Etiket arşivi: Ken Stott

The Hobbit: The Battle of the Five Armies

İlk iki filmi IMAX’de izlemiştim. Bu film için de IMAX planları yeni çıktığını gördüğüm ses sistemi Dolby Atmos’u bu kez tercih olarak kullandım. Bu vesile ile Dolby Atmos’u da bu test etmiş olacaktım. Aslında ben pek bir fark alamadım seste. Benden midir izlediğim salondan mıdır bilmedim. Bu sırada filmi Özdilek Park CineTime sinemalarında izlediğimi belirtmek isterim. Temiz güzel bir salondu. Koltuk düzeni biraz perdeyi görmeyi engellese de rahattı. Perde salona göre küçük kalıyordu kanımca. Biraz daha büyük bir perde daha iyi iş görürdü. He zaman olduğu gibi bilinçsiz izleyicilerde mevcuttu filmde. Film ortasında geyik yapanları mı ararsınız, cep telefonu ile konuşanları mı, şapır şupur yeyip içenleri mi? Biz bilmiyoruz bu işi arkadaş. Seyircimiz daha olmamış, Türk sinemamız nasıl olsun. Neyse. Okumaya devam et

The Hobbit: The Desolation of Smaug

Hobbit’i arık IMAX’de izlemek görev oldu hal böyle olunca ve Türkiye’de IMAX salon sayısı az olunca yer bulmak biraz zordu. Neyse ki İstanbul’a ikinci bir IMAX salonu açılmış. Kendisi aslında İsatanbul’un bir ucu olan Marmara Park’ta. Tabi ben filmi IMAX 3D izlemek için kıvransam da ilk Hobbit yazımda belirttiğim gibi düşünmüyorum artık. Filmlerin çoğu derinlik hissi vererek çekiliyor. Yani önümüzde uçuşan şeyler pek yok. Bu da açıkçası beni ilk test gösterimindeki IMAX demosu gibi tatmin etmiyor. Bu arada Hobbit ile birlikte yeni bir teknoloji ile de tanıştık bunun adı da HFR, diğerinden farkı ise 48 fps kare hızı olması. Tabi nedir ne değildir bu şekilde izlediğim bir film yazısında açıklama yapacağım. Şimdi gelelim The Hobbit: The Desolation of Smaug’a yani,Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları’na.
Okumaya devam et

The Hobbit: An Unexpected Journey

Sonunda Hobbit’i izleme fırsatı buldum. Tabi bu fırsatı daha önce de yakalayabilirdim ama birazda filmi IMAX 3D izlemek isteyince yer bulmak biraz zor oluyordu. Aslında şimdi düşünüyorum IMAX 3D bana ne verdi? Sanki bizim IMAX olayımızda bir eksiklik var. Tabi bunu yurt dışında bir IMAX filme gidersem anlayabileceğim. Bana verdiği ise dev ekranda filmi izleme zevkiydi. Ancak filmi izlediğim İstinye Park sinemalarında bir yerleşim sorunu olduğunu düşünüyorum. Neyse filme dönelim.

Tabi Lord Of The Rings’ten sonra herkes gibi benimde çok fazla beklentim vardı filmden. Ancak o bilindik giriş ve müzikler kulağıma takılınca film hakkında ilk düşüncem Lord Of The Rings’in gerisinde ve etkisinde kalacağı oldu. Bunda yanılmadım da. Peter Jackson pek riske girmeyerek yeni şeyler denemeye çalışamadan, Lord Of The Rings arkasından giden bir film olarak çıktı karşıma. Hatta müzikler bile Lord Of The Rings’i hatırlatıyordu.

Okumaya devam et

Tost / Toast

Ünlü İngiliz aşçı ve yemek yazarı Nigel Slater‘in otobiyografisi niteliğindeki Toast’ın yönetmen koltuğunda S.J. Clarkson var. Yönetmeni dizilerden çok tanımamıza rağmen ilk kez bir uzun metrajlı yapımda görüyoruz. Zaten bu filmde bir sinema filminden çok televizyon filmi edasında. Zaten film BBC için yapılmış.

