Etiket arşivi: Justin Long

Tusk / Mors Dişi

Yönetmen Kevin Smith‘in 2014 yapımı filmi Tusk. Filmin ilk dakikasından itiberen sizi çekiyor. Tabi bir de ters köşe yapma durumu var. Filmin ilk dakikalarında hiç aklıma bu şekilde çizgi çizip finali bu şekilde yapacağı gelmemişti. Tabi filmin finali bu şekilde mi olmalıydı biraz düşündüm sanki daha farklı bir son ya da bu son olmzsa daha iyi olur gibi geldi bana. Ama sonuçta yönetmen bu şekilde düşünmüş. Okumaya devam et

After.Life

İlginç konusuna ve iyi oyunculuğuna rağmen görsellikteki, senaryo ve kurgudaki açıkları ile tadı kaçan bir film After.Life. Durağan anlatım her ne kadar hikayeye yakışmış olsa da eksikleri oldukça fazla. Filmin korku yönü olmadığı gibi drama yönü de ağır basmıyor. Filmi tek izlettiren ise konusu. Tabi filmin devamında gelen açıklar insanın önüne soru işaretleriyle çıktıkça izlemekten zevk almakta etkisini kaybediyor.

Anna bir ilk okul öğretmenidir. Nişanlısı ile sorunlu denebilecek bir ilişkisi vardır. Özetle Anna aslında gerçek hayatta da yaşayan bir ölüdür. Günün birinde müzik öğretmeni ölür ve Anna onun cenazesine gider. Burada cenazelerden sorumlu olan, Eliot Deacon’u ilkkez görür. Anna bir süre sonra trafik kazası geçirir ve kendisini uyandığında Eliot’un cenaze evinde bulur.

Anna ölmüştür ve cenazesine hazırlanması için Eliot’a teslim edilmiştir. Eliot’ta cenaze gününe Anna’yı hazır etmeye çalışır. Anna konuşmakta ve ayakta dolanmaktadır. Öldüğünü kabullenmez. Eliot durumu onun ölüme hazırlanması olarak açıklar ve onu sakinleştirmeye çalışır. Sakinleştiğinde ve ölümü kabullendiğinde işlemlere başlayacaktır. Eliot’un anlattıklarına göre Anna ölmüş ve onu sadece kendisi görebilmektedir.

Anna’nın nişanlısı, Paul onu görmek ister ancak Eliot buna izin vermez. Anna’yı ayakta gören ise öğrencisi, Jack olur. Durumu Paul’e haber verir. Paul cenaze evine gider ancak bundan bir sonuç çıkaramaz. Eliot ise Jack’e kendisi gibi onunda özel olduğunu ve ölüleri görebildiğini söyler…

Film bu şekilde acaba Anna ölümü canlı mı muhabbetiyle geçer. Ancak hikayedeki açıklar bizim kesin bir kanıya varmamızı engelliyor. Anna’nın aynanın karşısında gözükmemesi ancak nefesinden buhar çıkması filmin tereddütte bırakan sahnelerinden. İnsan göstermeyen bir ayna icat edildi mi diye sormadan edemiyor insan…

Aslında burada Anna ölüydü ip uçları ile aynı derecede canlı ip uçları da verilmiş. Bir yerde acaba herkes mi ölüydü sorusunu da sorduruyordu film. Çünkü belli insanlar dışında pek reaksiyon alınamıyordu kimseden. Paul’ün yemek masasında yiyip içememesi, karakolda içecek alamaması bu soruları sorduruyor bize. Akabinde o da trafik kazasında ölüyor zaten.

Ancak diğer bir nokta ise Eliot’un bunları öldürmesi. Çünkü bakıldığında bu karakterlerin tümü yaşadıkları hayattan bıkmış zevk almayan kişiler. Yani bir nevi ölüler. Eliot zaten bu yaşayan ölüleri, öldürüyor olabilir. Buraya da Anna’ya sürekli iğne yapışından ve konuşmalarından. Şırınganın içerisinde uyuşturucu bir madde de olabilir elbet.

Ancak film bu kadar ve bundan daha fazla soru işareti barındırırken tatmin edici bir cevap sunmuyor bize. Devreye polislerin girmemesi, adli tıpın girmemesi, nasıl bir olay bu dedirtiyor bize. Eliot bir psikopatsa öldüreceği insanlara bu kadar kolay nasıl sahip olabiliyor.

İlginç bir hikaye tatmin etmeyen bir kurgu ve sonla ortaya çıkıyor. Keşke hikaye üzerinde biraz daha durulsaymış. Klasik Amerikan yapımı ile bağımsız film arasında sıkışıp kalmış ve saçmalamış. Yalın görüntüleri insanı etkiliyor, yer yer gereksiz diyaloglar insanın hikayeyi anlamasından çok karıştırmasına yarıyor. Diyaloglar kesilip görüntüler işlenerek bile anlatılmak istenen anlatılabilirmiş ancak hikaye yapısı ne anlattırdığını, ne anlatmak istediğini tam olarak veremiyor.

