Etiket arşivi: Justin Timberlake

Wonder Wheel

Wonder Wheel yada Türkçe adıyla Dönme Dolap, Woody Allen’ın en iyi filmi değil. Ancak seksen küsür yaşına gelmiş birinden de beklenebilecek oldukça iyi bir yapım. Ben filmin atmosferini çok beğendim. tamamen 50’lerin havası vardı filmde. Gerek görsellik, gerekse müzikler ortamı gayet başarılı bir şekilde yansıtıyordu.

Asıl hikaye rutine dönen hayatlarımızı göz önüne alırken bunu hayatımıza giren farklılıklar üzerinden yapıyor. Ginny gençken tiyatro oyunlarında oynamıştır. Ancak herşey istediği gibi gitmez hayat onu farklı bir yöne iter ve Coney Island’da bir lünaparkta garson olarak çalışır. Kendisine ve çocuğuna kanat geren ise Humpty adında bir adam olmuştur. Günün birinde Humpty’in güzel kızı çıkagelir. Kız vakti zamanında bir mafya ile evlenmiştir ama ilişkileri bozulunca geri gelmiştir ve mafya onu aramaktadır.

Ginny, hayatının en sıkıntılı döneminde sahilde cam kurtaran olan ama aslında drama yüksek lisansı yapan Mickey ile tanışır. Onunla tanışması Ginny’nin hayatına bir farklılık getirir ve onunla bir ilişki yaşamaya başlar. Her şey güzel gitmektedir. Geleceğe ait planları daha da değişmiştir. Derken bir gün üvey kızı Carolina ile birlikteyken Mickey onları görür. Bu arada Mickey ve Carolina birbirlerine karşı birşeyler hissetmeye başlarlar. Ginny ise kıskançlık krizleri geçirmeye başlar. 

Kısaca hikayeyi anlatmak gerekirse bu şekilde. Karakterler yerine o kadar oturmuş ki haklarında bir soru işareti uyanmıyor. Gerçi o oğlanın hali me olacak ayrı bir soru. 

Karakterlerin oldukça doğal duygu ve düşünceleri dile getirilmiş. Bilhassa finalde anlatılan kısa süredeki rutine dönüş oldukça hoşuma gitti. Malesef o kadar yaygara koparıp biz de bir şekilde kendimizi rutine alıyoruz. Karakterler ile birlikte izlerken sizde kendinizi bir gözden geçiriyorsunuz. 

Tüm oyuncuların performansları çok iyiydi. Zaten hepsi iyi oyuncular ama Kate Winslet’in performansı ona bir ödül daha getirecek biçimdeydi. Müzikler ayrı bir güzeldi. 

Vizyondaki en iyi filmler arasında Wonder Wheel. 

Yönetmen – Senaryo: Woody Allen 

Oyuncular: Jim Belushi, Juno Temple, Justin Timberlake, Kate Winslet

Bad Teacher

Filmin afişine bakınca içinizde filmi izleme hissi uyanıyor. Keşke bu hissiyatın onda birini filmin ilk on dakikasından sonrada yaşasak. Film ilk dakikalarında bile hiç bir şey vaat etmiyor. Klasik amerikan aşk filmi konusu mevcut filmde. Ancak işi biraz değiştirmişler iyi olması gereken öğretmeni kötü yapmışlar.

Zengin erkek avcısı Elizabeth Halsey bir okulda öğretmendir. Hedefine ulaşmış zengin birini de bulmuştur. Bunun üzerine istifa eder ve işten ayrılır. Ancak eve gittiğinde işler hiçte eskisi gibi değildir. Sevgilisi Elizabeth’in onunla para için evlendiğini anlamış ve onu terk etmiştir.  Paraya ihtiyacı olan Elizabeth ise okuldaki işine geri dönmüştür.

Bu arada okula Scott Delacorte adında zengin yeni bir öğretmen gelir. Elizabeth bu genç yakışıklı, zengin öğretmeni tavlamak için elinden geleni yapar. Ancak başka bir rakibi vardır. Okulda bir başka öğretmen olan Amy, Scott’u çoktan ayartmıştır bile. Elizabeth ve Amy Scott için didişmeye başlarlar.

Ağzı bozuk Elizabeth, Scott’u etkilemek için göğüslerine silikon yaptırmaya karar verir. Bunun içinde paraya ihtiyacı vardır. Önce öğrencilerinin ailelerini sömürür. Sonra okulu kullanır. Sınavda sınıfının dereceye girerse çok para kazanacağını öğrenince de çocukların başına gaddar bir öğretmen olur. Hatta soruları da bin bir dalavereyle çalar ve sınıfını birinci yapar. Bu arada Elizabeth’e de aşık beden eğitimi öğretmeni Russell Gettis onu tavlamak için çok uğraşır. Ancak Elizabeth pek gönüllü değildir.

Tabi sonunda para değil aşk kazanır. Elizabeth, Russell ile birlikte olmaya başlar. Bu arada Elizabeth kötü öğretmen profili çizerken birden iyi öğretmen olur çıkar.

