Etiket arşivi: Kim Hae Sook

Cain and Abel / 카인과 아벨

Dizi adından da anlaşılacağı gibi Habil ile Kabil’in hikayesinden esinlenerek oluşturulmuş. Ben dizinin ismini ilk gördüğümde bu mitolojik hikayenin yorumlandığı sanmış yayınlandığı dönemde diziyi indirerek dvd’ye hapsetmiştim. Dizinin 2009 yılında yayınlandığını hesaba katarsak yaklaşık 3 yıl dizi hapis kalmış. Geçtiğimiz günler dvd’leri kurcalarken buna benzer bir kaç dizi daha çıktı karşıma.

Habil İle Kabil’i daha önce neden izlemediğimi de düşünür oldum. Dizinin baş rollerinde So Ji Sub ve Shin Hyun Joon gibi isimler var. Kötü iş çıkmayacağı belli. Yönetmen ve senaristte fena iş yapan kişiler değillermiş. Velhasıl kelam izlemek bu döneme nasip oldu. Okumaya devam et

Robbers

KBS’nin 2007’de yaptığı bir dizi Robbers. Tamamıyla diziler arasından dizi seçerek izlediğim bir dizi. Yani izlenecek K-Dramalar çok birikmiş hatta yığılmış,  arasından bir tanesini çekmek gerekiyordu ve kura çektim bu dizi çıktı. Başladık diziyi izlemeye sonra fark ettim ki dizide oynayan kız, Lee Da Hae. Eh severiz kendisini. Bu dizi de de o sevimli komik kız tiplemesinden çıkmış bildiğin güzel kadınsı biri çıkmış ortaya bilhassa bayıldım diyebilirim…

Bu hevesle başladık diziyi izlemeye. Jin Dal Rae yirmi beş yaşlarında olmasına rağmen beş yaşında bir kızı vardır. Kocasını ise bir dağ gezisinde kaybetmiş ve kızını kocasının annesi ile birlikte büyütmüştür. Beş senedir de üçü birlikte yaşamaktadır ve hayatlarından oldukça memnundurlar. Ancak annesi Lee Soon-seob gelinin genç yaşında yalnız kalmasını istemez ve ona sürekli evlilik randevuları ayarlar.

Kwon Oh Joon ise kadınları baştan çıkartıp onları dolandıran bir zamparadır. Filmin açılışını da zaten Kwon Oh Joon ile yaparız. Kwon Oh Joon mafyadan aldığı parayı geriye ödeyemez ve organları ile tehdit edilir. Kwon Oh Joon’un kısa zamanda para bulması gerekmektedir. Etrafta dolandırabileceği zengin kızlar aramaya koyulur.

Jin Dal Rae ise yine bir buluşmada zengin yaşlı bir adam ile tanışır. Adam onu çok sever ancak Jin Dal Rae aradaki yaş farkını söyler ancak adam bir süre sonra oğlunun olduğunu ve onunla evlenmesini istediğini söyler. Yaşlı adam çok zengindir, oğlunu çok katı, duygusuz olarak yetiştirmiştir. Yaşlı adamın baskıları ile Kim Jin-goo, Jin Dal Rae ile tanışır.Kim Jin-goo başta bunu zorunluluk olarak yapsa da, zamanla hissedemediği duyguları hissetmeye başlayarak Jin Dal Rae’e aşık olur. Aynı zamanda Jin Dal Rae’nin küçük kızı ile de çok yakın arkadaş olmuştur.

Jin Dal Rae’nin hayali ise annesi ile birlikte bir kafe açmaktadır. Bunu bir kafede konuşurken elinde paranın olduğunu söyler. O esnada Kwon Oh Joon ise yanından geçmektedir. Tam aradığı paralı bir kızı bulmuşken taarruza geçer. Yapması gereken Jin Dal Rae’i kandırıp parasını almaktır. Buna muaffakta olur, ancak o da Jin Dal Rae’den hoşlanmıştır. Parayı geri getirir. Bu arada iki adam rekabete girişmiştir. Kim Jin-goo aslında Kwon Oh Joon kim olduğunu ortaya çıkarır. İkisi arasında soğukluk olur ancak Jin Dal Rae’de Kwon Oh Joon’a aşık olmuştur. Onu affeder ancak hayatını değiştirmesi koşuluyla onu kabul eder.

