Etiket arşivi: Kang-ho Song

Ui-hyeong-je / The Secret Reunion

의형제

Güney Kore’den yine başarılı bir polisiye karşımızda. Güney Kore diye başladığım sayılıdır benim Kore filmlerine ancak filmde Kuzey Kore tarafı da olunca ister istemez, kuzey ve güney olarak ayırmaya itiyor beni. Neyse işin siyasi boyutu beni ilgilendirmiyor. Gel gelelim filmimize, filmi çoğu kişi – Kore filmi hayranlarının büyük bir çoğunluğununda genç kızlar olduğunu düşünürsek- filmin Dong-won Kang için izlendiği sonucunu çıkarabilirim ancak benim için filmde asıl izlenecek kişi, Kang-ho Song. Bu filmde de kendisini çok başarılı buldum.

Ui-hyeong-je polisiyeden çok bir ajan filmi. Film iki devletinde tarafını tutmayarak, sadece kişilerin üzerine eğilmiş. Bu sebepten dolayı filmde konu insan olarak ortaya çıkmış. İki devletin de yönetim biçimi küçük çatmalarla dürtülmüş.

Film hikaye olarak bilindik casus hikayeleri gibi gözükse de, kurgu ve senaryo oldukça başarılı. Gerek durağanlığı, gerek aksiyonu, gerekse dram ve duygusallık, komedi. Her şeyi yerli yerinde. Güney Kore sinemasının yaptığı en iyi işte bu harmanlama olayı.

Neyse biz filmimize geri dönelim. Kuzey Koreli ajanlar, 38. Paraleli geçerler ve birine sukast için hazırlanırlar. Bu kişilerin içerisinde Güney Koreli ajanların uzun zamandır aradıkları bir ajan daha vardır. Kore Milli İstihbarat Servisi (NIS), Han-gyu’nun liderliğinde bu suikast timini, iş üstündeyken bulurlar. Sivillerin içerisinde, Seul’ün tam ortasında iki grup birbiri ile çatışmaya girer. Buradan Kuzey Koreli ajanlar kurtulurlar. Bu başarısızlık ve olaylar üzerine Han-gyu işten kovulur.

Han-gyu hayatını devam ettirmek için, kayıp yabancı eşleri bulan bir dedektiflik bürosu açar. Olay yerinden kaçan Kuzey Kore Gizli Ajanı Ji-won ise bir ihbar sonucu ortaya çıkan bu olay yüzünden zanlı konuma düşer ve ülkesine de dönemez. Güney Korede gizlice yaşamaya başlar.

Aradan yıllar geçer. Han-gyu bir gün yine kayıp bir kadını ararken Ji-won’yu görür. Hatta Ji-won, onu dayak yemekten kurtarır. Her ikisi de birbirini tanır ancak ikisi de tanımıyormuş gibi yapar. Han-gyu, Ji-won’a kendisi ile birlikte çalışmasını teklif eder. Ji-won başta teklifi kabul etmez, ancak teklif karşısında kayıtsız kalamaz. Yaptıkları işte büyük para alalacak ye kalacak yeri de Han-gyu’ya ait olacaktır. Tabi bu işin görünen yüzüdür. Her ikisi de kendini af ettrimek için bilgi toplamak amacı güderler.

Han-gyu’da, Ji-won’da birbirleri hakkında araştırma yaparlar. Kendi üstlerine haber verirler ancak olay aslında düşündükleri gibi değildir. Han-gyu’da, Ji-won’un ülkesi tarafından da arandığını ve tek amacının ailesini Kuzey Kore’den çıkarıp başka bir ülkeye yerleşmek olduğunu öğrenir. Ji-won ise Han-gyu’nun işten kovulduğunu, ailesi tarafından terk edildiğini öğrenir. İkili birbirlerine alışır. Ancak tam bu esnada devletler ortaya çıkar ve ortam yine gerilir. Ji-won’a Kuzey Kore tarafından suikast emri çıkar. Bu arada Güney Kore’de onu yakalamak için paçaları sıvar. Onu kurtarmak için ise, Han-gyu kendini riske atar.

Belirttiğim gibi, eğlenceli ve başarılı bir film Ui-hyeong-je. Kore sinemasının iyi filmlerinin özelliklerini taşıyor. Her daim izleyip, memnun kalacağınız bir film.

