Star Trek Into Darkness

Bu filmle aslında Holywood’un son dönem umutlarından olan ‘ın da kof çıktığını öğrenmiş olduk. Gerçi kendisine ben hiç bir zaman umut bağlamadım. İnsan ne kadar çok destekle girerse işin içine o kadar çabuk batıyor. Zaten yapımcılık dışında Super 8 haricinde iyi bir film görmedim J.J. Abrams’tan. Star Trek Into Darkness’ta tamamen klişelerle dolu bize ekstra hiç bir şey vermeyen bir film.

Peki filmde ne var? Aslında ekstra hiç bir şey yok. Kirk kendi kafasına göre takılan biri, Spock mantıklı ve Kutsallarla göre hareket eden biri. İki kişi karakterinden pek şaşmıyor. Gerçi arada Spock’un biraz duygulandığını görüyoruz ama film bundan ibaret. Bunun haricinde bol aksiyon efektler film tamamdır. Continue reading “Star Trek Into Darkness”

Priest

Film hakkında Hristiyanlık propagandası diyebilirim. Çünkü bunun haricinde, filmde gözümüze çarpan sadece aksiyon sahneleri. Aslında filmin ana fikrine göz attığımızda (çizgi romanın diyelim, çünkü film çizgi roman uyarlaması) kilisenin tanrı görevine soyunmasına isyan ediyor ancak bu konuya tam olarak değinilmediği için film Hristiyanlık propagandası yapan bir film gibi algılanmış.

Film işin aksiyon boyutuna değindiği için ortam, mekan ve kişiler hakkında pek ayrıntılı haber vermiyor. Film bir vampir filmi de olduğundan, karşımıza çıkan vampirler de bize biraz tuhaf geliyor. Yani beklediğimiz vampirlerin ortaya çıkması bizi şaşırtırken ekrana bağlanmamızı da sağlıyor.

Film 3D çekilmiş. 3Dsi hakkında bir şey söyleyemeyeceğim ancak 3D çekilen filmlerde pek fazla senaryo gözlenmediği belli. Hikayenin biraz değişik olduğunu görünce sanıyorum yapımcı şirketler ayrıntıları atlayarak filmleri çekiyorlar.

Film dini, fantastik, bilim kurgu diye nitelendirilebilir. Filmin alt tarafını sağlam kondurulmaması sebebi ile filmde aksiyon sahnelerine oldukça ağırlık verilmiş. Film genel olarak bakıldığında, aksiyondan başla bir şey yok. Yani film aksiyon severler için biçilmiş kaftan.

Film yüzyıllar sonra tahrip olmuş bir dünyada geçiyor. İnsan ırkı ile vampirler arsında büyük bir savaş olmuş ve insanlar vampirleri belli gölgelere sürmüşlerdir. Vampirlerle savaşlarda ise özel yetenekli rahipler dünyayı kurtarmışlar. Bunlar kiliseye bağlı olarak çalışmakta Tanrının, kilisenin savaşçılarıdır.

Bu savaş üzerinden uzun süre geçmiştir. Kilise insanları iyice sindirmiştir. İnsanlar da belli bir bölge çerisinde yaşamaktadırlar. Kilise artık vampirlerin, varlığını bile insanlara unutturmaya başlamaktadır. Atık kilisenin rahiplere de ihtiyacı kalmamıştır.

Günün birinde bir kız vampirler tarafından kaçırılır. Bu kız bizim rahiplerden birinin yeğenidir. Durumu kiliseye izah eder ancak, kilise durumu göz ardı eder bunun üstüne rahibimiz kendi bildiğini okur. Kilisenin sözünden çıkan tanrının da sözünden çıktığı için, rahibimiz dinden de kovulur.

Rahip durumu araştırmaya başlar, her şey vampirleri işaret etmektedir. İzleri takip ederek onların inine kadar iner. Gördükleri şey ise vampirlerin birinin önderliğinde bir şeyler karıştırdıklarıdır. Biz film süresinde rahibin hakkında bazı şeyleri öğreniriz. Bu sırada rahibimiz, bu vampir sürüsü ile başa çıkmak için diğer özellikli rahipleri de çağırır. Savaşmaya başlarlar…

Aksiyonu sevenlerin izleyip seveceği bir film. Ancak gerek diyaloglar gerekse, senaryo belirttiğim gibi soru işaretleri ile dolu. Oyunculuklarda ekstra bir performans yok. Boş zamanda izlenebilir.

Yönetmen: Scott Charles Stewart

Senarist: Cory GoodmanMin-Woo Hyung (çizgi roman)

Oyuncular:

Paul Bettany
Priest
Karl Urban
Black Hat
Cam Gigandet
Hicks
Maggie Q
Priestess
Lily Collins
Lucy Pace
Brad Dourif
Salesman
Stephen Moyer
Owen Pace

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0822847/

http://www.priest-themovie.com/

Star Trek

Star Trek serisini bilmeyen yoktur. Hani yaşı yetmeyenler bile adını duymuştur. Açıkşası filmi de izlerken aklıma Sadri Alışık gelmedi desem yalan olur. Onu da saygıyla anıyorum.