Kwon Oh Joon geçmişte dolandırdığı herkesten özür diler. Araları iyi olmuştur. Kim Jin-goo ise bu duruma çok üzülür artık babasına karşıda asabi olmuştur. Yaşlı adam tüm olanı bilmektedir. Hatta Kwon Oh Joon’un borçlu olduğu tefeci de bu yaşı adamdır. Kızdan ayrılması için ona para teklif eder. Oh Joon kabul etmeyince ona temiz bir dayak atar. Kwon Oh Joon şiddetli baş ağrıları çekmektedir. Dolandırdıklarından biri doktor olunca ondan özür dilemek için hastaneye gider. Bu arada birde beyin filmi çektirir ne alakaysa. Doktorun eline film geçince de Oh Joon’u arar. Kafatasında bir çatlak vardır ve kısa süre ömrü kalmıştır… Bunu duyduğunda ise Jin Dal Rae’yi yine dul bırakmamak için ondan uzaklaşır. Aradaki çekişmeler, yan karakterleri dizide izleriz.

Genel olarak baktığımda dizinin müziklerinden başka, başka yerini beğenmedim. Çok sıradan konu işleyiş, tek düze devam eden bir dizi. Sürekli bir aksiyon bekliyorsunuz ama hiç bir şey olmuyor. Dizi başladığı gibi başlıyor ve bitiyor. Oyunculuk sıradan. Yani diziye bağlanmak için bir sebebiniz yok ancak başladım bitireyim diye izliyorsunuz. Boşuna zaman kaybı diyebilirim. Ancak belirtmeliyim ki Jin Dal Rae’nin kızı rolündeki Jang Yoo-jin’e bayıldım birde Kim Jin-goo gerçekten orijinal bir karakterdi. Bana sorarsanız izlemeyin derim…

Yönetmen: Yoo In-sik

Senarist: Kim Gyoo-wan

Oyuncular:

Jang Hyeok Kwon Oh-joon

Lee Da-haeJin Dal-lae

Kim Jeong-tae – Kim Jin-goo

Kim Hae-sookLee Soon-seob

Hong Kyeong-inKim Man-doo

Kim Hwan-hee – Jang Yoo-jin,,

Linkler:

http://www.hancinema.net/korean_drama_Robber.php

http://tv.sbs.co.kr/bulhan/

Bakjwi – Thirst

Nihayet yazma fırsatı bulduğum filmlerden birisi de Bakjwi. Yönetmen koltuğunda ise büyük isim Chan-wook Park oturmakta. Ancak yönetmenden etkilenip bir hevesle filme atlamayın beklentilerinizin altında kalabilir.

Film sizi kıvrandırıyor. Rahatsız edici düşünceler, görüntüler mevcut ancak başınızı bir an bile olsa sağa sola çevirip akan görüntülerden alamıyosunuz. Filmi bir kategoriye koymakta zorlanıyorsunuz. İlginç bir vampir filmi diyebilirsiniz, aşk, korku, gerilim, komedi filmi de… Aslında karşımıza çıkardığı şeylerden biri, gücün kim olursa olsun nasıl değiştireceği…

Sang-hyeon kilisede görevli bir katolik rahiptir. Ancak dine bağlılığı biraz aşırıya kaçmış, vücuduna işkence ederek günah çıkarmaktadır. Hayata gelmesini, yaşamasını bir lütuftan çok işkence olarak görmektedir. Bu sebeple kiliseye bağlı bir araştırma hastanesinde pek bilinmeyen bir hastalık için denek olmaya karar verir. Bu iş için Afrikaya gider.  Hastalığın kısaca özeti şudur. Öncelikle vücutta benekler çıkıyor ve şişiyor, daha sonra deri ve tırnaklar dökülmeye başlıyor. En sonunda ise kan kusarak ölüyordur.