Sonuç olarak, filmi merakla izliyorsunuz. Elbette daha ilk dakikalarda bir fikriniz oluyor sonla ilgili ancak yinede ne çıkacak diye merak ediyorsunuz. Sürekli tekrarladığım gibi hikaye boşlukları doldurmak yerine daha büyük boşluklar açıyor. Hareketsiz, durağan geçen bekleneni veremeyen bir film.

Yönetmen: Agnieszka Wojtowicz-Vosloo

Senaryo:

Agnieszka Wojtowicz-Vosloo
Paul Vosloo
Jakub Korolczuk

Oyuncular:

Christina Ricci
Anna Taylor
Liam Neeson
Eliot Deacon
Justin Long
Paul Coleman
Chandler Canterbury
Jack
Celia Weston
Beatrice Taylor
Luz Alexandra Ramos
Diane

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0838247/

 

Planet 51 / Gezegen 51

Aslında tüm hatlarıyla bilindik bir konu üzerine yazılmış bir hikayesi var Planet 51’in. Ancak bu kez roller biraz değişmiş. Burada uzaylılar bize gelmiyor da biz uzaylılara gidiyoruz. Tabi uzaylı olarak.  Bu da filmi izlenebilir kılıyor. Tabi hep biz saldırıya uğramayacağız ya…

Tabi film animasyon olması nedeni ile çok fazla saldırı yok. Uzaydan geldiğini bildiğiniz bir yaratık gezegeninizde dolanırsa aslında ne yapacağınız her şeyi Gezegen 51 ahalisi yapıyor. Bu gezegende yaşayanlar henüz, bizim dünyamıza göre 50’lerde yaşıyorlar. O uzay ve yaratık filmlerinin bol olduğu çeşitli söylentilerin döndüğü dönemde.

Hal böyle olunca gezegene bir uzaylının inmesi, uzaylılar hakkında dosça bir kaynak olmadığından gelen ziyaretçiyi beyin yemek isteyen yaratık olarak tanımlamaları oldukça normal. Tabi aradaki dil uyumunu evrensel hatta galaksiler arası, dil olan İngilizce ile çözmüşler. Bize göre uzaylılarda İngilizce konuşuyorlar. Aslına bakarsak biz onlarız…

Lem uzay gözetleme kulesinde yeni işe başlamıştır. Planet 51’in insanları ise uzaylılarla kafayı yiyecek duruma gelmiştir. Bir gün gezegene bir uzar aracı iner ve içinden bir dünyalı, Astronot Charles T. Baker iner. Ancak gezegende ünü kötü olan uzaylılar, Astronot Charles T. Baker’ın peşine takılır. Tabi herkes bu beyin yiyen uzaylıdan korkmaktadır.

Lem ile Charles tesadüfen karşılaşırlar. Lem, Charles’ın kötü bir yaratık olmadığını anlar ve onun uzay aracına geri dönmesine yardım eder. Charles iki gün içinde ana gemiye dönmelidir aksi taktirde burada kalmaya mahkum olacaktır. Tabi Gezegen 51 askerleri de General Grawl komutasında bu uzaylıyı aramaktadır.

Lem, arkadaşları ile birlikte Charles’ı gemisine ulaştırmaya çalışırken türlü türlü maceraya atılırlar. Tabi bu macera eğlenceli bir filme dönüşür.

Yönetmen:

Jorge Blanco, Javier Abad,Marcos Martínez

Senaryo: Joe Stillman

Seslendirenler:

Jessica Biel
Neera
John Cleese
Professor Kipple
Gary Oldman
General Grawl
Dwayne Johnson
Charles T. Baker
Justin Long
Lem
Seann William Scott
Skiff
Freddie Benedict
Eckle
Alan Marriott
Glar

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0762125/

http://www.sonywonder.com/planet51/

Drag Me to Hell – Kara Büyü

Gayet başarısız buluğum filmlerden biri Drag Me to Hell. Korku, gerilim filminden çok komedi filmine kaydığı yönler oldukça fazla. Her zaman ki gibi sessizlik içinden çıkan ani ses patlamalarının dışında filmde ürkütücü bir sahne yok. Konu ise gayet klişeleşmiş. Bana filmi izlerken farklı hiçbir şey hissettirmedi. Yönetmen -ki bunu söylemek istemezdim- biraz daha Tayland filmi izlerse yada Taylandlılarla çalışırsa bu büyü olayını çözer sanırım…

