Etiket arşivi: Josh Hutcherson

The Hunger Games: Mockingjay – Part 1

İkinci filmde de bir düşüşün olduğunu beni pek tatmin etmediğini belirtmiştim. Aynı tatminsizlik bu filmde de beni sardı. Zaten finali ikiye bölmenin tek mantığı bunun üzerinden daha fazla para kazanırızdan başka bir şey değil. Diğer izleyiciler de benimle aynı düşünüyor olacak ki her bölümde filmin IMDB puanı düşmüş. Açıkçası filmi bir kaç hafta önce izlememe rağmen aklımda film ile ilgili bir şey kalmadı. Ama daha eski izlediğim filmleri hatırlıyorum. Demek ki bu film hakikatten olmamış bir film.

İlk iki film oyunlar üzerinden dönerken bu kez hikaye gerçeğe, bir ayaklanmaya tanık oluyoruz. Yada bu ayaklanmanın şekillenmesine. Belirttiğim gibi bu film sadece arayı uzatalım filmi olmuş. Jennifer Lawrence iyi oyuncu ama ben filmler arasında kıyaslarsam bu filmden o diğer iki filmden izlediğim oyun zevkini alamadım. Performansı bence düşmüştü. Tabi asıl savaş sahnelerinin filmin ikinci bölümünde olacağı söyleniyor ama karşımıza nasıl çıkar bilmem ama bu bölüm sıradan bir dizinin herhangi bir bölümü gibiydi. Okumaya devam et

Epic

Buz Devri ile birlikte adından söz ettiren başarılı yönetmen/seslendirmeci ‘in son animasyon denemesi Epic. Wedge bu animasyon ile birlikte senaryo işine de girmiş, senaryoyu “The Leaf Men and the Brave Good Bugs” kitabının yazarı William Joyce ile birlikte yapmış. Tabi yazım ekibi sadece bu iki isimle kısıtlı değil. Hikaye olarak pek tatmin edici olmasa da Epic, görsel olarak tatmin edici bir şekilde karşımıza çıkıyor. Firma ise Blue Sky.

Filmin seslendirme kadrosunda da ilgi çekici isimlere rastlıyoruz.Beyonce Knowles, Amanda Seyfried, Colin Farrell, Christoph Waltz, Jason Sudeikis, Steven Tyler, Josh Hutcherson gibi isimler gözümüze çarpıyor. Tabi bu isimler listede olunca ister istemez beklentimizi arttırıyor film. Belirttiğim gibi film animasyon ve seslendirme konusunda tatmin etse de hikaye oldukça sönük kalmış. Okumaya devam et

Journey 2: The Mysterious Island

Doksan dört dakikalık süresiyle birden başlayıp biten bir film Journey 2: The Mysterious Island. Öyle ki süreyi geçtim filmin hikayesi kurgusu da bu şekilde. Ne zaman adanın şifresi geldi, nasıl geldi, birden bire nasıl çözüldü. Ne zaman kalkıp oraya gidildi. Derken helikopter bulunması, adaya tamda istenildiği gibi varılması, burada her şeyin ve yaşanan maceraların bir çırpıda olması ve geri dönülmesi… Filmi izlerken hangi arada tüm bunlar oldu şaşırdım.

Hikaye oldukça kısır. Filmin bir içeriği yok. Bir şeyler izliyorsunuz ama bunun neden olduğu hakkında bir fikir oluşturamıyorsunuz kafanızda. Üvey babanın, üvey oğluna yaranması, gözüne girme çabası diyebiliriz ancak hiçte bunu veren sahnelerle karşılaşmıyoruz. Film kendi içerisinde oldukça tutarsız. Sırf aksiyon olsun diye mantıksız sahneler var. Aklıma takılan konu ise, adanın belli dönemlerde suyun dibine çökmesi ve sonra tekrar yer yüzüne yükselmesi. Peki burada yaşayan devasa hayvanlar ne oluyor suyun altında bu konuda hiç bir şey söylenmemiş. Tabi tüm bu mantıksızlıklara kafa yorduğunuzda film izlenmez bir hal alıyor.