Film eğlenceli gidiyor. En dramatik sahnelerde bile insanı eğlendiriyor. Ancak komik sahnelerde abartılı bir şey yok. Yani film oldukça düz bir film. Hikaye bir aşçı ve yemek yazarının hayat hikayesi olunca ister istemez bol bol yemek karşınıza çıkacak diye bekliyorsunuz ancak bunların hiç biri filmde olmuyor. Tabi bu, yemek görme amacı ile filmi izleyeni hayal kırıklığına uğratıyor.

Oyunculuklar ve kullanılan müzikler güzel. Ancak hikaye kurgu havada. Yönetmen neyi anlatmak istemiş belli değil. Hikaye daha yalnızlığı ve aile dramını yemeğe olan ilgiden daha fazla anlatmış. Bu sebepten karşınıza eğlenceli bir dram çıkıyor.

Nigel küçük yaştan itibaren yemeğe meraklıdır. Yemeğe merakının sebebi de aslında hiç yemek yiyememesidir. Annesi tost yapmaktan başka bir şey bilmemektedir. Akşam yemeklerinin çoğu, konserve ve tostla geçmektedir. Nigel, ailesi ile de çok anlaşamamaktadır. Bahçıvanları ile ailesinden daha iyi vakit geçirmektedir. Nigel annesinin aklına girerek arada sırada kurabiye yapmak için annesini mutfağa sokar ama genelde bu çabaları hüsran olur.

Nigel’in annesi rahatsızdır ve günün birinde ölür. Nigel babası ile yaşamaya mahkum olur. Çok iyi anlaşamazlar ama iki erkek birbirlerine destek olmaya çalışır. Bir gün Nigel okuldan eve geldiğinde Mrs. Potter adında bir kadını evde görür. Kadın babası tarafından eve temizlikçi olarak alınmıştır. Ancak yaptığı yemekler sempatik tavırları babasını baştan çıkartmaya başlamıştır.

Nigel babası ile arasına giren kadını sevmemektedir. Nigel bu kadını na kadar tehdit olarak görüyorsa da, kadında Nigel’i yanı şekilde tehdit olarak görüyordur. Sonunda Bayan Potter ve babası evlenme kararı alırlar. Bayan Potter yeni kocasını elinde tutmak için sürekli güzel yemekler, pastalar, çörekler yapar. Nigel’de babasının gözüne girmek için pastalar yapmaya başlar. Ancak Bayan Potter onu sürekli engeller. Nigel, Bayan Potter’i geçmeye çalışırken yemek yapma işinide iyice öğrenmiştir.

Babası da bir süre sonra ölünce Nigel kendi yolunu çizmeye karar verir. Bayan Porter’in tüm ısrarlarına rağmen Nigel evi terk eder ve bilmediği bir şehirde aşçı olarak işe başlar.

Yemekler yapıyorlar desemde bize öyle salyalar akıtacak şeyler göremiyoruz. Filmin akışını Bayan Potter karakterini canlandıran Helena Bonham Carter değiştiriyor. Varlığı ile filme can geliyor sanki ve film sonrası için eğlenceli, zevkli bir hal alıyor. Filmi kurtaran başlıca isim.

Pek artısı olmayan film Helena Bonham Carter hayranları için bire bir. Onun haricinde anlık eğlencelik.

Yönetmen: S.J. Clarkson

Senaristler: Lee HallNigel Slater (biyografi)

Oyuncular:

Freddie Highmore
Nigel Slater
Victoria Hamilton
Mum
Colin Prockter
Percy Salt
Ken Stott
Dad
Helena Bonham Carter
Mrs. Potter

Linkler:

http://filmekimi.iksv.org/tr/Filmekimi.asp?day=1&FID=32

http://www.imdb.com/title/tt1658851/