Anlaşılan o ki yönetmen ve senaristin büyü ile ilgisi yok. Tek ilgileri hadi büyü filmi çekelim demelerinden kaynaklanıyor sanırım… Gerçi yenilik yok dedim ya yalan ben bir büyünün sağ ve sol kroşelerle adam dövdüğünü ilk bu filmde gördüm…

Film ne olduğunu bilmediğimiz bir tarihte ki sanıyorum 30 yıl önce bir büyücünün evinde başlar. Bir çocuk ona getirilmiştir. Büyücü onu kurtarmaya çalışır ancak çocuk ikinci kattan yere düşer. Düştüğü yerde birden açılır ateş topu onu içine çeker… Sanıyorum büyü şeytandır (ilginç bir cümle oldu.) Büyücü tekrar görüşeceğiz diyerek hikaye günümüze gelir…

Los Angeles’ta bankacı olan Christine Brown yükselme yakın zamanda müdürlük beklemektedir. Özel yaşantısı da iş yaşantısında oduğu gibi başarılı gitmektedir. Tek sorun erkek arkadaşının annesinin sıradan bir memur istememesidir. Tabi bu Christine’in fırsını daha da arttırır. Bir gün bankanın bir müşterisi kredi borcunu erteletmek için ona baş vurur. Christine önce müdürüne sorar ondan aslında iki kere uzatma verildiğini ve insafiyetin kendine kaldığını öğrenince tercihini krediyi uzatmamakta kullanır.

İsmi Ganush olan bu kadın isimli bu tuhaf yaşlı kadın, bunun üzerine önünde diz çöker ve uzatma ister. Christine bu durumdan kurtulmak için güvenliği kaldırır. Kaıdn onun ayaklarına sarılmışken birden geri çekilir Christine ve kadın düşer. Bayan Ganush beni rezil ettin diyerek Christine saldırır.

Tabi bankadaki olayla bitmez. Ganush onu otoparkta yakalar ve saldırır. Bu arada zaten Ganush’un şeklinden büyücü olduğunu anlarız. Tek gözü yoktur, tırnakları sivri ve kirlidir. Yani korkmamız gereken her şey var. Otoparktaki ilginç saldırı sırasında Ganush, Christine’in düğmesini alır ve kara büyü yapar. Bu arada otoparkta ikisinin kapışması izlenmeye değer… Sahneler oldukça komik ve etkileyici…

Büyülenen kızımız bir şeylerin ters gittiğini anlar. Bir medyuma uğrar ve medyum büyünün kuvvetli olduğunu söyler. Dediklerini yapar. Tam kurtulduk derken aslında büyünün çözülmediğini anlar. ve tekrar medyuma gider. Medyum kendini için zor bir büyü olduğunu ancak çözecek birini bildiğini söyler… Bu şekilde filmin başında genç halini gördüğümüz büyücüye giderler…

Tabi filmin yönetmenin den de bahsetmek lazım. The Evil Dead, The Grudge, Spider-Man gibi başarılı filmlere imza atmış bir yönetmen olan Sam Raimi‘nin böyle bir filmle karşımıza çıkması beni biraz şaşırttı. Gerçi filmi şöyle de özetleyebiliriz. Christine Brown karakteri aslında paraya ve mevkiye tapan bir kişiliktir. ve başına gelenler bir bakıma terfi hırsı yüzündendir. Christine ne kadar güzelde kardi istemeye gelen kadın onun tam tersi o kadar çirkindir. Burada Christine’in aşağılama özelliğini de görürüz. Belkide krediyi bu sebepten dolayı uzatmadı. Protez dişler ise cabası…

Film ilerledikçe başına gelen olaylardan dolayı Christine biraz daha yumuşuyor daha insancıl olduğunu ve hırsı bir kenara attığını gördüğümüzde zaten bu büyüden kendisini koparmışta oluyor. Hatta günah bile çıkarıyor kredi konusunda. Ancak sonunda mutlu mutlu sevgilisi ile buluşacağında aldığı pahalı kaban onun sonunu hazırlıyor… Kısaca film aç gözlülük nelere kadir dedirtiyor bize…

Ama bu filmi sevmemiz için etken değil. Yada sevmem için diyeyim. Bence olmamış bir film… Sam Raimi‘den beklemezdim. Hatta Sam Raimi‘nin olduğunu bilmiyordum. Ekranda okuyunca içerledim…

Oyuncular:

Alison Lohman Christine Brown
Justin Long Clay Dalton
Lorna Raver Mrs. Ganush
Dileep Rao Rham Jas
David Paymer Mr. Jacks
Adriana Barraza Shaun San Dena
Chelcie Ross Leonard Dalton

Linkler:

www.dragmetohell.net/

http://www.imdb.com/title/tt1127180/

http://www.sinemalar.com/film/20308/Kara-Buyu/