Sang-hyeon bu evrelerin hepsini yaşar. Hatta ölmüştür de doktorlar yüzünü öldü diye kapattıktan sonra örtünün altından dua sesi yayılmaya başlar… Sang-hyeon birden bire canlanmış vücudundaki tüm yaralar iyileşmiştir. Bir süre sonra hastaneden salınır. Yüzlerce denek arasında iyileşen tek kişi o dur. Tabi Hastahane kapısında şifa için bekleyenler, ona ermiş gözü ile bakar ve yardımda bulunmalarını isterler.

Nedense uzak doğuluların bu Japon olabilir, Koreli olabilir, Çinli olabilir fark etmez, budizmden başka dine mensup olmaları bana komik geliyor. Burada da Sang-hyeon’un içinde bulunduğu durum benim çok komiğime gitti. Aslında filme bir vampir filmi beklentisinden çok misyonerlik karşıtı bir film diyebiliriz. Neyse filmimize dönelim.

Sang-hyeon görevi gereği de bu hastaların yanlarına gider. Gittiği bir hastanın küçükken kendisine yiyecek veren bir kadının oğlu olduğunu görür. Orada küçükken hoşlandığı kadının kızı da vardır. Bu sessiz sakin utangaç kızın aslında kadının öz kızı olmadığını şı anda da oğlu ile evli olduğunu öğrenir. Bir süre sonra Rahip Sang-hyeon’un hastalığı takrarlamaya başlar. Kokulara karşı aşırı hassaslaşmıştır. Bu arada kan içtiğinde tokluğunun geçtiğini ve vücudunun yaralarının iyileştiğini görür. Bu saatten sonra Sang-hyeon açlığını gidermek için kan içmeye başlar ancak rahip yanı onu frenler çoğukez. İnsan öldüremediği için, hastalara verilen kandan bazende onların kanından içer…

Tabi erkekliği, vampirliği ve dini arasında kalan Sang-hyeon birden bire sapıtır. Öncelikle eski gözüne kestirdiği kız olan Tae-joo ile birlikte olur. Sonra onun kocasını öldürür. İş burada da bitmez. İftira, aşk ve suç üçgeninde kalan rahibimiz vicdan azabı eşliğinde halisünasyonlar görmeye başlar. Hemde bizim için gayet eğlenceli halisünasyonlar. Bu halisünasyonlara Tae-joo’da ortak olur. Bir tartışma ve cinnet anında Sang-hyeon, Tae-joo’yu öldürür ve buna dayanamayarak ona kanından verir ve onu da vampir yapar.

Lakin yönetmen burada da kadın şaytandır temasını işler. Tae-joo vampir olduktan sonra insanları öldürmeye başlar. Zaten vicdan azabında olan rahip daha da kahrolmaya başlar… Ancak Tae-joo’nun durmaya pek niyeti yoktur.

Biraz fazla özet oldu. Filmi izlemeyenler okumasın diye uyarıyorum. Çoğu kişiye göre beklentilerin altında kalan bir vampir filmi. Ancak dediğim gibi eğer filmi sınıflandırmamız gerekirse hiç bir sınıfa girmeyeceğinden tamamen beklentiler haricinde kalacağından hayal kırıklığına uğruna olayı hat safhada olacaktır. Ben şahsen bu beklentilerden arınarak filmeri izlediğim için herhangi bir sorunla karşılaşmıyorum.

