The Mortal Instruments: City of Bones

Fantastik film arayışıma afişi ile çare olan filmlerden biriydi The Mortal Instruments: City of Bones. Her zamanki gibi film hakkında hiç bir şey okumadan sadece afişe odaklı izledim filmi. Sonraki araştırmalarımda gördüm ki film Cassandra Clare‘in aynı isimli roman uyarlamasıymış. Son dönem amerikadaki kadın yazarların böyle fantastik hikayeleri el atması oldukça dikkatimi çekti. Fantastiğin yanı sıra abuk sabuk “teen age” aşk hikayeleri benim canımı sıkıyor. Tabi haliyle bizim asil doğa üstü yaratıklarımız da garip bir hal alıyor. Neyse konuyu uzatmaya gerek yok. Bu hikayede de bildiğimiz yaratıklar var. Cehennemden gelenler, vampirler, kurt adamlar vs… Şöyle bir baktığımda film bana iyi bir uyarlama olmadığını hissettirdi. Ne kurgu ne de hikayenin işlenişi iyi değildi. Eminim ki kitap daha ayrıntılı ve daha güzel anlatıyordur hikayeyi. Ben böyle düşünüyorsam kitabı okumayan biri olarak okuyanlar nasıl bir yorum yapmıştır bilmiyorum.

Real Steel

Filmin yönetmen koltuğunda Night at the Museum serisinden tanıdığımız Shawn Levy. Shawn Levy‘nin bulara ek olarak Date Night ve The Pink Panther gibi filmleri de çektiğini düşünürsek aslında Real Steel yönetmenin ustalık filmi gibi çıkıyor karşımıza. Film diğer filmleri gibi akıcı, insanı sıkmıyor. Renkler, kamera açılarıları ve derinlikler oldukça başarılı. Tüm film boyunca kendinizi filmin içerisindeymiş gibi hissediyorsunuz bu da filmden zevk alma kat sayınızı yükseltiyor. Müzikler de hikayesine uygun zaten filme adapte olmakta başarısı oldukça büyük. Film bu kadar iyi giderken senaryo için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bir çok konu havada. Film kendisine ne kadar çekiyorsa hikaye de kendisinden o kadar uzaklaştırıyor. Öncelikle zaman kavramı kafanızı kurcalıyor. Tam anlamıyla günümüzde geçen bir film izlenimi yaratılmışken görüyorsunuz ki aslında yıllarca uzakta film. İnsanlar boksu bırakmış yerlerine dövüşecek kadar yetenekli robotlar var ancak bu robotlar sadece dövüşler için kullanılıyor. Hayat 2011’deymiş gibi sürerken bizi gelecekte olduğumuza ikna etmeye çalışan sadece cep telefonları ve bu dövüşçü robotlar.

Echo

Efendim filmin afişine aldanım filmden bir umut beklemiyoruz. Her ne kadar koca harflerle The Ring ve TheGrudge executive procuders yazsa da biliyoruz ki bu filmler Japon filmi. Tabi Echo bir Japon filmi değil. Yani çakma film yapımcılarından çakma bir film karşımızda. Bu film de sanıyorum uyarlama. Uyarlama değilse eğer şu konuya yakın hatta bire bir bir film seyrettiğimi belirtmem lazım.Film sıradan bir hikaye ile sıradan bir korku filminin ötesine geçemiyor… Bobby Reynolds, geçmişte işlediği bir suç yüzünden hapse girmiştir. şartlı tahliye ile salınır. Annesinin önceden New York’ta yalnız olarak yaşadığı daireye yerleşir. Annesi bir kaç hafta önce ölmüştür.Bobby eski bir suçlu olduğu için kimse onunla muhattap olmak istemez. Bir süre sonra kendisi gibi bir suçlu olan birinin sahibi olduğu Houston Auto Repair adlı bir araba tamircisinde iş bulmuştur ve sıradan bir yaşam sürdürmeye başlar. Önceki hayatından sadece ona Alyssa adlı eski sevgilisi onunla görüşür. Bobby bir süre sonra yan daireden …

Back to Top