Dikkatimi çeken bir diğer konu ise karakterlerdi. Hiç bir karakter sağlam ve tutarlı değildi. Hank ve Sean karakterleri ana karakterlerdi. Gabato filmin komedi unsurunu oluşturmak amacıyla eklenmiş basit bir karakterdi. tam anlamıyla bir ayak bağıydı. Kailani’nin ise filmin güzel kız açığını doldurmaktan başla bir işe yaramadığını söyleyebilirim.

Film aksiyonla başlayıp aksiyonla bitiyor. Bu sebepten dolayı aksiyon olsun da ne olursa olsun mantığı güdülmüş. Belirttiğim gibi konu, kurgu, görsellik çok başarılı değil. Filmin Journey to the Center of the Earth tan pek bir farkı yok Zaten onun üzeirne oynanmış bir film. Ancak onun kadar eğlenceli ve üstüne düşünülmüş bir film olduğunu söyleyemeyeceğim.

Hikayeyi kısaca özetlemek gerekirse; Sean dedesinden bir mesaj alır ve bu mesajı çözmeye çalışır. Bu arada üvey babası ile de arası pek iyi değildir. Üvey babası Hank onunla arasını düzeltmek için şifreyi çözmeye yardım eder. Şifreyi çözünce de bu gizemli adaya doğru yola koyulurlar. Gittikleri yerde onları istedikleri koordinata götürecek kimseyi bulamazlar. Onlara yardımcı olan para göz üç kağıtçı Gabato ve güzel kızı Kailani’dir. İstedikleri adaya giderler ve burada Sean dedesini bulur. Ancak ada suların altında kalmak üzere olduğundan adadan kaçmaları gerekmektedir.

Filmi 3D izlemediğim için, 3D konusunda nasıldır bir bilgi veremeyeceğim. Ama konusuna ve oyunculuklarına bakınca, filmi 3D ile kurtarırız edası seziyorum. Aslında bu da zor gibi görünüyor. ben gayet basit çekimlerle karşılaştım. Tüm bu saydıklarıma takılmadığınız zaman bir çırpıda biten bir film. Vakit geçirmek için bire bir. Ama ben takarım diyorsanız, izlemeyin derim.

Yönetmen: Brad Peyton

Senaryo: Brian GunnMark GunnRichard OuttenJules Verne (kitap)

Oyuncular:

Dwayne Johnson
Hank
Michael Caine
Alexander
Josh Hutcherson
Sean
Luis Guzmán
Gabato
Vanessa Hudgens
Kailani
Kristin Davis
Liz

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1397514/

http://www.themysteriousisland.com/

The Kids are All Right / İki Kadın Bir Erkek

Festivalin iyi filmlerinden Oscar’ın ise sönük filmlerinden The Kids are All Right. Zaten Oscar’dan başarı çıkmasını beklemek bu film için büyük bir mucize olurdu. Gerçi nasıl oldu da aday oldu o da ayrı bir konu.

Film konusu bakımından da oldukça ilginç. Bu ilginçlik işleniş, senaryo, oyunculuk ve yönetimle de üst düzeye çıkmış. Lezbiyen bir ailenin hayatlarına göz atıyor. Jules ve Nic, Joni ve Laser adlarında iki çocuğa sahiptirler. Kaliforniya’da yaşamaktadırlar. İki kadın, sperm bağışı yoluyla hamile kalmış. Joni, 18 yaşına gelmiş liseyi bitirmiş yakın zamanda üniversiteye başlayacaktır. Kardeşi Laser ise 15 yaşındadır. Laser donörlerinin kim olduğunu merak etmektedir. Joni kardeşine yardımcı olur ve donörleirni bulur. Öncelikle bunlardan annelerine bahsetmezler.

Joni ise kötü bir çocuk ile arkadaşlık etmektedir. Anneleri bunun önüne geçmek için adım atarlar ancak öğrenmek istedikleri aslında oğullarının gay olup olmadığıdır. Her na kadar bu konuya ön yargılı yaklaşmamaya çalışsalar da bir nebze olsun tedirginliği hissedebiliyorsunuz. Bu sebepten dolayı da Joni annelerine donörleri ile buluştuğunu söyler.

