmenize sebep oluyor.

Oyunculuklar tek kelime ile mükemmel. Her birinin zor karakter olmasına rağmen kesinlikle izlerken o karakterlerin oynandığının farkına varmıyorsunuz. Tek anlamı ile sırıtmayan oyunculuk ve kurgu var filmde.

Tabi filmde biraz da katilin yakalanmasında rol oynayan insan duygusu faktörüne de değinmek lazım. Yönetmen ve karakterler katilin olduğu konusunda bize bir kişiyi gösteriyor. Hatta şehirli akıllı olan polisimiz ve taşralı polislerimiz bile bu durumda aynı fikirdeler. Ancak filmin sonuna doğru Akıl ve mantıkla ilerleyen şehirli poliste bile akıl ve mantığını yitirip insanlaştığını görüyoruz. Evet hepimiz katilin o olduğunu düşünüyoruz, bütün deliller bunu gösteriyor ancak bir delil ki DNA testi onun olmadığını kanıtlıyor. Tüm deliller onu tesadüfen mi gösteriyor ayrı bir konu. Bence filmin en iyi sahnesi de bu başkalaşımın yaşandığı demir yolundaki tünel sahnesidir. Kesinlikle akla kazınan bir sahnedir.

Film aslında belirttiğim gibi katilin kim olabileceğini veriyor bize ama delillerin yetersiz olması, suçsuz olabileceği düşüncesi de insanın vicdanı ile yüzleşmesine sebep oluyor. Burada aslında ince bir çizgi üzerinde kalıyoruz. Filmin asıl var olma sebebinin anlatıldığı çizgide. Katili öğrenemiyoruz. Aslında buna da sinir oluyoruz. Aradan yıllar geçiyor, taşralı polisimiz olay yerine geri dönüyor ve ilk cesedi buluğu yere bakarken, küçük bir kız ona yaklaşıyor, ne aradığını soruyor. O da orada uzun zaman önce kötü bir şeyin olduğunu söylüyor. Küçük kız ise geçen günlerde bir başkasının da oraya baktığını ve yıllar önce orada kötü bir şey yaptığını söylediğini söylüyor. Adam ise onun nasıl biri olduğunu soruyor. Kıs normal biri diye cevap veriyor. İşte filmin kilit cümlelerinden biri de bu. Tüm karakterler sorgulanan şüphe duyulan kişiler aklımızdan geçiyor…

Şimdi bile film aklıma geldiğinde katilin kim olduğunu düşünürüm. Kesinlikle Kore sinemasının en iyi filmlerinden ve izlenmediği takdirde büyük bir eksiklik olacağını düşündüğüm şiddetle tavsiye ettiğim bir film…

Yönetmen: Joon-ho Bong

Senarist:

Joon-ho Bong
Kwang-rim Kim
Sung Bo Shim

Oyuncular:


Kang-ho Song Dedektif Park Doo-Man

Sang-kyung Kim Dedektif Seo Tae-Yoon

Roe-ha Kim Dedektif Cho Yong-koo

Jae-ho Song Çavuş Shin Dong-chul

Hie-bong Byeon Çavuş Koo Hee-bong

Seo-hie Ko Kwon Kwi-ok

No-shik Park Baek, Kwang-ho

Hae-il Park Park, Hyeon-gyu

Jong-ryol Choi Du-man’ın babası

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0353969/

Tokyo!

Geçtiğimiz fersivalde izlemeye çalışıp izleyemedim film Şimdiye kısmetmiş. Üç başarılı yönetmen Michel Gondry, Leos Carax ve Joon-ho Bong’un üç kısa filminden oluşan Tokyo! şehrin günlük yaşamını ve kargaşasını hayallerini ortaya başarılı ve fantastik bir şekilde ortaya koymuş. Üç filmde aynı çatı altında olmasına rağmen birbirinden bir hayli bağımsız. Filmin açılışını Michel Gondry yapıyor…

Interior Design –Michel Gondry


Bir çift bir arkadaşlarının yanında kısa süre ile kalmaya başlar. Erkek olan film çekmektedir. Yaptığı işlerde de başarılıdır. Ama sevgilisi için bunu söylemek imkansızdır. Hala bir baltaya sap olamamış beceriksizin biridir. Filme bir baktığımızda Tokyo’da barınma sorunununa değiniyor. Kutu gibi evler ve yaşayış biçimleri. Tabi biz İstanbul da da bu yöne doğru ilerliyoruz ama sonumuz malum.

