Death Note

Death Note (デスノート, – Desu Nōto, Ölüm Defteri) deyince yazacak o kadar şey var ki ancak burada hepsini yazmayacağım elbet. Vereceğim liknler size yardımcı olacaktır. Pazartesi Sendromu Kuşağında bahsetmiştim tüm hafta sonunun büyük kısmını Death Note’u izleyerek geçirdiğimi ki hazır çarşamba günü birşeyler tanıtmam gerekiyorsa bu Death Note olmalı diye düşündüm.  Death Note Tsugumi Ooba tarafından yazılıp Takeşi Obata tarafından resimlendirilmiş bir mangadır. Bir lise öğrencisinin, bir şinigaminin (Japoncada  (死神)ölüm tanrısı/meleği) dünyaya düşürmüş olduğu -Ölüm Defterini- bulup kendini dünyayı tüm suçlulardan arındırıp, oluşturacağı yeni dünyanın yapma çabası anlatılır.  Death Note o kadar ilgi çeker ki manga 108 bölüm sürer. Sonra bu mangadan bir film ve anime oluşturulur. Mangayı elime geçirme fırsatım olmadı elbet internette gördüklerim dışında ancak anime ve sinema filmini tavsiye ederim.  Manga, anime ve film arasında farklılıklar mevcuttur. En kestirme ve sonuca çabuk ulaşılan ise film olmuştur. Death Note’un en dikkat çeken yönü ise kurgusu. Tan anlamıyla izlerken …

ev’lenmek üzerine bir yazı daha…

Uzun zamandır ne uğraşlarla (!) ev aradığımı bilirsiniz. Sonunda eve şeklen bezememede bir evim oldu. Sanırım buna emlakcı dilinde 1+0 diyorlar. Bir oda küçük bir girişle dahil edilmiş mutfak, birleştirilmiş küçük banyo ve tuvalet. Annem bu durumdan pek memnun olmasa da her daim burnunun dikine giden ben savaşı tekrar kazanıyorum. Uzun uğraşlardan sonra evi yerleştirdim. Elbette ki annemin yardımıyla. Bir yer tuttuğumu öğrendiği anda kardeşimle girdiği “ben gideceğim” savaşından galip çıkarak yollara düşüyor. O gün mesaide olan ben tabiî ki kendisini karşılayamıyorum. Bu eksi bir puan eminim ki… Kuzenimin yanında kalıyor, eve geçince biraz burun büküyor ama yapacak bir şeyi yok. Direktiflerle yetinmekle kalıyor. Aslında olup biteni benim tarafımdan yazamıyorum okuma ihtimali var. Sonra durumu izah etmeye çalış her telefonda kimle konuştuğumu, ne yaptığımı izah etmem için. Asıl kaos dündü. Bu akşam gideceği için bileti ayırtım ve dün alacağımı söyledim. iş çıkışı eve gittiğimde annem ütü yapmakla meşguldü. Harem’e geçip …

“ev”lenmek hakkında kısa bir yazı…

tanıdıklar bilir malumdur ki 4 ayı aşkın süredir ev aramaktaydım (hala da tutmuş değilim). benim gibi kararsız bir insan olduğunuzu düşünüp bütçenizi önünüze aldığınızda seçim sürecinizin daha da uzaması içten bile değil. istanbul’un taşını toprağını, semtini, sokağını aradıktan sonra zorunlu da olsa içime sindirdiğim bir ev için görüşmelere başladım, sonunun hayırlı olmasını diliyor başkası eve göz dikmesin diye evin reklamını yapmıyorum. asıl anlayamadığım aylara dayanan tecrübeme istinaden istanbulda ki kiralık evlerin fiyatları. oyle ki iki kişilik yatan sığan 1+0 bir eve 450 ytl istemeyi yüzleri kızarmadan yapabiliyorular. neymiş efendim beşiktaş merkezde yıldızdaymış… şöyle ki yıldız da ki pahalılığı da anlamış değilim. evde şunları yapabilirdim: mesela klozette tuvaletimi yaparken banyo yapabilirdim çünkü başka şansım yoktu aslında iki işi birden görme açısından avantajlı vakitte harcamıyorsunuz… demeden de edemeyeceğim şeyinizi sallasanız duvara çarpması ihtimali olası… muhtemel 3+1 evi üçe yada ikiye parçalamış oda şeklinde kiraya sunmuş ev sahibimiz. tabii ki zekice bir olay… …

Back to Top