Jules ve Nic çocuklarının bu merakını haklı bulur. Bu adamın kim ve nasıl biri olduğunu öğrenmek için onunla tanışırlar. İster istemez çocukların biyolojik babaları Paul’de aileye katılmıştır. Tabi bu kişinin varlığı bu iyi gibi görünen çekirdek ailenin düzenini bozar. Her bir karakter, ailesini ve yaşantılarını sorgulamaya başlar. Filmde çevresel faktörleri pek göremiyoruz ancak Joni ve Laser’in arkadaşlarının tepkilerine bakarsak her biri bu durumu kabullenmiş durumda. Hatta ailede yaşayan çocuklardan daha fazla.

Aile hayatında erkeğin rolü tartışılmaz elbet. Filmde bu vurgulanmış. Nic karakteri çalışan evin geçimini, tüm yükünü sırtlamıştır. Bunu kendine bir görev olarak görür. Bunlar zaten diyaloglar arasında tartışılan şeylerdir. Nic otoriter rolünde evinde eşini bekleyen bir ilişki istemesi sebebi ile Jules’u de pek çalıştırmamıştır. Ancak çocukların da büyümesi ile birlikte, Jules peyzaj işine soyunur. Paul ise organik sebze işindedir yeni aldığı bahçenin düzenlenmesi için Jules’tan yardım ister.

Nic bu işe pek sıcak davranmaz. Ailesi bu adamın ortaya çıkması ile birlikte her şeyi sorgular olmuştur. Ancak bir şey de diyemez. Jules, Paul ile birlikte çalışmaya başlar. Aralarında da bir yakınlık olmuştur. Bir kaç kez birlikte olurlar. Nic ise hiç anlaşamadığı Paul’u tanımak, ailesini de bir arada tutmak için, Paul’e yemek yemeye giderler. Ancak Nic tuvalete gittiğinde, banyoda Jules’in saçlarını görür ve Paul’un yatak odasında da tokasını. Nic, Paul’un kendisini aldattığını anlamıştır.

İkisi yatak odalarında durumu konuşurken, çocuklarda durumu öğrenir.Bu durum Paul’un durumunu çocuklar önünde değiştirir. Onu güvenilir biri olarak görmezler. Ancak bu olaya Laser’in tepkisi erkek olması sebebi ile normaldir. Joni ise en sert tepkiyi gösterendir. Bu aile Julesun evlilik hakkında konuşması ile kurtulur. Tabi Joni’nin üniversiteye gitmek için evden ayrılması ile de orantılıdır.

Aslında anlatılamayacak, ince noktaların başarı ile ekrana yansıtıldığı bir film. Kim olursa olsun, ne olursa olsun aile denen yapının ne olması gerektiğini, evliliğin insanlar üzerine bindirdiği o yükü başarılı bir şekilde yansıtmış. Kesinlikle izlenmesi gerekli bir film.

Yönetmen: Lisa Cholodenko

Senaryo: Lisa CholodenkoStuart Blumberg

Oyuncular:

Julianne Moore
Jules
Annette Bening
Nic
Mark Ruffalo
Paul
Mia Wasikowska
Joni
Josh Hutcherson
Laser
Yaya DaCosta
Tanya

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0842926/

http://2011.ifistanbul.com/tr/Movie/the-kids-are-all-right-

http://ifistanbul.com/blog/?p=6397

Dünyanın Merkezine Yolculuk – Journey to the Center of the Earth (3D sinema deneyimleri yahut bir cumartesi özeti)