Film Cameron Diaz için izlenir. Ancak bu filmde kendisinin ne kadar yaşlandığını tekrar görüyoruz. Artık aksiyon dolu filmler için zamanı geçmiş gibi. Bu filmde de oyunculuğunun çok iyi olduğunu söylemek mümkün değil ancak diğer filmlerini göz önünde bulundurursak bu iyi oyunculuklarından biri. Filmin bir diğer bombası Justin Timberlake ise kesinlikle vasat bir oyunculukla embesil gibi çıkıyor karşımızda. Filmi kurtaran oyunculuklar ise yan karakterlerden, Lucy Punch ve Jason Segel‘den geliyor.

Filmin konusu çok basit ve aceleye gelmiş. Komedi olarakta çok başarılı bir film değil. Teknik açıdan oldukça sıradan. Yani tam anlamıyla sıradan basit bir film. Boş vakitte zaman geçsin diye izlenebilir.

Yönetmen: Jake Kasdan

Senarist: Gene StupnitskyLee Eisenberg

Oyuncular:

Cameron Diaz
Elizabeth Halsey
Lucy Punch
Amy Squirrel
Jason Segel
Russell Gettis
Justin Timberlake
Scott Delacorte
Phyllis Smith
Lynn Davies
John Michael Higgins
Principal Wally Snur

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1284575/

 

 

The Social Network / Sosyal Ağ

Bir Facebook filmi çekileceğini duymuş ancak pek ilgilenmediğim için kadro hakkında araştırma yapmamıştım. Bence film kesinlikle gişe için yapılmış bir filmden öteye gitmeyecekti. Film vizyona girdiğinde ise tüm sosyal ağlarda (ki hepsine üyeyim), tüm internet sitelerinde, yol üzerindeki afişlerde filmi gördüm. Tabi altta gözüken yönetmen ibaresi de dikkatimi çekmedi değil. David Fincher hada ilk dönemlerinden beri severek izlediğim bir yönetmendi.Ancak aklıma kazınmış gişe filmi fikri beni filme pek yaklaştırmıyordu. Nitekim filmi izlemeye giderken de ayaklarım geri geri gidiyordu. Bu arada dürtmeyle çalıştığımı belirtmeliyim. Zaten sorun da benim nasıl çalıştığım değil…

Fincher yine bir roman uyarlaması ile çıkıyor karşımıza. Romanın yazarı ise, Ben Mezrich. Kitabın orijinal adı ise The Accidental Billionaires (Kazara Milyoner). Kitabı okumadım ancak Fincher’ın uyarlama başarısını bildiğimden bazı şeyleri es geçtiğini düşünmüyorum. Ben Mezrich ise dünyanın en büyük sosyal ağ kurucusu Mark Zuckerberg’in Facebook’u kurma aşamasını anlatıyor. Ben Mezrich bu aşamada Zuckerberg ile hiç görüşmemiş ancak ona yakın insanlarla röportajlar yapıp hakkında çok araştırma yapmış ve bu kitabı derlemiş. Zuckerberg kitap ve film hakkında pek yorum yapmasa da en doğru şey giydiğim kıyafetler dediği de geçen notlar arasında.

Filme biraz giriş yapalım. İlk dakikalarından itibaren film izleyiciyi diyalog manyağı yapıyor. O kadar çok ve hızlı diyaloglar gelişiyor ki, siz yoruluyorsunuz. Ancak hikayenin akışı, bulunan ortamlar, bu diyalogların akıcı olmasına sebep oluyor. Filmi izlerken aslında Zodiac çok geldi aklıma, belki de işlenişi ve kurgu yönünden belkide o durağanlığı yüzündendir. Filmin bir dikkatimi çeken tarafı ise her şeyin, isimlerin, kurumların bire bir kullanılması. Film kesinlikle davaya açık kapı bırakıyor. Tabi bu durumda Zuckerberg reklamın iyisi, kötüsü olmaz diye yaklaşıp seste çıkarmayabilir. Film Zuckerberg’in direkt özel hayatına bakış atarken yapılan iş doğru mudur diye soruyoruz ancak Zuckerberg’in yaptığı özel yaşantıyı talan eden yapı bunu sorgulamamı yarıda bırakıyor.

Film aslında sıradan bir filmdi. Fincher için kolay bir lokmaydı yani. Aslında filmin gişe için olmuş olduğu fikri izledikten sonrada bırakmadı yakamı. Genel perspektifte filme baktığımda, Zuckerberg’in Shawn Fannin (kendisi Napster’in kurucusuymuş bu filmde öğrendim saygı duydum) diskodaki konuşmaları, müzik ve atmosferi (ki arkada çalan müzik ise pek sevdiğim Armin van Buuren‘e aitmiş sonra öğrendim); kano yarışındaki müzik ve çekim aklıma kazınan cinstendi.

