Strings – İpler

“Öyle bir zaman düşünün ki kötünün, düşmanın tanımı her zamankinden daha belirli. Öyle bir zaman düşünün ki görünmez bir düşmana, hayali bir kötülüğe karşı savaşmaya yollanıyorsunuz. Öyle bir savaşa giriyorsunuz ki sonunda arayıp da bulduğunuz tek kötünün ve düşmanın kendi içinizde olduğunu fark ediyorsunuz.” [Anders Ronnow Klarlund] Şu an hangi filmin ön tanıtımında izlediğimi hatırlamıyorum fragmanı ama film yapılalı üzerinden 4 sene geçmiş bile. Askerde olduğum dönemde İF’te yayınlanmış. Strings dünyada yapılmış ilk uzun metrajlı kukla filmi. Çekim esnasında ne stop-motion kullanılmış ne de 3D animasyonlar. Toplam 4 yıl süren çalışma 115 kukla ve dünyanın dört bir yanından gelmiş, 22 kukla ustası, 150 İskandinav personel ve toplam 10 km kukla ipiyle meydana gelmiş. Hikayede geçen iki ırkın savaşı yayınlandığı dönemde kimilerine İsrail-Filistin savaşı, kimilerine Amerika’nın işgal politikası, kimilerine ise binlerce yıllık inanışları çağrıştırırmış. Yönetmen Anders Ronnow Klarlund bu ilk deneyimi“Kuzey kutbuna yapılan o ilk keşif gezileri ile okuduklarımı çağrıştıran şeyler …

Denizin kokusu uzaklaşmaya başlamıştı. Toprağın kokusu yüzünüze çarptığında dünyanın sadece karalardan oluştuğu fikrine kapılabilirdiniz. Kokunun sizde bıraktığı ilk izlenim kavrulmuş kum kokusundan başka bir şey olayacaktır. Aynı çöldekileri anımsatan oysaki gökyüzü hiçte öyle insanlarının tatmadığı bir koku bırakmıştı ortaya. Kurak toprağa yapışmış taze ot kokusu kişinin benliğine zor anlar yaşatan bulmacalardan farksızdı elbette ki bu kokuyu almak için kendinizi her şeyden soyutlamış, benliğinizle baş başa kalmanız gerekliydi çoğu mutluluğu sonradan keşfetmeniz gibi. Az önceki kelebek olduğuna yemin edebilirdim. Gökyüzündeki, bulutların çizdiği. Derin rüzgarda narin bedeni savrulurken, sonundan bihaber olarak endişe içerisindeydi. Renkleri korkunun etkisiyle solmuş, etrafa bıraktığı koku uçuşan tozun etkisiyle kaybolmuş küçük gözlerindeki bakışlarda endişe vardı.

aslında ütülemiştim gözkyüzünden inmeden hemen önce beyaz kıyafetlerini. insanlara aldanmamak lazım. bazen gözleirnin ucuyla bakıyorlar beyazlığa sadece kirletmek için. ne kadar iyi anlaşmışız sessizliğin kıymetini. hani çökerya birden, uzaktaki kilise hikayeleri anlatılır, o üç harfli adı soylendiğinde hemen yanı başında peydahlandığını düşündüğün ağzından yek bir kelime çıkmasa bile sürekli beyninde yankılandırdığın isim… kokrkuyor musun? yeni ütülemiştim güzelliğimi. saf, sade, düz, pürüzsüs. bembeyaz insnaların aranlıkları içinde. aklımda bazı hayaller var. eğer anlatırsam gözlerim yuvalarından fırlayacak. eğer susarsam dilim damakarıma yapışacak. bir cümle gibi kemiksiz. sizleri çağırmalıydım aslında ütüledim hayatı ve ey sen ismini bile anmaktan korktuğum insna oğlu… ve sus. gece çalarken dere suyunabir geyiğin kanını akıt ve faziletine er bir canı almanın… sende insansın biliyorum… sessiz, kimsesiz, kifayetsiz…

Kanatlarını açmış bir bulut gözüktü gökyüzünde. Bir buluttan çok hafif rüzgarsa salınan bir kelebeğe benziyordu. Gözlerini sandığın içine diken yaşlı adam doğruldu. Sağına doğru baktı ve Birkaç kelime söyledi. O esnada sert bir rüzgar vücuduna çarparak geçti. Gökyüzündeki kelebek hızla görüş alanından uzaklaştı ve ardından onun beyazına zıt, simsiyah bir bulut gökyüzünü kapladı. Uzaklardan bir çığlık sesi duyuldu. Güneşin bir kısmı kendini karanlık bulutun ardına saklamıştı bile.