Cuma akşamı piyangodan cumartesi mesaisi çıkması ile bozulan moralimi toparlamak için taktım 3D film izlemeye. Arkadaşlarında kanına girerek daha önceleri hep hayal kırıklığına uğradığım bir 3D deneyimlerine bir yensini katmak için sıvadık paçaları. Öncelikle bir boğaz turu attıktan sonra Serdar bizi garip bir yerlerden geçirterek, Pruva* diye bir yere götürdü. Güzel bir manzara eşliğinde, karnımızı doyurduktan sonra (ben toktum meyve yeyip bir şeyler içtim) İstinye Park‘a doğru Real 3D keyfi yaşamak için yokla çıktık. Gideceğimiz film orada gösterimdeydi daha önce zaten internetten bakmıştık. Gişeye yaklaştık film için bilet sorduk matine başlayalı 20 dakika olduğu için haliyle bizi içeriye almadılar. Aliah’tan sormuşuz ki gişedeki görevliye cevap verdi. “Sinemamız 3D ama filmin bize gelen kopyası 3D değil”. Hayda dedik ve bilet almaktan vazgeçtik. 3 boyutlu filmleri zaten hep izliyoruz. ne işimiz olur amacım gözlüklerimizi takıp film izlemek. 3D gözlüğü dedim de hep aklıma “Geleceğe Dönüş”teki şu 3D gözlük takan eleman gelir.Eh haliyle bende yürümemi değiştirdim ona benzettim kedimi ama gözlük yok ortada üstüne üstlük film de yok…
Hadi dedik Kanyon‘a gidiyoruz. Atladık gittik. 22.:00 seansı var hemde 3D lakin yer yok, e izleyeceğiz ya inat ettik 00:15 seansına aldık biletleri. Sonra başladı bekleyiş…
Nihayet film vakti geldi. yediğimden değil XL mısır cipsi elimde merakla içeri girmeyi bekliyorum ama hala gözlük mözlük yok ortalıkta. Nihayet gözlüklerde geldi içeride girdik ve film başladı… Bundan sonrası anlatılacak cümlelerin dışında görmek lazım her şey etrafınızda dönüyor hatta alt yazılar sanki tavanda asılıymış gibi. Toplar üzerinize geliyor, dinozorlar sizi ısırmaya çalışıyor bir ton tecrübe. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Imax‘ın geliştirmiş olduğu Read3D sistemi gerçekten harika. Görüntü kalitesi çok güzel başta her şey canlı sanki HD film izliyormuşsunuz gibi evinizde. Ama odanın içinde. Neyse anlaymaya gerek yok izlemek lazım.

Gelelim filimize. Başrollerinde Brendan Fraser, Josh Hutcherson, Anita Briem‘in rol aldığı filmin yönetmeni Twisted, Peter Pan, Pearl Harbor, Men in Black gibi filmleirn visual effects supervisorlüğünü yapmış Eric Brevig. 90 dakika süren film byunca kesinlikle sıkılmıyorsunuz. Sanki bir eğlence parkında oradan oraya savruluyormuş edasıyla kendinizden geçiyorsunuz. 50’lerin sadece eğlence amaçlı olan filmlerini hatırlatan, filmin tek amacı 90 dakikayı zevkli bir hale getirmek ki bunu başarıyor da. Ancak şu bir gerçek ki film iki boyutlu izlendiğinde ne kadar zevk verir bu tartışılabilir bir durum. Birazda filmi film yapan o yaratıkları gözümüzün içine sokan 3D teknolojisi. Film bir DVD kalıbına girerse ne hal alır bunu Allah bilir elbette.
Filmin konusu işe şöyle: Film Jules Verne‘in aynı adlı kitabına dayanmakta. Trevor Anderson mesleğinde epek alışıla gelmiş olamayan bir bilim adamıdır. Kardeşi Max volkanik araştırmalar için gittiği yerden 10 sene olmuş dönmemiştir. Trevor bir gün kardeşi Max’tan kalan bir kutuyu yeğeni Sean verirken içinde Vern’in kitabını ve kitabın içinde de bir takım notlar bulur. Bu doğrultuda meraklanan Trevor, Sean’i de yanına alarak İzlanda’ya volkanik bir araştırma için kitapta adı yazılı olan bir adamı bulmaya gider ancak adamı bulmaz, karşılaştığı adamın kızı dağ rehberi Anita’dır. Onunla birlikte dağa araştırmaya çıkarlar. Bu saatten sonra macera başlar ve Vern odaklı bir kaçışı yaşamaya başlarız.

3D meselesine geri dönersek önümüze ki hafta gösterime girecek olan Dark Knight -Kara Şövalye (neden bu isim verildi kırk yıllık Batman’a anlamış değilim.) bu klasmanda yol alıyor kimdi 3D olduktan sonra iki boyut izlenmez değil mi?

* Gitmek isteyenler için adresi vereyim. Yahya Kemal Mah. No:36/2 Rumelihisarı. 0 212 287 1582 web: www.pruvahisar.com (ben açamadım ama deneyin isterseniz.)