Bir gün kadın karakterimiz kendini bomboş hisseder. Öyle yıkılmıştır ki artık hiç bir işe yaramadığı fikri onu içten içe eritir. Tam bu arada yolda yürürken ahşap bir sandalyeye dönüşür. Bu şekilde kendini daha yararlı hissetmeye başlar…

Bu nasıl hikaye demeyin.Gondry yine harikalar yaratmış ve zevkli bir film sunuyor.

Merde –Leos Carax


Tokyo’da kanalizasyonda insana benzeyen bir yaratık yaşamaktadır. Bu yaratık bir gün yer yüzüne çıkar ve tüm insanları öldürmeye başlar. Yarattığı tam bir kaostur. Sonunda yakalanır. Ancak kimseyle konuşmamaktadır. Dilini anlayan yoktur.

Ünü yurt dışına kadar yayılır. Bir Fransız avukat onunla konuşabileceğini iddia eder ve Tokyo’ya gelir. Onun’da görünüşü bu yaratığa benzemektedir. Mahkemeye çıkar ve yargılanmaya başlar. Tabi bu esnada eleştiriler kol gezer ortalıkta.

Sonuçta bu yaratık idam edilir aslında beklendiği gibi bir idam olmaz. Film süresince iyi yada kötü bir kişinin kitleleri nasıl sürüklediğine şahit oluruz. Final ise gayet şaşırtıcı…

Shaking Tokyo – Joon-ho Bong


Diğer iki filme oranla bunalım bir film Shaking Tokyo. Artık Japonlarla özleşmiş hikikomori hastalığına yakalanmış abimiz yıllardır evden dışarı çıkmamıştır. Her ihtiyacını telefon ile karşılamaktadır. Para alıp verme işlerinde ise insanların yüzüne bakmaz. Pizza kutuları, boş tuvalet kağıdı rulolarından dekorlar yapmıştır kendine. Okumadığı kitap yoktur. Televizyon da izlemez.

Günün birinde pizza istediğinde pizzası gelir ödeme esnasında karşısındakinin jartiyerli bir kadın olduğunu görür. Merak eder ve başını kaldırarak ona bakar. Kıza aşık olur. Bu sırada büyük bir deprem yaşanır. Deprem bittiğinde kız bayılmış ve evin ortasına yığılmıştır. Birim eleman ne yaparsa yapsın ona uyandıramaz. En sonunda kızın kolunda ve bacağında düğmeler görür. Burada Power düğmesine zorlukla basar ve kız birden hareketlenir. Konuşmadan sonra kız tam çıkacakken, kolundaki love düğmesine basar.

Kız evden çıkar. Bizim eleman onu düşünmeden edemez. Bir gün yine pizza ister. Ancak getiren o değildir. Kızın nerede olduğunu sorar. Pizzacı işten ayrıldığını kendini eve kapatacağını söylediğini söyler ve gider. Bu arada bizim eleman kızın adresini alır. Ne yapıp yapıp onu görmesi lazımdır. Onun kendisini eve kapatmasını istemez. Bin bir eziyetten sonra zorla dışarıya çıkar. Hiç kimseye görünmeden gidip gelmektir amacı. Ancak şehir bomboştur. Tüm insanlar evine kapanmıştır….

Linkler

www.tokyothemovie.com/

http://www.imdb.com/title/tt0976060/

Oyuncular:

Yû Aoi Pizza-Delivery Girl (segment “Shaking Tokyo”)
YosiYosi Arakawa Man running from his home (segment “Shaking Tokyo”)
Jean-François Balmer Maître Voland (segment “Merde”)
Julie Dreyfus
Ayako Fujitani Hiroko (segment “Interior Design”)
Ayumi Ito Akemi (segment “Interior Design”)
Teruyuki Kagawa Man (segment “Shaking Tokyo”)
Eimei Kanamura (segment “Merde”)
Ryo Kase Akira (segment “Interior Design”)
Denis Lavant Merde’ (segment “Merde”)
Yutaka Matsushige
Nao Omori Hiroshi (segment “Interior Design”)
Sohee Park A guy in the movie theater
Naoto Takenaka Pizza-Delivery Man (segment “Shaking Tokyo”)
Satoshi Tsumabuki Takeshi (segment “Interior Design”)
Hiroshi Yamamoto