Cümle aralaırnda belirttiğim gibi Chan-wook Park’ın burada asıl anlatmak istediği biraz da dine hatta zorlama dine çatmak olmuş. Tartışmaya açık hatta aşağıda bol bol tartışabileceğimiz bir film…

Yazanlar: Seo-Gyeong Jeong, Chan-wook Park

Oyuncular:

Kang-ho Song Priest Sang-hyeon
Ok-bin Kim Tae-joo
Hae-sook Kim Lady Ra
Ha-kyun Shin Kang-woo
In-hwan Park Priest Noh
Dal-su Oh Yeong-doo
Young-chang Song Seung-dae
Mercedes Cabral Evelyn
Eriq Ebouaney Immanuel

Linkler:

http://genovaninja.blogspot.com/2009/10/vampir-filmi-susuzlugu-cekenlere.html

http://ofori.wordpress.com/2009/11/27/thirst-bakjwi-sonunda/

http://en.wikipedia.org/wiki/Thirst_(2009_film)

http://www.imdb.com/title/tt0762073/

Winter Sonata / Gyeoul yeonga

– 겨울연가 –

Winter Sonata, Kore televizyonu KBS‘nin 4 diziden oluşan Endless Love serisinin ikinci dizisidir diyerek cümleye giriş yapalım. Dört bölümden oluşan bu Endless Love serisi dörtleme film yapar gibi dizi yapmak tabi ki Korelilerin yapacağı bir şey. Winter Sonata birer saatlik 20 bölümden oluşmakta ve bu dörtleme içerisinde en meşhur olanı.

Kore’de tüm zamanların en iyi reytingini yapmış, Japonya’da izlenme rekorları kırmış, oyuncuların heykelleri dikilmiş, filmlerin çekildiği yerler turistlik amaçlı kullanılmış, müzikleri albümleri yok satmış… Daha neler neler… Hatta dizi barış elçisi görevi görüp Japonya ve Kore arasını daha da sıcak tutmuş. Hatta Japonlar dayanamayıp animesini yapmışlar…

Dizi zamanında bir çok ödülü de toparlamış. En iyi erkek, en iyi kadın,, en iyi yardımcı kadın, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi yönetmen, müzik, falan filan aklınıza ne gelirse… Peki bu diziyi bu kadar farklı kılan ne? İnsanın aklına soru işaretleri gelmiyor değil…

Aslında bizim klişeleşmiş Türk filmlerimizden bu dizinin hiç bir farkı yok. Esas oğlanımız küçükken bir okula gelir, orada bir kıza aşık olur. Ama ona bir araba çarpar hafızasını yitirir. Yıllar sonra başla bir kimlikle yine kız ile karşılaşır ona yine aşık olur. Kız ise ilk aşkını unutamamıştır. Daha sonra bunların kardeş olduğu ortaya çıkar evlenemezler. Derken çocuk kör olur falan… Açınız efendim bir ton Türk filminde tüm bu silsileyi baştan sona görebilirsiniz. Bu dizide de böyle…

Daha dizinin ikinci bölümünde finalin nasıl olacağını yazdım. Yazdım yazmasına da peki geri kalan 18 bölümü bana izleten neydi? Aslında asıl soru bu, cevabı aranması gereken… Bir kere dizi tüm Kore dizilerinde olduğu gibi sizi bir etkisi altına alıyor… Bir bölünün sonunu getirdiğinizde sizi diğer bölümü izlemeye gebe bırakıyor. Tabi burada yönetim ve oyunculukların başarısının önemi hat safhada. O kadar etkileniyorsunuz ki size saçma gelse de karakterin göz yaşlarına yada duygularına kendinizi kaptırmadan edemiyorsunuz. Karakterlerle izleyiciler arasında uçurumlar yok. Hepsi sanki bizden biri. Her ne kadar isimleri garip veya gözleri çekik olsa da… Yani samimiyet dizi de her şeyden önde geliyor…

Mesela Aşk-ı Memnu’da (en popüler o şu an ondan diyorum) karakterler o kadar  farklı ki kendinizden bir parça bulamıyorsunuz. Sadece izlemekle yetiniyorsunuz. Lakin bu dizide ve diğer Kore dizilerinde böyle değil…