Yönetmen: Hun Jang

Senarist:

Min-seok Jang hikaye
Joo-ho Kim
Kwang-young Choi
Hun Jang

Oyuncular:

Kang-ho Song
Lee Han-kyu
Dong-won Kang
Song Ji-won
Yun-seo Choi
Kyeong-min Go
Hyeong-wook
Su-ho Ha
Suspicious man

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1535491/

Salinui Chueok / Memories of Murder / Cinayet Günlüğü

Bu filme En İyi 10 (beş) Kore Film (Tabi ki bence) adlı yazımda üçüncü sıraya koymuş ancak blogta değinmemiştim. Geçen gün bilgisayarımdaki filmleri taşırken bir köşeye sıkışmış olarak buldum kendisini evet bu bir mesajdı bu filme değinmem için. Şu an ben de öyle yapıyorum. (Belli oluyor değil mi?) Ayni listede yönetmen, ‘nun adlı filmine de yer vermiştim. aslında her iki filmde de ortak nokta yönetmenin toplumsal eleştiriyi perdeye tek anlamıyla mükemmel yansıtması.

Salinui Chueok ise bu işi çok iyi yapıyor. Film baştan sona eleştiri dolu. Anlatılan hikaye kesinlikle her an yaşanan cinsten. Filmin belki de bu kadar iyi olmasının nedenlerinden birisi filmin yabancılaşmamış olması. Yani Korenin küçük bir kasabasındaki her şeyin Koreye özgü olması. Bu bizimde karşılaştığımız bir durum. Aslında yönetmen bu doğallığı verirken, araya soktuğu büyük şehirden gelen polis karakteri ile de akılcılığa, eğitime ve modernizme eleştiride bulunmuş. Bir yerde baktığınızda ne olursanız olun, insan olduğunuz sürece yada bir yapıya ait olduğunuz sürece onların elverdiği derecede objektif olabiliyorsunuz. Film bunu çok çok iyi seriyor önümüze.

Film 1986 yılında Güney Kore’de yaşanan gerçek bir hikayeden esinlenerek yapılmış. Bu tarihte askeri yönetimde saldırıya uğrama bahanesi ile bulunan Kore, tarihinde ilk kez seri cinayet olayıyla karşılaşmıştır. Yönetmenin dönemin askeri yönetimini de yerdiğini gözümüzden kaçıramıyoruz. Seri cinayet dedik… Bu küçük kasabada on kadın yağmurlu günlerde, aynı şekilde bağlanarak, aynı gün radyodan istenen bir şarkı eşliğinde öldürülmektedir. Aslında bu birde toplumun Amerikanlaşmaya başlamasının göstergesidir bir yerde. Güney Kore polis teşkilatı olayı bir türlü çözemez. Tüm işleri askıya alır ve sadece bu dava üzerinde yoğunlaşırlar katil ise onlarla dalga geçer gibidir.

Bir çok kişi bu sebep yüzünden göz altına alınır ve sorgulanır. İyi polisi kötü polis, akılcı polis, şiddete meyilli polis tamamını bu filmde görürüz. Şüpheli oldukları düşünülen kişilere yapılan işkenceler, sorgulamalar ip ucu birleştirmeye çalışmalarına hepimiz tanık oluruz. Yönetmen olayları araştırma sürecini çok iyi değerlendirmiş ve karakter tahlillerini çok iyi yapmış.

Filmde ince noktalar gözümüze sokulmuş. Sorgulamalarda yapılan işkenceler, cinayet mahalinde insanların delileri hiçe sayarak orayı yapılan işlemleri merakla izlemesi (bunu biz çok yapıyoruz),gereksiz ve yetersiz sorgulamalar, önlemlerin alınmaması. Tabi filmde yönetimin bu işe ne kadar duyarlı baktığının da altı çizilmiş. Duyar dediysem, yanlış anlaşılmasın. Üçüncü cinayete kadar olaya kayıtsız kalan yönetim sonrasında olayı çözmek için en iyilerinden bir yönetici ve bir dedektif göndermesiyle sorgulamalar normale dönmeye başlar. Tabi bu arada kendi bölgesinde istediklerini yapan iki polis ciddi bir soruşturma kapsamına ayak uydurmaya çalışırlar. İşte filmin en komik sahneleri de bu iki karakterin olduğu sahnelerdir.