“Mission: Impossible III”, “Lost” ve “Alias”ın yönetmenlik koltuğundan tanıdığımız, Transofners, Lost, Alias ve merakla beklediğimiz Super 8’in senaristi olan J.J. Abrams yönetmen koltuğunda. Öncelikle belirterek cümlelerime başlamalıyım, 1966 yılından itibaren dünyada tüm insanları ekrana bağlayan dizinin etinden sütünden herkes faydalandı, bu son faydalanma ise diğerlerinden biraz farklı. Eh tabi teknoloji gelişince oyuncakları, efektleri, görselliği daha bir ileriye giderek iyi yorumlanmak gibi bir özelliğe sahip.

Bu açıklamaya da ilave etmek lazım ki, bu film öyle ortalardan değilde, tam baştan başlıyor. Yani bu filmi izlemek için, serinin ilk filmlerini izlemeye gerek yok. Bu film, Tüm ekibin ilk tanışma faslını anlatıyor. Film, Spock üzerine kurulmuş biraz da…

Tabi filmin beklentisi insan üzerinde yüksek. Bunun sebebi ise son dönemlerin yükselen isimlerinden olan J.J. Abrams’ın az öncede belirttiğim gibi, yönetmen koltuğunda olması. Bu beklenti aslında insanı biraz ikileme düşüyor. Film ne kadar iyi olsa da, iyi işlense de sanki eksiklikler yarmış izlenimi bırakıyor insan üstünde. Zaten sanıyorum bu bir deney filmi olmuş, yani eğer tutarsa devamını çekeriz tarzında…

USS Kelvin gemisi uzayın derinliklerinde bir tür yıldırım bulutu olduğunu düşündükleri bir şeye rastlarlar. Ancak bulutun içinden çok büyük bir savaş gemisi çıkar ve USS Kelvin’e saldırır. Şartlar arasında USS Kelvin’in kaptanının rehin alınması ve başına gelen olaylardan sonra, olaylar biraz karışır. Tabi türlü fedakarlıklar mürettebatı kurtarmak için, ardı ardına yapılır.

Oyuncu kadrosu gayet başarılı. Spock karakterini Heroes’un Syler’ı canlandırınca daha bir ilgi çekici olmuş film. Efektler ve konusu ile bir çırpıda bitirilen eğlencelik bir film. Ama akıllarda çok kalıcı olur mu bilinmez. Zaten vizyonda olduğu dönem de pek adından bahsettiremedi. Fİlm herşeyi baştan alması açısından her yaşa hitap ediyor. Uzay içerikli bütün filmlerde rastlayacağımız olaylar bizi karşılasada, oyunculuk ve çekim açısından film bizi içe çekiyor ve filmi izlettiriyor. Hikaye gayet net ve ve göze çarpan bir olumsuzluk yok. Ama yine belirteyim filmi eskileri ile birleştirip izlememek lazım, algı problemleri bu durumda başlayabilir.

Birde filmde göze çarpan zaman kavramı olgusu. İnsanın algısını zorlayan kısımsa bu. Yönetmen zaman çizgisi ile risk alarak fazla oynamış. Arada bazı noktalar da zaman kavramı geçiştirilerek olay başka noktalara çekilmiş. Eğer film esnasında bu noktaya taktığınızda (benim gibi) film biraz zor akacaktır. Ama bunu dert etmeyenler için, şeker gibi bir film.

Müzikler gayet başarılı, derinden insanı rahatsız etmeden ilerliyor. Ancak filmin sesleri konusunda, aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ses efektleri, konuşmalar, sesler biraz havada tatmin edilir gibi değil… Oyunculuk iyi demiştim, yani filme göre iyi oyunculuklar sergilenmiş. Oyuncular, filme iyi oturmuş her birininde yeni yüzlerden oluşması. Ancak eskiler devreye girdiğinde filmin akışı birden değişiyor.

Hem eskiler, hem yeniler için, izlenebilir bir film…

Yönetmen: J.J. Abrams

Senaristler:

Roberto Orci
Alex Kurtzman
Gene Roddenberry (televizyon dizisi)

Oyuncular:

Chris Pine James T. Kirk
Zachary Quinto Spock
Leonard Nimoy Spock Prime
Eric Bana Nero
Bruce Greenwood Christopher Pike
Karl Urban Dr. Leonard ‘Bones’ McCoy
Zoe Saldana Nyota Uhura
Simon Pegg Montgomery ‘Scotty’ Scott

Linkler:

www.startrekmovie.com/

http://www.imdb.com/title/tt0796366/