Etiket arşivi: Judi Dench

Philomena / Umudun Peşinde

Philomena bu senin Oscar ödüllerine de dört dalda aday olmuş ve ancak eli boş dönmüş. Ancak Bafta ve Venedik Film festivallerinden ise en iyi senaryo ödülü ile geri dönmüş. Hikaye etkileyici ve sürükleyici ve Martin Sixsmith‘in The Lost Child of Philomena Lee’nin kitabından uyarlanmış. Tabi kitapta gerçek bir hikayeyi anlatıyor. Yazar Martin Sixsmith, Philomena Lee’nin kayıp oğlunu aramaya başlamasını ve bu esnada başından geçenleri kaleme almış aynı şekilde filmde bunu anlatıyor.

Film 1952’de İrlanda’da Philomena adında genç bir kız aşık olur ve hamile kalır. Ancak bundan sonra kendisine yöneltilen bakışlar değişir ve cezasını çekmek için bir manastıra gönderilir. Burada sürekli çalıştırılan genç kız çocuğunu doğurur. Belli zamanlar haricinde çocuğunu görmesi yasaktır. Günün birinde çocuğu evlatlık verilir. Philomena günümüze kadar çocuğunu arar ancak bir türlü ona ulaşamaz. Okumaya devam et

Skyfall

Skyfall’ın benimi için en büyük artısı ve beni memnun eden en güzel tarafı Adele’nin filmin şarkısını seslendirmesiydi ve bence Adale gelmiş geçmiş en iyi Bond filmi müziğine imza attı. Tabi benimle aynı şekilde düşünenler var ki şimdi Adele, Skyfall ile 2013 Oscar ödüllerinde “En İyi Özgün Şarkı” ödülünü aldı. Şimdi gelelim filime.

İzleyici olarak Bond filmlerini sevmemizin nedenlerinden biride garip teknolojik aletler, doğa üstü güçlere sahipmiş gibi görülen çapkın bir adamın karşımıza çıkmasıydı. Son dönem Bond filmlerinde ise bu olgu biraz daha köreltilerek Bond artık sıradan bir insani teknoloji ise sıradan bir teknoloji olarak gösterilmeye başlandı. Bond serisinin son filmi Skyfall’da da buna büyük bir örnek. Yani karakter sıradanlaşmaya başlayınca filmde sıradanlaşıyor. Bu sebepten dolayı Skyfall sıradan bir aksiyon filminden öteye geçmiyor. Okumaya devam et

Jane Eyre

Bilmem kaçıncı kez televizyon dizisi, televizyon filmi, sinema filmi, olarak karşımıza çıkmış Charlotte Brontë‘nin ünlü romanı Jane Eyre’nin son çevrimi karşımızda. Yönetmen koltuğunda adını pekte duymadığımız Cary Fukunaga var. Kendisinin ismi sebebi ile uzak doğulu olduğunu düşünmekteydim ancak şeklinide görünce nasıl bir bağlantısı var düşünmeden edemedim. Neyse konumuzda bu değil zaten.

Hikayeyi herkes biliyordur aslında. Zamanında okullarda okutulmuştu. Roman hatırladığım kadarıyla biraz daha bunaltıcı ve kasvetliydi. Tabi üstünden yıllar geçmesi hikayenin aklımda kalanlara sekte vurması oldukça normal.

Hikaye genç bir mürebbiyenin başından geçenleri anlatıyor. Bu bağlamda bende herkes gibi bunu Çalıkuşuna benzetebilirim. Film kitaba oranla tersten başlıyor.  Jane’i sersefil halde kaçarken görüyoruz. En yakın eve ulaştığında ise ölecek durumdadır. Kendisini kapıda genç bir misyoner rahip bulur. İki kız kardeşi ile birlikte Jane’e yardım eder. Jane kendine geldiğinde ise kendisi hakkında bir şey söylemez. Onun toparlama anında da biz hatıralarını izleyerek başından geçen olayları görürüz.

Jane küçük yaşta ailesinin ölümünden sonra yakın bir akrabasının yanına taşınmıştır. Ancak akrabasını hiç görmemiştir. Konakta yengesi ve oğlu ile de iyi geçinememektedir. Kadın onu yatılı bir okula gönderir. Bu okul öğrencilerini şiddetle eğitmektedir. Jane’nin okuldaki tek arkadaşı da hastalanıp ölünce yalnız kalır. Seneler böylece geçer.

Günün birindemürebbiye olarak bir malikanede işe başlar. Malikane sahibi ve Jane’in iş vereni Edward Rochester ile ilk başlarda sorun yaşasa da daha sonra yakınlaşırlar. Hatta bu yakınlaşma evliliğe kadar gider. Ancak  Edward Rochester’in evliliğe mani bir durumu vardır.

Heyecan olsun diye konuyu tam anlamıyla yazmıyorum. Sanki bu film bir klasikten uyarlanmamış gibi merak edilsin diye. Hikayeden uzaklaşıp biraz daha filme dönersek  görsel açıdan başarılı bir film diyebilirim. Mekan güzel seçilmiş. Genelde kullanılan geniş açı filmin görüntülerin kartpostal şeklinde görüntülenmesine sebep olmuş. Renk tonlamaları oldukça başarılıydı. Görüntü içerisindeki herhangi bir insan faktörü bu güzelliği bozamıyordu.

Bilindik hikaye için kurguda oldukça başarılıydı. Anı zamanda müzikler dönemi benimsetmeye yetiyordu. Kostümlere oldukça başarılıydı. Oyunculuklara geldiğimizde ise Mia Wasikowska kendinden bekleneni başarılı bir şekilde vermiş. Bu kadar güzeli ardarda sıralayınca iyi film diyebiliriz. Ancak film bana biraz duygu yoksunu gibi geldi. Büyük bir aşk ve yaşanılan aculardan bahsediyor film ancak bunun tam anlamıyla veremiyor. Jane Eyre duygularını kendine saklıyor. Belkide bunun sebebi filmin olaylar arsındaki zamanı tam anlamıyla verememiş olması. Bu sebepten dolayı düz bir film izliyorsunuz.

Sonuç olarak boş vakitte iki saat harcanacak bir film Jane Eyre’nin bu yorumu. Film bittikten sonra sizin aklınızda en çok kalacak şey görselliği…

Yönetmen: Cary Fukunaga

Senarist: Charlotte Brontë (kitap), Moira Buffini

Oyuncular:

Mia Wasikowska
Jane Eyre
Jamie Bell
St John Rivers
Su Elliot
Hannah
Holliday Grainger
Diana Rivers
Tamzin Merchant
Mary Rivers
Simon McBurney
Mr. Brocklehurst

Linkler:

http://filmekimi.iksv.org/tr/Filmekimi.asp?fid=8

http://www.imdb.com/title/tt1229822/