Film ne kadar gerçeği yansıtıyor bilmem ama Zuckerberg’i internette aradığımızda resimlerinde sürekli güler görüyoruz. Ancak filmde ise sürekli düşünceli, somurtan sanki sürekli kuyu kazmaya entrikalar çevirmeye endeksli biriymiş gibi çıkıyor karşımıza. Ancak orijinal Zuckerberg sanki böyle eblek eblek gülen, gereksiz, geyik bir adammış izlenimi yaratıyor insanda.

Film Zuckerberg’in Facebook’u kurmasını anlatıyor. Sevgilisinden ayrıldıktan sonra, içindeki öfkeyi susmak için okuldaki bürün küplerin sitelerini hackliyor ve kız resimlerinin oylandığı bir site yapıyor ve site çok kısa sürede büyük hit olarak üniversitenin ağını çökertiyor. Bunun üzerine Zuckerberg disiplin suçu ile uğraşırken, aslında insanların herhangi birini değil de tanıdıklarını oyladıkları için sitenin hit aldığını düşünüyor. Bir yerde bu kuracağı sosyal sitenin de tabanı sayılabilir.

Ancak asıl fikir, Tyler ve Cameron Winklevoss kardeşlerin internet ortamında kulüpleri arasında insanların arkadaş olabilmelerini sağlayan bir site fikri ile Mark’a gelmesi ile atılır. Bu iki düşünce birleşince ise, Mark çalışmalara başlar. Bu arada Winklevoss kardeşler Mark’a ulaşamaz, markta onları tabiri caiz ise sallar. Winklevoss kardeşler fikirlerinin çalındığını söyler ve film bu dakikadan film sonra çalıntı mı değil mi sorgulamalarının canlandırması ile geçer.

Mark site fikrini ortaya atar ancak paraya ihtiyacı vardır. Finans konusunda arkadaşı, Eudardo ona yardımcı olur ve finans müdürü olarak sitenin sponsoru olur. Aslında her şey güzel gitmektedir. Sitenin adı thefacebook olmuş, üye sayısı günden güne artmaktadır. Eudardo bu arada kendilerine reklam verecek şirketler aramaktadır. Mark ise bunun daha erken olduğunu düşünür.

Mark, Sean Parker ile tanışır ancak bu tanışma Eudardo’nun pek hoşuna gitmez. Sean Parker aslında facebook’un şimdiki ismini almasına ve yerinde olmasında büyük katkı sağlamıştır. Yaz tatili geldiğinde ise siteyi geliştirmede yardımcı olan bir kaç stajyer ile Sean Parker’ın tavsiye ettiği Califonia’ya taşınır ve bu evde tesadüfen Sean Parker ile tekrar karşılaşır. Sean, Mark’ın yanına yerleşerek onun milyon dolarlık anlaşmalar yapmak isteyen yatırımcılarla görüşme ve Facebook’u büyük bir şirket yapma yolunu aralar.

Tabi Parker’in Facebooktaki bu etkinliği Eduardo’yu rahatsız eder ve Mark’ın Facebook hakkındaki farklı düşünceleri ilişkilerinde ufak çatlaklara sebep olur Mark’la işin en başında yaptıkları anlaşma gereği Facebook’ un ortağı olan  Eduardo, Sean Parker  ve büyük yatırımcıların devreye girişiyle anlamadığı bir takım yetki sözleşmelerine imza atar ve devre dışı kalır. Tabi şirket büyüdükçe sorunlarda büyümeye devam eder. Sean’ın uyuşturucu baskınında yakalanmasından sonra Mark onu’da devre dışı bırakır.

Filmde hem Eduardo, hem de Winklevossların açtığı davanın incelenmesi yapılıyor. He ikisi de hat talep etmekteler haklı olarak. Film ve kitapta aslında Mark’ın fikir hırsızı olup olmadığını sorguluyor. Bununla birlikte paranın onu değiştirmesini be arkadaş ilişkisini inceliyor. Film bu konuda Facebook’un kurulmasından çok Zuckerberg’i yargılıyor.

Başarılı kurgu, başarılı müzikler, başarılı oyunculuk. Ancak başarılı bir konu olduğunu söyleyemeyeceğim. Hala fikrimi savunuyorum gişe için yapılmış bir film. Ancak bu kadar kapitalist ve bu kadar hayatın içine girmiş bir konu olduğu için bu senenin Oscar’a en büyük adayından biri olarak görüyorum. Sırf bu yüzden. Kişisel kanımsa sıradan bir film…

Yönetmen: David Fincher

Senarist: Aaron Sorkin, Ben Mezrich (kitap)

Oyuncular:

Jesse Eisenberg Mark Zuckerberg
Rooney Mara Erica Albright
Bryan Barter Billy Olsen
Brenda Song Christy Lee
Armie Hammer Cameron Winklevoss / Tyler Winklevoss
Joseph Mazzello Dustin Moskovitz
Patrick Mapel Chris Hughes
Max Minghella Divya Narendra
Andrew Garfield Eduardo Saverin
Justin Timberlake Sean Parker

Linkler:

www.thesocialnetwork-movie.com/

http://www.imdb.com/title/tt1285016/