Film dozajları o kadar iyi ayarlamış ki bir yerde kahkahalara boğulurken bir kaç dakika sonra hatta dakika bile olmadan, sizi bunalıma sokabiliyor. Tabi film klişe seri katil filmlerininde ötesine geçiyor ki, biz Amerikan seri katillerini, Amerikan Polis teşkilatının başarısı ile biliyoruz. Yani her katil yakalanır. Ancak bu filmde bu olmuyor. Bu katilin başarısından mı kaynaklı yoksa Kore polis teşkilatı mı kötü tabi bunu izleyene bırakıyorum. Ancak bu filmin doğallığı sizin doğruyu seçmenize sebep oluyor.

Oyunculuklar tek kelime ile mükemmel. Her birinin zor karakter olmasına rağmen kesinlikle izlerken o karakterlerin oynandığının farkına varmıyorsunuz. Tek anlamı ile sırıtmayan oyunculuk ve kurgu var filmde.

Tabi filmde biraz da katilin yakalanmasında rol oynayan insan duygusu faktörüne de değinmek lazım. Yönetmen ve karakterler katilin olduğu konusunda bize bir kişiyi gösteriyor. Hatta şehirli akıllı olan polisimiz ve taşralı polislerimiz bile bu durumda aynı fikirdeler. Ancak filmin sonuna doğru Akıl ve mantıkla ilerleyen şehirli poliste bile akıl ve mantığını yitirip insanlaştığını görüyoruz. Evet hepimiz katilin o olduğunu düşünüyoruz, bütün deliller bunu gösteriyor ancak bir delil ki DNA testi onun olmadığını kanıtlıyor. Tüm deliller onu tesadüfen mi gösteriyor ayrı bir konu. Bence filmin en iyi sahnesi de bu başkalaşımın yaşandığı demir yolundaki tünel sahnesidir. Kesinlikle akla kazınan bir sahnedir.

Film aslında belirttiğim gibi katilin kim olabileceğini veriyor bize ama delillerin yetersiz olması, suçsuz olabileceği düşüncesi de insanın vicdanı ile yüzleşmesine sebep oluyor. Burada aslında ince bir çizgi üzerinde kalıyoruz. Filmin asıl var olma sebebinin anlatıldığı çizgide. Katili öğrenemiyoruz. Aslında buna da sinir oluyoruz. Aradan yıllar geçiyor, taşralı polisimiz olay yerine geri dönüyor ve ilk cesedi buluğu yere bakarken, küçük bir kız ona yaklaşıyor, ne aradığını soruyor. O da orada uzun zaman önce kötü bir şeyin olduğunu söylüyor. Küçük kız ise geçen günlerde bir başkasının da oraya baktığını ve yıllar önce orada kötü bir şey yaptığını söylediğini söylüyor. Adam ise onun nasıl biri olduğunu soruyor. Kıs normal biri diye cevap veriyor. İşte filmin kilit cümlelerinden biri de bu. Tüm karakterler sorgulanan şüphe duyulan kişiler aklımızdan geçiyor…

Şimdi bile film aklıma geldiğinde katilin kim olduğunu düşünürüm. Kesinlikle Kore sinemasının en iyi filmlerinden ve izlenmediği takdirde büyük bir eksiklik olacağını düşündüğüm şiddetle tavsiye ettiğim bir film…

Yönetmen: Joon-ho Bong

Senarist:

Joon-ho Bong
Kwang-rim Kim
Sung Bo Shim

Oyuncular:


Kang-ho Song Dedektif Park Doo-Man

Sang-kyung Kim Dedektif Seo Tae-Yoon

Roe-ha Kim Dedektif Cho Yong-koo

Jae-ho Song Çavuş Shin Dong-chul

Hie-bong Byeon Çavuş Koo Hee-bong

Seo-hie Ko Kwon Kwi-ok

No-shik Park Baek, Kwang-ho

Hae-il Park Park, Hyeon-gyu

Jong-ryol Choi Du-man’ın babası

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0353969/

Boksuneun naui geot / Sympathy for Mr. Vengeance

Ustan yönetmen Chan-wook Park‘ın intikam üçlemesinin ilk filmi Boksuneun naui geot. İkinci filmi Old Boy‘a daha önce blogta yer vermiş, hatta en iyi onbeş Kore filmi sıralamamda başlara koymuştum. Biraz sıra sektesine uğramış olsa da şu an için bir  Boksuneun naui geot yazısı yazmayı borç bilirim… Öncelikle filmin Old Boy’daki beklentileri karşılamadığını söyleyerek başlamalıyım, çünkü bu film Old Boy’daki gibi film başlar başlamaz insanı içine çeken bir gerilime ve öyle insanın kafasına balyoz gibi vuran bir finale sahip değil. Bir Old Boy beklentisi içerisinde olan izleyici hayal kırıklığına uğrayacaktır. Daha sakin, daha karışık, yeryer durağan ve geçit bilmeyen görüntüleri ile aslında iyilik uğruna yapılan kötülükler ve toplum eleştriilerinin yargılarını göz önüne seriyor. Aslında bu film Old Boy ile karşılaştırılmamalı, ayrı bir statüte incelenmelidir…