Tabi diziyi anlatmaya çalışırken girdik karşılaştırmalara ama ister istemez oluyor. Evet anlattığım klasik hikayeden farklı değil dizinin konusu. Jung Yu-jin sınıfına yeni gelen öğrenci Kang Joon-sang’a aşık olur. Kang Joon-sang’ın bu küçük kasabaya asıl gelme sebebi ise babasını bulmaktır. Ancak o da ister istemez Yu-jin’e aşık olur. Lakin annesinin ısrarı üzerine tam da noel arifesinde buluşacaklarken Kang Joon-sang Amerikaya gitmek için yola çıkar. Kang Joon-sang, Yu-jin^e verdiği söz için arabadan atlar ve buluşma noktasına gider. Bu arada ona bir araba çarpar… Yu-jin ertesi gün onun öldüğünü sınıf arkadaşlarından duyar ve yasa boğulur.

canım benim!!

canım benim!!

Aradan 10 sene geçmiştir. Sınıf ve çocukluk arkadaşı, Sang-hyuk ile evlenme hazırlıkları yapmaktadır Yu-jin. Ancak birden bire Kang Joon-sang’ı görmesi bütün olayları karıştırır. Yine lise arkadaşlarından olan Che-lin Fransa’dan döndüğünde yanında getirdiği erkek arkadaşını görünce de olaylar hepten karışır. Che-lin’in erkek arkadaşı Lee Min-Hyung, Kang Joon-Sang’a o kadar benzemektedir ki herkes onun Kang Joon-sang olduğunu düşünür. Tabi Yu-jin de aynı şekilde… Bir de Lee Min-Hyung ve Yu-jin beraber çalışmaya başlayınca işler iyice karışır… Che-lin ve Sang-hyuk aşklarını kaybetmemek için türlü oyunlar yapar ancak sevgi herşeyin üstesinden gelir.

Lee Min-Hyung ve Yu-jin birlikte olmaya başlarlar. Derken Lee Min-Hyung’ın aslında Kang Joon-sang olduğunu kazada ölmediğini ve öğrenirler. Kang Joon-sang’ın da birbirinden haberleri yoktur. Bu arada bir spekülasyon olur ki bunda Kang Joon-sang’ın annesinin eski hikayelerinin etkisi büyük Kang Joon-sang ve Yu-jin kardeş oldukları ortaya çıkar. Ayrılıyorlar derken aslında kardeş olmadıkları anlaşılır Bu kez de Kang Joon-sang’ın az ömrü kaldı diye Yu-jin’i terk eder. Kang Joon-sang’ın uçağına yetişemezler…

Ben anlatırken sıkılmaya başladım… Başta da dediğim gibi iyi başlayan sonrasında Türk filmine dönen, hatta onun gibi biten bir dizi… Ancak o bir saatin nasıl geçtiğini anlamıyor ve izlemekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Birde finale değinmeden edemeyeceğim. esas oğlumuz kör olur ama gözlerinde hala gözlük vardır. Karizmayı çizdirmemek için sanırım. Eh yakışıyor ne yapalım şimdi!

Kesinlikle tavsiye edeceğim k-dramalar arsında…Müzikleri gayet başarılı. Bu arada bazı müzikler de Trois couleurs: Bleu’dan alıntı. Başarılı bir yapım…Bu arada Choi Ji Woo 최지우 listeme eklenmiş durumda…canım benim ya!!!

Yönetmen: Lee Hyeong-min (이형민), Yoon Seok-ho (윤석호)

Senaryo: Kim Eun-hee (김은희), Oh Soo-yeon (오수연), Yoon Eun-kyeong (윤은경)

Oyuncular:

Linkler:

http://www.hancinema.net/korean_drama_Winter_Sonata.php

http://tr.wikipedia.org/wiki/Winter_Sonata

http://en.wikipedia.org/wiki/Winter_Sonata

http://wiki.d-addicts.com/Winter_Sonata