kesfedilmeyi bekleyen ulke by ~angellife Biraz daha çoraplarım sökük bugün, gün kararmış, kızıllığı kelimelerin ucunda. Her defasında sessiz, her defasında iç burkan karelere yenik düşüyor bedenim. Cümlelerim ellerimden seken kalemin haykırışları. Aynalardan uzak, ışığa inat kaybettim benliğim üzerinde yoğunlaşıyorum. Yüzüm kararmış. Yılların pisliği bedenime zift gibi yapışmış. Günahlarımın kefaretini ödercesine yakıyor bedenimi. Yeni bir doğuşa hazır olmak mı bu? Artık insan olmak isiyorum. İşte sen, yanıbaşımdaki! Kelimelerim sahibi, varlığıma can katan! Şimdi söyle; “hangi güç bir oduna çevirebilir kalbimi, ya da küllerini odun yapar.” Kelimeler sessizce geliyor. Duyamdığım kadar uzak namelerde. Sadece insan olmak istiyorum, ayaklarımın üzeirnde doğrulmak, ardıma lodosun derin esintisini alıp, gökyüzünün kızıllaştığını hissetmek. Sizler orada mısınız? Bütün kelimelerin içinde? “bir derenin ağzında iki küçük kuğu yaşar, elleri kolları bağlı kelimeleri…”

Gökyüzü Sarsıntılı bir yolculuktan sonra nihayet araç durdu ve işlemler tersine tekrar etmeye başladı. Etraftan duyulan çocuk sesleri belirsiz bir müzikle karışıyor, üzerine binen değişik seslerle pekte çekilesi olmayan bir gürültüye sebebiyet veriyordu. Sandık yerinden kaldırıldı. Yaklaşık yirmi adım kadar sallandıktan sonra yere bırakıldı. Bütün kuklalar bağlarını tavana dikmiş sandığın kapağının açılmasını bekliyordu. Bu sebeple hepsi yere düzensizce yatmış insanoğlunun şüphelenmemesi için karışık bir pozisyon almışlardı. Beklediler. Bu o kadar uzun bir bekleyişti ki sonunda birkaçı dayanamayıp sandığın tahta parçalarının arasından sızan ışıktan dışarıya bakmak için sıraya geçti. Sandıktaki hava artık tümüyle değişmişti. Bunun farkına başka kim vardı bilinmez ama havanın tazeliği içlerinde bir dirginik yaratmıştı. “gökyüzünde bir kuğu elleri kolları bağlı aslında hep yan yana biri ölmüş olsa da…” Sandığın kapağı birden açıldı. Gökyüzünü görmek için ayaklanmış kuklalar kendilerini kapağın ilk hareketiyle birlikte yere doğru bıraktılar, baygın bir insan gibi. Üzerlerine düştükleri kuklaların bir kaçından homurdanma sesi geldi. Ama …

Kukla kuklalar başlarını kaldırdı. tek kelimeyle, sığıntı hayatının geri kalanına üzülmemek için. iplere bağlı yaşam çarşafa bürünmüş bir vücuttan farksız olsa gerek. oysa sayıkladıkları bunlar değildi. “bir derenin ağzında iki küçük kuğu yaşar…” ellerini birbirine vurdu. çıkan tok ses bazı gözlerin alaycı bir şekilde kendine çevrilmesine neden oldu. başı isteksizce yere düştü. insanların cesaret dediği şey onda yoktu. oysa aynı ağaçtan oyulmuş kardeşine baktı. pelerinini rüzgara karşı savuruyor, üzerine çevrilmiş hayran gözlerin sıcaklığıyla böbürleniyordu. aynı ağaçtan bir hafta içinde yontulmuşlardı. hatta ondan büyüktü de. çoğu kez düşüncelerinden çıkardığı sonuç, hammadenin aynı olmasından çok yaratıcının verdiği kudretti. aklında dolanıyordu sürekli ve yavaş yavaş diline de yansımaya başlamıştı. “bir derenin ağzında iki küçük kuğu yaşar birbirinden farklı kelimelere bağlı…” birden gökyüzünün karardığını hissetti. göğe doğru baktığında bir elin içlerinde bulunduğu sandığın kapağını tutup çektiğini gördü ve sandık büyük bir gürültüyle kapandı. sandıktakilerin çoğu gibi o da gözlerini kapattı ama biliyordu ki bu …

Back to Top