Boksuneun naui geot ilk yarısında olaydan çok sonuç getirmekte karşımıza. Yani finali aslında başında. Üçlemenin ilk filmi olması sebebi ile intikamlar birbirine girmiş, izleyinin anlayacağı sadelikte değildir. Ancak insan olarak iç muhasebesini iyi yaptırtan bir film. Değinilmesi gereken bir diğer nokta ise, filmdeki şiddet sahneleri. Birçok kişiye bu sahnler rahatsız edici gelebilecktir, ancak benim gördüğüm kadarı ile sahnelerde bir abartı bulunmamakta.

Karakter seçimleri oldukça başarılı. Yazılırken de karakterler kesinlikle güzel oturtulmuş. Her bir karakter birbirinden, farklı ve renkli. Sağır dilsiz Ryu, böbrek hastası ablası, onun komünist yeşil saçlı sevgilisi, organ mafyaları, delisi, mekanlar hesaplaşmalar her bir nokta ve karakter, insanın aklında yer edici.

Filmde intikamlar iç içe geçmiş demiştik. Aslında filmi anlaşılmaz kılanlar da bu sahneler. Ancak bu içe geçişler, hikayenin bir bütün olarak, olaylarla alakası olmayan insanların da bir olaya nasıl dahil olduğunu gösteriyor. Ryu böbrek hastası kız kardeşi ile yaşamaktadır. Eğer böbrek nakli yapılmazsa kardeşi ölecektir. Sorunun çözümünü organ mafyasından böbrek almakta görür ancak onlara verecek parası yoktur. Bu sebepten dolayı fidye için küçük bir kızı kaçırır. Tabi iş sadece kaçırmakla bitmez.

Parayı alır ve adamı bağlayarak geri döner ama bu arda ablası ölür, onu gömeyim derken küçük kız nehirde boğulur. Bu kezde küçük kızın babası, Ryu’dan intikam almak için dolanır ortalıkta…Tabi olay bu şekilde de bitmez bir de organ mafyası sorunsalı vardır ortada…

İç gıcıklayan bir film aslında. Kimin av kimin avcı olduğu belli değil. “İyi şeyler için suç işlemek gerçekten suç mudur?” sorusunu izlerken bize sık sık sorduran bir film… Bir yerden sonrada artık intikam duygusunun insanı nasıl duygusuzlaştırıp insanlıktan çıkardığına şahit oluyoruz.

Chan-wook Park kesinlikle insan psikolojisinin derinliklerine iyice inip, bunu sistem ve toplum eleştirisi ile birleştirerek tam anlamıyla yansıtabildiği bir film çıkartmış ortaya. Filmde diyalogları toplasak 20 dakikayı geçmez. Bu da filmin ana karakteri olan Ryu’nun dilsiz olmasından kaynaklı. Yönetmen burada onun çerçevesinden bakarak yer yer sessizleştirdiği karelerle bize farklı bir deneyim yaşamış. Teknik açıdan sorunsuz gözüken bir film. Senaryo ise gayet akılcı ve açıksız yazılmış ama Ryu karakterinin küçük bir planla işten sıyrılamaması ki zeni bir karaktere benziyor, biraz açık gibi duruyor senaryoda. Birde olaya diğer yönden bakarsak, intikam arzusu ile yanan bir kişi için mantıktan ne kadar bahsedebiliriz?

Film kesinlikle izlenmesi gerekenler arasında… Bir Chan-wook Park klasiği ve Kore Sinemasının en iyilerinden…

Yönetmen: Chan-wook Park

Senaristler: Jae-sun Lee, Jong-yong Lee, Mu-yeong Lee, Mu-yeong Lee,Chan-wook Park

Oyuncular:


Kang-ho Song Park Dong-jin

Ha-kyun Shin Ryu

Doona Bae Cha Yeong-mi

Ji-Eun Lim Ryu’s Sister

Bo-bae Han Yu-sun

Se-dong Kim Chief of Staff

Dae-yeon Lee Choe

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0310775/

en.wikipedia.org/wiki/Sympathy_for_Mr._Vengeance